ארכיון חודשי: מרץ 2022

text dr. pro

YENİ MEDYADA “AŞK”: DUYGUSAL İLİŞKİLERİN SİBER
MEKÂNDAKİ YANSIMALARI
Gül Esra ATALAY∗
Özet
Yeni medyanın yarattığı siber mekan, modern insanın yaşamındaki her alana olduğu gibi
duygusal ilişkiler alanına da etki etmiş, bu alanı değiştirip dönüştürmüştür. “Aşk” kavramının içi,
yeni medya mecralarında klasik anlamından çok daha farklı bir biçimde doldurulmaktadır. Bu
araştırmada yeni medya dolayımıyla deneyimlenen duygusal ilişkiler iki açıdan ele alınacaktır.
İlk bakış açısı var olan duygusal ilişkilerin yeni medya araçları dolayımıyla sürdürülmesinin
sosyolojik ve psikolojik değerlendirmesini sunacaktır. İkinci kısım ise üniversite öğrencilerinin
yeni medya ortamındaki arkadaşlık (dating) site ve uygulamaları hakkındaki algılarını
yansıtmayı hedefleyen survey çalışmasının değerlendirmesinden oluşacaktır.
Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Siber Mekan, Hiperiletişim, Arkadaşlık Siteleri, Aşk
“LOVE” ON NEW MEDIA:REFLECTIONS OF EMOTIONAL
RELATIONSHIPS IN CYBERSPACE
Abstract
Cyberspace, which new media created, has influenced, changed and transformed every
area of human life, in addition to the emotional relationships area. The content of the concept
“love” has been fulfilled very differently compared to its classical meaning. In this research, new
media mediated emotional relationships will be evaluated through several parts. The first part
will be the sociological and psychological analysis of the fact that emotional relationships are
being lead in a new media mediated way. The second part will present the results of a survey
among university students which focuses on their perceptions of dating websites and applications
in new media.
Keywords: New Media, Cyberspace, Hypercommunication, Dating Websites, Love

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, gulesra.coskun@uskudar.edu.tr
4
RADYODA MÜZİK SEÇİMİ: MÜZİK DİREKTÖRLÜĞÜ
Emine Özlem ATAMAN∗
*
Özet
Bir radyo istasyonu, dinleyicilerine yayınlarını ulaştırırken müziksel içeriği de
planlamaya ihtiyaç duymaktadır. Müzik Direktörü, bir radyo istasyonunun müzik kütüphanesini
oluşturan ve radyo istasyonunun işitsel tonunu şekillendiren kişidir. Müzik Direktörleri, radyo
dinleyicilerinin dinleme alışkanlıklarını ve günlük yaşamlarında radyoyu nasıl kullandıklarını
inceleyen profesyonel yayıncılar olarak bilinmektedirler. Radyo istasyonlarında yayınlanacak
müzik için bir strateji oluşturmak üzere çalışan müzik direktörleri, kullanılabilecek her müziği
dinlemek ve hangi zaman dilimlerinde yayınlanacağına karar vermektedirler. Hedef kitle için
hangi müziğin çekici olduğu, müzik planlaması içinde hangi şarkının uygun olup olmadığını göz
önünde bulundurmaktadırlar. Bir radyo istasyonunun müzik direktörü, yeni müzikleri sürekli
dinlemek, hangi şarkıların ne zaman ve ne kadar süreyle yayınlanacağı konusunda kararlar
almaktan sorumludur.
Bu çalışma, müzik direktörlerinin radyo yayınlarında çalınacak müziğe nasıl karar
verdiklerini ve görev tanımlarını incelemektedir. Türkiye'de ticari radyo istasyonlarında çalışan
müzik direktörleri ile yapılan derinlemesine görüşmelerde müzik direktörlerinin radyoda müzik
yayını formatlarını oluşturmak için kullandığı anahtar müzik programlama stratejileri
tanımlanmıştır. Ayrıca, müzik direktörlerinin iş tanımı ve ticari radyo istasyonlarındaki etkileri
ele alınmış ve radyo istasyonundaki önemi incelenmiştir. Bu bakış açısıyla, radyo dinleyicileri ve
radyo endüstrisi de irdelenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Müzik Direktörü, Radyo Yayıncılığında Müzik Planlama, Radyo
RADIO STATIONS’ MUSIC CHOICE: MUSIC DIRECTORS
Abstract
A radio station needs music programming to broadcast to an audience of radio listeners.
The Music Director or M.D. is the person who handles a radio station’s music library and shapes
the tone of the station. Music Directors are professional broadcasters who have studied the
listening habits of radio listeners for years. They know how listeners use radio in their daily
lives. The music director works to formulate a strategy for the station. Music Directors have to
listen to every record and decide on its merits for airplay, keeping in mind the format of their
station, the target demographic they are appealing to, and whether or not that song will work in
their programming mix. A music director of a radio station is responsible for auditioning new
music, and making decisions as to which songs get airplay, how much and when.
This study examines how radio stations decide what music to play on the air and job
descriptions of music directors. From intensive interviews with music directors at commercial
radio stations in Turkey, we identify key music programming practices that music directors use
to manage their stations' music formats. In conclusion, we consider the study's implications for
understanding music directors’ job descriptions and duties in commercial radio stations. The
importance of music directors in the radio station has been studied in this study. Moreover, radio
audiences and the radio industry have been examined in this point of view.
Keywords: Music Director, Music Programming in Radio Broadcasting, Radio

  • Doç. Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo – Televizyon ve Sinema Bölümü, ozlem.ataman@ege.edu.tr
    5
    ÇEVRİMİÇİ KRİZ İLETİŞİMİ STRATEJİSİ VE
    KAMUNUN TEPKİLERİ: SUNEXPRESS ÖRNEĞİ
    Bayram Oğuz AYDIN∗
    Özet
    Bu çalışma bir organizasyonun sosyal medyadaki kriz iletişim stratejisini ve kamusunun
    bilişsel ve duygusal tepkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, sosyal medyada
    havayolu şirketi SunExpress’in kabin görevlilerince bazı yolcuların Kürtçe konuştuğu için
    uçaktan indirilmesi ve gözaltına aldırılması iddialarını içeren gelişmeler üzerine Twitter’ da
    yayınladığı krize tepki mesajı ve kamusunun bu mesaja tepkisini içeren 614 kriz iletişimi mesajı
    içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmaların verileri 19-26 Ekim 2017 tarihleri için NodeXL
    yazılımı aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizi neticesinde bulgular, krize tepki stratejisi
    olarak inkâr etmeyi kullanan bir mesaj sonrasında kamuda bilişsel ve duygusal hangi tepkilerin
    oluştuğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın sonuçları, bilişsel tepkilerin daha çok mesajın kabul
    edilmesi yönünde olduğunu gösterse de, mesajı reddetme ya da mesajı duyurma şeklinde de
    tepkilerin oluştuğu görülmüştür. Duygusal tepkilere yönelik sonuçlar ise daha çok olumlu iken,
    olumsuz tepkilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini göstermiştir.
    Anahtar Kelimeler: Kriz İletişimi, Krize Tepki Stratejisi, Sosyal Medya
    ONLINE CRISS COMMUNICATION STRATEGY AND
    THE PUBLIC’S RESPONSES: A CASE OF SUNEXPRESS
    Abstract
    This study aims to examine an organization's crisis communication strategy on social
    media and the cognitive and emotional responses of its public. For this purpose, by the claims
    about some passengers’ deplaning and being detained by SunExpress Airline’s cabin crews
    because they spoke Kurdish. SunExpress’s crisis response message on Twitter and responses of
    its public for this message and 614 crisis communication messages were analyzed by content
    analysis. The data of this research were collected through NodeXL software for the dates 19-26
    October 2017. As a result of the analysis of the data, the findings revealed which cognitive and
    emotional responses occurred among public after a message which used “denying” as a crisis
    response strategy. Although the results of the study show that the cognitive responses were
    mostly towards the acceptance of the message, it has also been seen that there were responses of
    denying the message or announcing the message to the other public. In addition to this, it was
    also determined that while the results for the emotional responses were rather positive, the
    negative responses should not be ignored.
    Keywords: Crisis Communication, Crisis Response Strategy, Social Media

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Gaziantep Üniversitesi İletişim Fakültesi, b.oguzaydin@gmail.com
6
RADYO YAYINCILIĞININ DEĞİŞEN İEŞLEVİ: YENİ NESİL
YAYINCILIK ORTAMI OLARAK İNTERNET RADYOCULUĞU
Ümit AYDOĞAN∗
Özet
Yeni iletişim teknolojileri ile değişen ve gelişen medya ortamları internet ortamında
interaktif bir şekilde kitlenin de içeriğe ortak olması sağlanmaktadır. Geleneksel yayıncılık
anlayışının dışında ortaya çıkan bu yeni durum etkileşim-katılım-kontrol gibi mekanizmaların bir
arada gerçekleşmesine neden olmaktadır. Günümüzde sayısal yayıncılık teknolojilerinin
gelişimine paralel olarak internet radyolarının klasik radyolara oranla daha avantajlı ve alternatif
bir ortam şeklinde karşımıza çıktığını söylemek mümkündür.
Dinleyicinin pasif konumdan aktif bir kitleye dönüştüğü sayısal teknolojiler ekseninde
internet radyoculuğu da gerek içerik üretimi gerek yayın- yapım sürecinin daha basite
indirgenmesi gerekse de kitleye ulaşmakta daha hızlı ve kolay olması açısından giderek yerini
sağlamlaştırmaktadır.
Bu çalışmada internet radyoculuğunun içerik üretimi- yayına hazırlık ve kullanıcı ile
girilen etkileşim boyutlarının geleneksel radyo yayıncılığı ile olan benzer ve karşıt yönleri
karşılaştırılmış ortaya sentez ile avantaj ve dezavantajlar belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın
amacı geleneksel ve klasik radyo yayıncılığı ile sayısal radyo yayıncılığı arasındaki benzer ve
karşıt yönleri belirlemektir.
Anahtar Kelimeler: Radyo, İnternet, İnternet Radyoculuğu, Etkileşim, Dinleyici
CHANGING FUNCTION OF RADIO BROADCASTING: INTERNET
RADIO AS A NEW GENERATION BROADCASTING ENVIRONMENT
Abstract
With new communication technologies, changing and evolving media environments can
be interlocked in the internet environment so that they can be shared in content. This new
situation, which emerges outside traditional publishing conception, causes mechanisms such as
interaction-participation-control to coexist. Today, parallel to the development of digital
broadcasting technologies, it is possible to say that internet radios are more advantageous than
classical radios and that they respond in the form of an alternative environment.
In the axis of digital technologies where the listener turns into an active mass from the
passive position, Internet radio is steadily increasing in terms of both content production and
broadcast-making process being faster and easier to reach the masses though it needs to be
reduced.
In this study, it was tried to determine the advantages and disadvantages of the content
production of internet radio and the interaction and dimensions of interaction with the user by
comparing the similar and opposite aspects of traditional radio broadcasting. The purpose of the
research is to determine similar and opposite directions between traditional and classic radio
broadcasting and digital radio broadcasting.
Keywords: Radio, Internet, Internet Radio, Interaction, Audience

∗ Araş. Gör., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, umit.aydogan@ege.edu.tr
7

40IMIZÇIKTI: MİKRO-BLOG ÖRNEĞİ OLARAK “KIRKLANMA

TÖRENİ İMGELERİ” VE DEĞİŞEN BELLEK PLATFORMLARI
Pelin AYTEMİZ∗
Özet
Görsel sosyal medyadaki yeni paylaşım platformları, kişileri en mahrem anlarını paylaşmaya
teşvik eden etkili bir ifade aracı olmaya başladı. Özellikle mobil odaklı minimalist bir fotoğraf
paylaşım uygulaması olan Instagram, blog geleneğinin yöntemlerini uyarlayarak çevrimiçi görsel bir
günlük tutma platformu haline geldi. Bu bağlamda, bu araştırma yeni anne olan bireylerin doğumdan
sonraki ilk 40 gün içinde yaşadıklarını nasıl görselleştirdiklerine ve Instagram uygulamasını "yeni
doğan" etrafında dönen ritüeller bağlamında nasıl kullandıklarına odaklanmaktadır. Doğum sonrası
dönemi kapsayan 40 günlük süreç, anne ve bebeğin birbirlerine bağlanabilmesi için bir fırsat olarak
okunurken, evde geçirilen bu zaman sırasında her türlü sembolik geçiş/dönüşümün de güvenli ve
başarılı bir şekilde tamamlanması beklenir. Bu araştırma, doğum sonrası gerçekleştirilen kırklanma
ritüellerinin (ilk banyosu, hediye seremonisi, evden ilk çıkış, mevlit gibi) Instagram uygulaması
üzerinden izini sürerek, görsel kültürdeki yerini anlamlandırmaya çalışmaktadır.
Belirlenen ilgili hashtag'lerin (‘#40günlük, #kırkımızçıktı #40gezmesi #40uçurma

uctuuctu40uctu #40mevlidi) belli bir süre boyunca takip edilmesi ile toplanan paylaşımlar, hem

görsel hem de yazılı (yorumlar, kullanılan hashtag'ler, fotoğraf altı yazıları gibi) özellikleri ile bir
bütün olarak yorumlanır. Micro-blog örneği olarak okuyabileceğimiz ve annelik üzerine anlatılar
üreten açık (public) profillerin paylaştığı görseller arasında tekrar eden temalar ve öne çıkan ortak
görsel dil belirlenmiş ve tipolojiler oluşturulmuştur. Sosyal medya çağında fotoğraf ve dijital görsel
kültür üzerine yazılan eleştirel kurama dayanan bu araştırma, tekrar eden bu görsel tipolojileri ve
söylemi anlamlandırmaya çalışırken, bellek platformu olarak görülebilecek bu görsel-yazılı
günlüklerin söylem analizini yapar.
Anahtar Kelimeler: Görsel Sosyal Medya, Micro-blog, Instagram Görselleri, Kırklanma
Töreni İmgeleri, Platform Argosu.

40DAYSOLD: EXAMPLE OF MICRO-BLOGGING ON “40-DAY

POSTPARTUM RITUALS” AND THE CNAHGING MEMORY PLATFORMS
Abstract
The new spaces and new types of sharing on visual social media have started to be a effective
means for self-expression, that encourage one to share their most intimate and private moments.
Especially the minimalist, mobile-focused photo sharing application Instagram, has become a
platform for mothers for keeping a public diary that mimics online blogging. In this sense, this article
considers how new mothers perform their motherhood in the first 40 days post birth period on
Instagram and use the medium to capture, curate and share the celebration of the newborn. The “40-
day postpartum period”, as an interesting rite of passage is characterized in Turkey as a time of
bonding for the mother and child while the literal and symbolic transition is expected to be completed
gradually, securely and successfully during the home stay. This research aims to present findings from
the study of postpartum rituals (such as the bathing, gift giving, mevlid ceremonies) and track the
visual reflections of the beliefs surrounding it. Through the analytical lens of particular hashtags
‘#40günlük, #kırkımızçıktı, #40gezmesi, #40uçurma, #uctuuctu40uctu, #40mevlidi, this paper
conducts a visual analysis of the sample of photographs shared on “public” profiles of Instagram's
‘platform vernacular’ and aims to describe commonalities in such micro-blogging practices. The
meta-data analyzed is collected via the Instagram application programming interface (API) in which
the caption included specific hashtags were tracked for three months in 2017. Utilizing critical
literature on photography and digital visual culture in the age of social media, this presents a selection
of visual typologies and tries to makes sense of this peculiar memory practice of micro blogging and
interpret the discourse gathered around these image-based and inter-textual content.
Keywords: Visual Social Media, Micro-blogging, Instagram Imagery, 40-day Postpartum
Rituals, Platform Vernacular.

∗ Doç. Dr., Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi, pelinaytemiz@gmail.com
8
BİR ÜNİVERSİTE TELEVİZYONUNDA ÜRETİLEN
SAĞLIK PROGRAMININ YOUTUBE VERİLERİ ÜZERİNDEN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Çetin AYVAZ∗
Özet
İnternet teknolojisinin gelişmesi doğrultusunda yeni iletişim olanakları ortaya çıkmış ve
medya kuruluşları yeni platformlardan izleyicisine ulaşmaya başlamıştır. Her alanda olduğu gibi
sağlık hizmetlerinde de hem tüketiciler hem de işletmeler sosyal medyadan yararlanmaktadır. Bu
platformlardan biri de video paylaşım siteleridir. Bu video paylaşım sitelerinden en yaygın ve
etkin olarak kullanılan Youtube, bu çalışmada ele alacağımız Ege Üniversitesi Televizyonu’nun
da izleyiciye ulaştığı platformlardan biridir. Çalışmada Ege Üniversitesi Televizyonu’nda
yayınlanan Ege’den Sağlık programının 2017 yılı Nisan ayı içerisinde yayınlanan ve Youtube
video paylaşım sitesine yüklenen bölümleri içerik analizi yapılarak ve izlenme istatistikleri
değerlendirilerek incelenmiştir. Araştırma sonucunda ticari bir kaygısı bulunmayan Ege
Üniversitesi Televizyonu’nun incelenen sağlık programının yayınlarında bilgilendirmenin ön
planda olduğu ve izlenme oranlarının ve sürelerinin düşük olduğu belirlenmiştir. Youtube’da
sağlık ile ilgili konularda yapılan kullanıcı aramalarında siteye Ege Üniversitesi Televizyonu
tarafından yüklenen videoların ilk planda çıkmaması ve konulan videoların sürelerinin uzun
olması en önemli etken olarak tespit edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Youtube, Sağlık Programları, WebTV
ASSESSMENT OF THE HEALTH PROGRAM PRODUCED
ON A UNIVERSITY TELEVISION THROUGH THE YOUTUBE DATA
Abstract
New communication opportunities have emerged in the direction of the development of
internet technology and media organizations have started to reach audiences from new platforms.
As in all areas in health services, both consumers and businesses benefit from social media. One
of these platforms is video sharing sites. YouTube, which is one of the most widely used and
effective video sharing sites, is one of the platforms that Ege University Television will reach in
this study. The episodes of the Egeden Sağlık Program broadcasted in April 2017 and uploaded
to the YouTube video sharing site were analyzed by Content Analysis and the statistics were
evaluated. In the broadcasting of the health program examining Ege University Television, it was
determined that the information was in the forefront and that the coverage rates and duration
were low. In the user searches made on health related issues on Youtube, it was determined that
the videos uploaded by Ege University Television on the site do not appear on the first screen
and that the duration of the videos are long.
Keywords: Social Media, Youtube, Health Programs, WebTV

∗ Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, TV ve Sinema Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi,
cetinayvaz@gmail.com
9
WONDER WOMAN FİLMİNDE TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ
Burcu BALCI∗
Özet
Kapitalist sistemin ve ideolojisinin sürekliliğinin sağlanması için kullanılan önemli
araçlardan biri sinema sanatına ait ürünlerdir. Özellikle de küresel bir güce sahip olan
Hollywood sineması, kapitalist toplumlara ait muhazafakar ve ataerkil değerleri kültür aracılığı
ile yeniden üretmektedir. Sosyal yeniden üretim alanlarından biri olan Amerikan sineması,
ataerkil kapitalist toplumların iktidarının, gücünün ve hiyerarşik yapısının devamlılığı için
meşrulaştırma işlevini gerçekleştirmektedir.
Sinemada toplumsal cinsiyet bağlamında kadınlara ve erkeklere dair kültürel temsiller,
toplumsal rol modelleri olarak önem taşımaktadır. Bu çalışmada son dönem Hollywood
sinemasının popüler örneklerinden biri olan Wonder Woman (2017) filmi, kadına ait toplumsal
cinsiyet rolleri açısından incelenmiştir.
Filmde alternatif ve yeni bir kadın kahraman figürü olarak sunulan Wonder Woman, ilk
bakışta erkek kahramanlara ait fiziksel niteliklere ve karakter özelliklerine sahip, özerk bir kadın
temsili olarak dikkat çekmektedir. Ancak film ayrıntılı olarak incelendiğinde, kadın kahramanın
modern yaşam değerlerinin dışında, ütopik bir evrende yaşadığı, erkeğin medeniyetin temsilcisi
olarak öğretici bir konuma yerleştirilerek kadına medeni yaşam pratiklerini, cinsler arası
ilişkilerin formunu, geleneksel değerleri aktardığı görülmektedir. Bu bağlamda var olan küresel
kapitalist sistemin ihtiyaçlarının ve taleplerinin doğrultusunda mevcut düzenin, kadınlık ve
erkeklik pratiklerini farklılaştırarak, kahramanlık tanımını kadın karakter üzerinden yeniden
ürettiği belirlenmektedir. Wonder Woman, neo-liberal bir figür olarak, özerk bireye ilişkin tüm
özellikleri taşımamakta ve aslında ataerkil sistemin izin verdiği sınırlar dahilinde inşa edilmiş bir
kahraman olarak karşımıza çıkmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Wonder Woman, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkil Sistem, Kültürel
Temsil, Kahraman.
GENDER ROLES IN WONDER WOMAN
Abstract
Cinema is one of the important ways used to keep continuity of the capitalist system and
ideology. Especially Hollywood, having global power, reproduces conservative and patriarchal
ideas of capitalist societies by way of culture. American cinema conception which is essentially
part of social reproduction, makes legitimate to continuity hierarchical structure and power of
patriarchal capitalist societies.
Cultural representations of women and men as a part of gender are particularly important
as social role models in cinema. In this study, Wonder Woman (2017), one of the most popular
examples of Hollywood cinema conception in recent years, has been surveyed in terms of gender
roles of women.
Wonder Woman, presented as an alternative and new female heroine in movie, catches
the attention, firstly issight as an autonomous female respresentation of the male characters'
physical qualities and traits. However, when it is surveyed in detail, it can be seen that the female
hero lives in a utopic environment apart from the modern life, placed a teaching positions as
there presentative of man's civilization and transferred the traditional phenomenon of marital life
practices. In this regard, it is determined that the current capitalist system existing in the
direction of needs and demands of the global capitalist system reproduces the definition of
heroism through the female character by differentiating the pratices of feminity and masculinity.
Wonder Woman as neo-liberal figure, doesn't involve all characteristics of an autonomous
individual and emerged as a hero within the boundaries of the patriarchal system.
Keywords: Wonder Woman, Gender, Patriarchal System, Cultural Representations, Hero

∗ Doç. Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, burcu.balci@ege.edu.tr
10
METİNLERARASI İLİŞKİLER BAĞLAMINDA YENİDEN ÜRETİM:
SON METİN “KOSMOS” VE ÖNCÜLLERİ
Şebnem SOYGÜDER BATURLAR∗
Alper Doğan BAHADIR∗∗
Özet
Sinema, kendinden önceki, göstermeye ve anlatmaya bağlı altı sanat dalı ile ilişki içinde
olan, göstermeye bağlı sanat dalıdır. Sözlü anlatı geleneği, yerini zamanla göstermeye bağlı
anlatıya bırakmış ve sinema filmlerinin yaratım sürecinde sözel olmayan bir sanat biçimi;
yeniden işlenilerek yeni bir biçem haline gelerek sinema filminde somutlaşmıştır. Bu
somutlaşmanın ardından dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da sanat eserlerindeki
değişmezler ve arketiplerdir. Bunlar okura, metinin öncülleri ile olan ilişkisini ve metinlerarası
ilişkiler bağlamında nasıl bir biçemde yeniden üretildiğini gösterir. Binlerce yıllık söylenlerin
kahramanları, dönüşmüş yeni bir biçemde yeniden üretilmiş olarak sinemada var olurlar.
Makalede yapısalcı eleştirel kuram ve karşılaştırmalı metinlerarasılık yöntemi ile metinler
karşılaştırılacaktır. İlk metinden hareket ile son metine doğru gidilecek ve metinlerdeki
kahramanlar “İki Kere Doğan” arketipi doğrultusunda karşılaştırılacaktır. Makalede beş adet
anlatmaya ve göstermeye dayalı metin kullanılacaktır. Bunlar sırası ile Sümer Tabletleri, Mısır
Hiyeroglifleri, Euripides’in Bakkhalar Trajedisi, İncil ve Reha Erdem’in Kosmos Filmi’dir. İlk
metnin kahramanı “Temmuz” zaman ile metinlerarası ilişkiler sonucunda günümüz sinemasında
Kosmos filminin Battal’ına dönüşmüştür.
Anahtar Kelimeler: Metinlerarasılık, Mitoloji, Arketip, Kahraman, Yeniden Üretim.
RE-CREATION IN THE CONTEXT OF INTERTEXTUALITY:
THE LAST TEXT “KOSMOS” AND ITS PIONEERS
Abstract
Cinema is an art branch relying on demonstration that is related to its former six art
branches leaning on demonstration and narration. Oral narrative tradition, left its place for
demonstrative narrative and during the process of making cinema movies a non-oral art fashion
was embodied in cinema movies by re-creating and re-styling. Following this embodiment, one
of the important points have to be made are invariants in art pieces and archetypes. These show
the reader the relationship between the text and its premises and how it was re-created in the
context of intertextuality. Legends of thousands years myths exist in cinema as a re-creation in a
transformed style. In this article, texts are compared with critical theory and comparative
intertextual method. Starting with the first text, this will follow towards the last one and legends
will be compared from the point of view of “Twice Born” archetype. In the article, there are five
texts based on narrative and demonstrative, these are respectively; Sumer Tablets, Egyptian
Hieroglyphs, “Tragedy of Bakkhai” by Euripides, The Holy Bible, and Reha Erdem’s movie
“Kosmos”. The protagonist of the first text “Temmuz” becomes the character “Battal” in
nowadays movie “Kosmos” as a result of time and intertextual relations.
Keywords: Intertextuality, Mythology, Archetypes, Protagonist, Re-creation


Doç. Dr., Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, sebnem.soyguder@ege.edu.tr
∗∗
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Film Tasarımı Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi,
alprdgnbhdr@gmail.com
11
TLC TELEVİZYON KANALINDA BİR İZLENCE OLARAK
SIRA DIŞI YAŞAM PROGRAMLARI
Ali Emre BİLİS∗
Özet
Amerikan televizyon kanalı olan TLC, yaşam biçimleri, kişisel hikayeler ve aile
yaşamları gibi reality içerikli programlara odaklanan yayın anlayışıyla dikkat çekmektedir. 2015
yılında Cnbc-E kanalı yerine kurularak ülkemizdeki yayın hayatına başlayan TLC kanalı,
gerçeğe dayalı programlar vasıtasıyla sıradışı olarak ifade edilebilecek kimselerin veya ailelerin
yaşamlarını izleyiciye aktarmaktadır. Bunlar arasında; fazla kilolarından ötürü ölüm riskleri
bulunan insanlar, çok uzun boylu kadınlar, cüce aileler, inanılmaz yapıdaki bedenlere sahip olan
insanlar ve çok cimrilerin hikayeleri de yer almaktadır. Bu çalışma, farklı fiziksel veya
davranışsal özelliklere sahip insanların gerçek yaşamlarından kesitlerin dramatik bir anlatıya
dönüştürülmesini ve sıradışı yaşamların bir televizyon izlencesi haline gelmesini konu
edinmektedir. Toplum tarafından ötekileştirilme potansiyeline sahip görünen insanların
televizyonda temsil edilmesini sağlayan bu programlar çalışmada biçim ve içerik yönünden ele
alınmaktadır. TLC Türkiye televizyonunda yayınlanan ve sıradışı yaşamları ele alan programlar
arasından seçilen “Ağır Yaşamlar” ve “İnanılmaz Bedenler” programları nitel analiz yöntemiyle
incelenmektedir. Çalışmada elde edilen bulgular, farklı özelliklere sahip olan insanların duygu,
düşünce ve kişisel deneyimlerinin dramatik bir anlatı yapısı içerisinde televizyon izlencesine
dönüştürüldüğünü göstermektedir. Sıradışı olarak nitelenen insanların bilinmeyen yaşam
biçimleri ve bedensel durumlarından kaynaklanan özel durumları TLC’deki televizyon
programları vasıtasıyla görünürleştirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: TLC, Sıradışı Yaşamlar, İzlence, Kişisel Hikayeler, Beden
REPRESENTATION OF ‘UNUSUAL LIVES PROGRAMME’
ON TLC-CHANNEL AS A SHOW PROGRAMME
Abstract
TLC, a television channel of the United States, draws attention with a broadcast approach
that focuses on reality-oriented programs, such as, lifestyles, personal stories and family life
stories. Beginning broadcasting life in 2015, in Turkey, TLC, set up instead of CNBC-E, channel
shows the lives of individuals and families who can be expressed oddly reality-based programs.
It also includes individuals who are at risk for death due to being overweight, tall women, dwarf
families, people with enormous bodies as well as stories of cheapskate people.
This study aims the fact that people with different physical or behavioral characteristics,
turn into a dramatic narrative of their real life and that their odd lives which become a television
show. These programs, which enable individuals to be represented on television, people who
have the potential to be alienated by society, are dealt with in terms of form and content in the
study. Broadcasted on TLC Turkey and addressed odd lives those ‘‘Ağır Yaşamlar’’ and
‘‘İnanılmaz Bedenler’’ are analyzed with qualitative research method. Findings of the study
exhibit that emotions, thoughts and personal experiences of those with different characteristics
are turned into television shows by means of a dramatic narrative structure. Specific and
unknown lifestyles and physical conditions of those which are depicted as weird, are visualized
by television programs on TLC.
Keywords: TLC, Unusual Lives, Shows, Personal Stories, Body

∗ Dr., aliemrem@hotmail.com
12
DURAĞANLIK KORKUSU OLARAK ÜTOPYA:
JOSS WHEDON’IN “SERENİTY” FİLMİ ÜZERİNE BİR İNCELEME
Mikail BOZ∗
Özet
İdeal bir toplumsal ve siyasi düzen arayışı insanlığın en eski tarihlerine kadar uzansa da,
keşif yolculukları, sanayileşme ve modernleşme süreçleri bu itkiyi gerçekleştirilebilir kılmış,
ütopik arzuyu gerçekleştirmek için pek çok toplumsal hareket ortaya çıkmıştır. Başta Thomas
More’un temel eseri “Ütopya” (1516) olmak üzere, ütopik eserler, şimdiki zamanın etiğinden,
onun sınırlarından radikal bir farklılaşmayı önererek, farklı bir dünyanın olabileceğine dair bir
umut ilkesi ortaya koymuştur. Ancak bu radikal farklılık iddiası aynı zamanda korkutucu bir
nitelik kazanmıştır. Sistematik bir baskı, otoriterlik ya da ütopyanın değişip dönüşmesi,
kontrolsüz bir şekilde yeniden yapılanarak korkutucu hale gelmesi olarak distopyalar yirminci
yüzyılda karşı ütopyalar olarak belirmişlerdir. Böylece farklılığın etiği olarak ütopya bir
durağanlık korkusu olarak anlam kazanmıştır. Bu durumun tipik örneklerinden birisi Joss
Whedon’ın Serenity (2005) filmidir. Darko Suvin’in mitsel analiz yöntemine göre çözümlenen
film, şimdiki zamandan ve mekandan radikal bir farklılaşma olarak ütopyayı bir durağanlaşma
olarak sunarken, yenilik istencine karşı şüpheyle yaklaşır. Böylece mitten kurtulma etiği yerine
mite dönüşü vurgulayıp var olan sistemin ve onun çatışkılarının daha arzu edilir kılınmasını
sağlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Serenity, Ütopya, Distopya, Durağanlık, Sinema
UTOPIA AS FEAR OF STABILITY:
A STUDY OF JOSS WHEDON’S “SERENITY”
Abstract
Even though the desire to find an ideal, social and political order extends to the earliest
histories of mankind, many social movements have emerged to realize utopian desire that made
it possible by journey of exploration, industrialization, and modernization. Utopian works,
especially Thomas More's classic work "Utopia" (1516) presented a principle of hope that there
could be a different world, proposing a radical differentiation from the limits of present time.
However, this radically different claim has also become the fear of utopia. Dystopias have
emerged as counter-utopias in the twentieth century as systematic pressure on society,
authoritarianism, or the transformation of utopias, became being uncontrollably restructured and
frightening. Thus utopia as the ethic of difference has gathered meaning as a fear of stability.
One typical example of this is Joss Whedon's Serenity (2005). The film is criticized with
mythical analysis of Darko Suvin's method, it presents utopia as a stabilization and approaches
will of novelty doubtfully. Thus, the film emphasizes the return of the mythos instead of
avoidance, and makes the existing system and its conflicts more desirable.
Keywords: Serenity, Utopia, Dystopia, Stability, Cinema

∗ Araş. Gör., Bozok Üniversitesi, mikail.boz@bozok.edu.tr
13
İLETİŞİM PERSPEKTİFİNDEN KONUŞMA SANATINDA GÖZ ARDI
EDİLEN BİR OLGU OLARAK ETKİN DİNLEME BECERİSİ
Leyla BUDAK∗
Burcu BALCI∗∗
Özet
Dinlemek, yeni ilişkiler kurmak ve var olan ilişkilerimizi sürdürmek için gerekli temel bir
iletişim becerisidir. İyi bir dinleyici, başkaları ile verimli, yapıcı ve kalıcı ilişkiler kurabilir. Kişiler
arası iletişim sürecinde dinlemek bir sorumluluk ve saygı belirtisi olarak kabul edilir. Ancak pek az
kişi, iletişim süreçlerinde etkin konuşma süreci kadar etkin dinleme süreci üzerine odaklanır.
Genellikle temel iletişim süreçlerinde konuşma etkinliğinin nasıl geliştirileceği üzerine
verilen eğitimler dinleme etkinliğinin nasıl geliştirileceğini kapsamaz. Oysa ki dinleme diğer kişilerin
nasıl hissettiği, neler düşündüğü ve dünyayı nasıl tanımladığı veya algıladığı üzerine anlama
sorumluluğudur.
Konuşmacının iyi bir konuşmacı olması kadar iyi bir dinleyici olması da iletişimdeki etkinlik
ve rolünü pekiştirir. Dinleme becerisi kendi önyargılarını, kaygılarını ve kişisel ilgilerini bir kenara
bırakmak sorumluluğu ile hareket etmek ve etkili bir iletişim sürecinin önemli bir bileşeni olan etkin
dinlemeyi ön plana geçirmekle geliştirilebilir.
Dinleme becerisindeki esas sorun çok az insanın dinlerken etkili bir şekilde
yoğunlaşabilmesinden kaynaklanır. Birçok insanın özellikle kendi düşünceleri yüzünden zihinleri
dağınıktır. Gerçek yaşamda daima bir “iletişim aralığı” vardır; söylemek istenen, gerçekte söylenen
ve duyduğunuzu düşündüğünüz ile konuşmacının demek istediğini sandığınız şeyler arasında fark
vardır. Fark ne kadar açılırsa iletişim sürecindeki kopukluklar, kırılmalar, kesintiler ve hatta
çatışmalar artacaktır. Dolayısıyla etkin dinleme becerisi üzerine odaklanılan bu çalışmada, bu
becerinin konuşma etkinliği ve temel iletişim süreçlerindeki rolü ve nasıl geliştirileceği
değerlendirilecektir.
Anahtar Sözcükler: Dinleme Becerisi, Etkin Dinleme, Dinleyici, Konuşma, İletişim.
EFFECTIVE LISTENING ABILITY AS A RULED OUT FACT IN SPEECH
ART FROM THE PERSPECTIVE OF COMMUNICATION
Abstract
Listening is an essential communication skill to establish new relationships and maintain
existing relationships. A good listener can establish consistent, positive and fertile relationships.
Listening is considered a sign of responsibility and respect in the process of interpersonal
communication. However, few people focus on the effective listening process as much as the
effective speaking process in communication processes.
General education on how to improve speech activity in the main communication processes
don’t contain how to improve listening effectiveness. But listening is the responsibility of
understanding how other people feel, what they think, and how they describe the world. Being a
good listener as well as being a good speaker reinforces the activity and role in the communication
process. Listening skills can be improved by acting with the responsibility of leaving one's own
prejudices, concerns and personal information and bring active listening, an important component of
an effective communication process at the forefront.
The main problem with listening is that few people can concentrate effectively during
listening. Many people are particularly distracted by their own thoughts. In real life there is always a
"communication gap"; there is (always) a difference between what you really want to say, what you
actually say and hear, and what you think the speaker means. How much difference is there,
disconnection in communication processes, interruptions and even problems will increase. Therefore,
this study focused on effective listening skills, the role of this skill in speech activity and basic
communication processes and how it will be developed and will be evaluated.
Keywords: Listening Skills, Effective Listening, Listener, Speeching, Communication


Doç. Dr., Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, leyla.budak@ege.edu.tr
∗∗
Doç. Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, burcu.balci@ege.edu.tr
14
POP ART AKIMI BAĞLAMINDA DENEYSEL SİNEMA VE ANDY WARHOL∗
Gönül CENGİZ∗∗
Rabia DEMİR∗∗∗
Özet
1950’lerde Amerika ve İngiltere’de birbirinden bağımsız bir şekilde ortaya çıkan Pop Art
akımı televizyon, radyo, gazete gibi kitle iletişim araçlarına ve kitle ürünlerine ilgiyi çekerken
başka hiçbir sanat akımında görülmemiş bir katılımla kitle iletişim araçlarının desteğiyle hızlı bir
şekilde yayılmıştır. Pop Art sanatçıları kullandıkları imge ve imajlarla yüksek sanat ve kitsch
arasındaki ayrımı bulanıklaştırarak sıradan olanı, izleyicinin her yerde gördüğünü sanat imgesine
dönüştürmeyi başarmışlardır.
Popüler kültürden beslenen akımın en önemli temsilcilerinden biri olarak Andy Warhol
sıra dışı yaşamı ve sanatı ile dikkat çekmektedir. Bir makine olmak istediğini söyleyen Warhol,
makine gibi üretmesini kolaylaştıran serigrafi tekniğini kullanarak imgeleri tekrarlamaktadır.
Sanatçı, çarpıcı resimlerinin yanı sıra deneysel filmleri ile de dikkat çekmiştir. Warhol filmleri,
klasik sinema kurallarının aksine sıkıcı ve saatlerce sürdüğü için uzun olarak değerlendirilmekte,
aynı zamanda sessiz olan filmler erotik unsurlara sık sık yer vermekte ve anlamlı bir olay
örgüsüne dayanmamaktadır. Böylece sanatçının filmleri, sinema eleştirmenleri tarafından ilk
deneysel/underground filmler olarak tanımlanmaktadır.
Bu çalışmada, Andy Warhol sanatı, resimleri ve deneysel filmleri ile ele alınmaktadır.
Pop Art akımı bağlamında incelenen Chelsea Girls filmi ile kitle kültürünün sanata etkisi
irdelenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Pop Art, Deneysel Sinema, Andy Warhol, Chelsea Girls
EXPERIMENTAL CINEMA IN THE CONTEXT OF
THE POP ART MOVEMENT AND ANDY WARHOL
Abstract
In the 1950s, the Pop Art movement, which emerged independently in the United States
and the United Kingdom, was rapidly expanding with the support of mass media with
unprecedented participation in mass media such as television, radio, and newspapers. By blurring
the distinction between high art and kitsch with the images they use, Pop Art artists have
succeeded in transforming what is commonplace, the viewer's everywhere, into an artistic image.
As one of the most important representatives of popular culture, Andy Warhol draws
attention with his extraordinary life and art. Warhol, who says he wants to be a machine, repeats
imagery using a silk screen technique that makes it easy to produce like a machine. He has also
drawn attention with his experimental films, as well as his stunning paintings. Warhol movies
are boring and time consuming as opposed to classical cinematic rules, and at the same time
silent films often feature erotic elements and do not rely on a meaningful event context. Thus,
the artist's films are defined by cinema critics as the first experimental / underground films.
In this work, Andy Warhol’s art, paintings and experimental films are studied. The
influence of mass culture on art is examined with the Chelsea Girls film, which is analyzed in
the context of the Pop Art movement.
Keywords: Pop Art, Experimental Cinema, Andy Warhol, Chelsea Girls


Bu çalışma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından desteklenmektedir.
∗∗ Dr. Öğretim Üyesi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, onulcengiz88@gmail.com
∗∗∗ Öğr. Gör., Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, rabiad3547@gmail.com
15
ALTERNATİF GAZETECİLİK İÇİN
KİTLE FONLAMALI FİNANSMAN MODELİ
Behlül ÇALIŞKAN∗
Özet
Eleştirel ve anaakım dışı görüşleri ifade eden alternatif medya uygulamaları, basın özgürlüğünün
sınırlı olduğu koşullarda iktidarların hâkim ve baskıcı yönlerine karşı alternatif içerikler sunmayı
başarabilmiştir. Fakat Atton ve Hamilton’a (2008) göre, eleştirel girişimlerin karşı karşıya kaldığı genel
ekonomi-politik ikilem, faaliyet gösterebilmeleri için kaynaklara ihtiyaç duymalarıdır. Bu bağlamda kitle
fonlaması modeli, daha geniş kitlelere ulaşmanın önündeki engellerin üstesinden gelmek almak alternatif
gazetecilik için yeni ve sürdürülebilir gelir kaynakları yaratma imkanına sahiptir.
Kitle fonlamalı gazetecilik, Howe (2009) tarafından “bir organizasyonun önceden çalışanlar
tarafından gerçekleştirilen bir iş için açık çağrı şeklinde, tanımlanamayan ve kalabalık bir topluluktan
kaynak temin etmesi” olarak tanımlanan ve kitle kaynak adı verilen kavramın bir alt bölümünü teşkil
eder. Mikro fonlama olarak da bilinen kitle fonlamasında, bağımsız olarak üretilen yaratıcı projeler için
geniş kitlelerden, her birey küçük bir miktar katkı sağlayacak şekilde finansman sağlanması amaçlanır
(Carvajal, García-Avilés, & González, 2012). Gazetecilik alanında son birkaç yılda kitle fonlamalı farklı
girişimler ortaya çıkmıştır. Topluluk fonlamalı gazetecilik platformu Spot.us, bağımsız medya
platformları Contributoria ve Indie Voices, Emphas.is fotoğraf gazeteciliği ve Vourno vieo gazeteciliği
platformları ile Almanya’daki Krautreporter ve Hollanda’daki De Correspondent, kitle fonlaması
modelinin kullanıldığı önde gelen gazetecilik girişimleri arasındadır.
Bu çalışmada, Avrupa çapında yaygın kitle fonlamalı gazetecilik platformları değerlendirilerek,
kitle fonlaması modelinin alternatif gazeteciliği nasıl desteklediğinin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır.
Bu değerlendirme öncelikle kitle fonlamalı gazetecilik programlarının ve faaliyetlerinin haritalanmasını
gerektirecektir. Bu haritalama temelinde kitle fonlamalı gazetecilik platformlarına ilişkin bir seçki
belirlenecek ve seçilen her platform için mevcut belgelerin metinsel analizinin gerçekleştirilmesi
amacıyla vaka analizi yaklaşımı uygulanacaktır.
Anahtar Kelimeler: Alternatif Medya, Gazetecilik, Kitle Fonlaması
CROWDFUNDING FINANCING MODEL FOR ALTERNATIVE JOURNALISM
Abstract
Alternative media practices, which express critical and non-mainstream views, have been able to
provide alternative content against the dominant and oppressive aspects of power in conditions of
restricted freedom of the press. But according to Atton and Hamilton (2008), the general politicaleconomic dilemma for any critical project is that it needs resources with which to work. Crowdfunding
model may create new and sustainable revenue sources for alternative journalism, in order to overcome
the obstacles to reach a broader audience.
Crowdfunded journalism is part of a general phenomenon called crowdsourcing, following Howe
(2009), referring to the act of “an organization taking a task once performed by in-house employees and
outsourcing it to a large and unclear crowd in the form of an open call.” Also known as microfunding,
crowdfunding seeks to obtain financing for independently produced creative projects from a large
audience, where each individual will provide a very small amount (Carvajal, García-Avilés, & González,
2012). Several crowdfunding platforms dedicated to journalism have entered and left the space within the
past few years, including Spot.Us for community-funded journalism, Contributoria and Indie Voices for
independent media, Emphas.is for photojournalism and Vourno for video journalism. Krautreporter in
Germany and De Correspondent in the Netherlands are other journalistic platforms for which
crowdfunding has been used.
This study aims at revealing how crowdfunded platforms support alternative journalism by
evaluating the Europe-wide crowdfunded journalism platforms. This evaluation primarily requires a
mapping of crowdfunded journalism programs and their activities. On the basis of this mapping, a
selection of crowdfunded journalism platforms will be made. For each of the selected programs, case
study logic will be used for the textual analysis of all available documents about them.
Keywords: Alternative Media, Journalism, Crowdfunding

∗Doç. Dr., Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Bölümü, behlul.caliskan@comm.bau.edu.tr
16
DİJİTAL MEDYA İÇİN YENİ GELİR MODELİ ARAYIŞLARI:
DOKUZ8HABER ÖRNEĞİ
Deniz DEMİR∗
Özet
Medya ekonomisi alanındaki en önemli uzmanlardan biri olan Picard (2010), günümüz medya ortamını daha
önce hiç olmadığı kadar istikrarsız olarak betimlemektedir. Şüphesiz ki bu durumun başlıca sebeplerinden biri
dijitalleşmedir. Dijital teknolojinin gelişmesi medya ekosistemini tamamen dönüştürmüş birtakım olanaklar sunduğu
gibi kimi aşılması güç sorunlar da yaratmıştır. İnternetin gelişmesiyle ilişkilendirilen olanaklar son birkaç yıl
içerisinde medya platformlarının ve ürünlerinin işleyişinde önemli bir rol oynamıştır. Birçok medya platformu aynı
ürünleri internete taşımanın yanı sıra yeni ve farklılaştırılmış ürünler de yaratmış ve etkileşimli bir arayüz kullanmaya
başlamışlardır. Etkileşim kavramına gitgide daha fazla önem atfedecek çeşitli medya formlarını birleştiren yeni
ürünler ortaya çıkmıştır.
İnternetin her türlü medya içeriği açısından alternatif bir dağıtım kanalı sunması üretim maliyetlerini de aşağı
çektiğinden dijitalleşme ve internetin gelişimi araştırmacı gazetecilik ve profesyonel etik ilkeler çerçevesinde
şekillenen çeşitli kar amacı gütmeyen medya oluşumlarının gelişmesine imkân vermektedir. Bu oluşumlar anaakım
medya tarafından görmezden gelinen birtakım önemli konuları kamusal alana yeniden taşınmaktadır. Anaakım
medyada işlerini kaybetmiş olan birçok gazeteci bu oluşumlara katılmakta veya kendi platformlarını kurmaktadır.
Küresel bir ağ olarak düşünüldüğünde, internet, anaakımın dışında kalan medya üreticilerine kendi nişlerinden çıkma
ve daha geniş bir kitleye seslenme imkânı vermekte; yüksek maliyetli yayıncılık ekipmanları ve hammaddeye ihtiyaç
duymama özelliği dolayısıyla ise kar odaklı olmayan ve sürekli olarak kaynak kıtlığı çeken medya için yeni olanaklar
sunmaktadır. Bununla birlikte geçtiğimiz on yıl içinde geleneksel medya için reklam gelirlerinin dramatik bir şekilde
düşmesi ve dijital gazetecilik içeriği için ücret alınabilecek genel geçer, her coğrafyaya ve zamana uyarlanabilen bir
gelir elde etme modeli bulunmaması küçük ölçekli, bağımsız medyanın yüzleştiği en büyük problemlerden biridir.
Bu çalışmada dijitalleşen ortamda gazetecilik için dönüşen kitle kaynak (crowdsourcing), mikro ödeme
modelleri gibi gelir elde etme modelleri ele alınacak ve kendini bağımsız bir topluluk medyası olarak tanımlayan
dokuz8haber adlı platformun finansal yapısı incelenecektir. Çalışmadan veri elde etme yöntemi olarak platformun
kurucuları ile yapılacak olan derinlemesine görüşmeler kullanılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Medya Ekonomisi, Topluluk Medyası, Dijital Gazetecilik, Bağımsız Gazetecilik
IN SEARCH FOR NEW BUSİNESS MODELS FOR DİGİTAL MEDİA:
THE CASE OF DOKUZ8NEWS
Abstract
Picard (2010), one of the most important specialists in the field of media economics, depicts today's media
environment as unstable as never before. Undoubtedly, one of the main causes of this situation is digitization. The
development of digital technology has created some opportunities that have completely transformed the media
ecosystem but at the same time have created some difficult problems to overcome. The possibilities associated with
the development of the Internet have played an important role in the functioning of media platforms over the last few
years. Many media platforms have created new and differentiated products and have begun to use an interactive
interface. New products have emerged that combine various forms of media that are increasingly important to the
concept of interaction.
As an alternative distribution channel offering in terms of the media content the Internet also lowers
production costs, digitalization and the development of the internet allow for the development of various non-profit
media forms that are shaped by investigative journalism and professional ethical principles. These occurrences are
relocated to the public sphere in a number of important subjects that are ignored by the mainstream media. Many
journalists who have lost their jobs in the mainstream media are participating in these events or establishing their own
platforms. When considered as a global network, the internet allows media producers outside the mainstream to get
out of their niches and call out to a wider audience. However, in the past decade, we have seen a dramatic drop in
advertising revenues for traditional media, and there is no universal, revenue model for digital journalism content,
which is one of the biggest problems confronting small-scale independent media.
In this study, business models such as crowdsourcing, micro payment models for journalism will be
discussed in the digitalized environment and the financial structure of the platform called Dokuz8News, which
defines itself as an independent community media, will be examined. In-depth interviews with the founders of the
platform will be used as a method of obtaining data.
Keywords: Media Economics, Community Media, Digital Journalism, Independent Journalism

∗ Araş. Gör. Dr., Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, denizd1@gmail.com
17
YENİ MEDYA UYGULAMALARIYLA GÖZETLENME
Gökhan DEMİREL∗
Özet
İletişim araçlarının sürekli bir değişim döngüsünde kaldığı 21.yüzyılda akılı telefonları,
başlıca haber alma ve görünür kalma aracı haline gelmiştir. Akıllı telefonlar yeni medya olarak
kabul edilen sosyal medyanın gelişmesinde de önayak olmuşlardır. Yeni medya ile birlikte ünlü
ve popüler olma kavramları da değişmiş ve popülerlik, veri paylaşımı ve takipçi sayısıyla doğru
orantılı hale gelmiştir. Bu durum, yeni medya kullanıcılarını internette sürekli paylaşım yapma
ve çevrimiçi kalma zorunluluğunda bırakmaktadır. İnternetin denetimsiz ortamında bir çok
tehlikenin olduğu düşünüldüğünde, çokça paylaşım yapan birinin de gözetim altında olabileceği
riski ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle yeni medya kullanıcıları, gönüllü olarak gözetilmeye hizmet
etmektedir.
Bu çalışma, gözetlenme kavramının yeni medya araçlarıyla nasıl dönüşüm geçirdiğini ve
yeni medya üzerinden oluşan rıza kavramını popüler kültür bağlamında eleştirel bir bakış
açısıyla açıklamayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Panoptikon, Gözetim, Rıza, İnternet
THE SURVEILLANCE BY NEW MEDIA APPLICATIONS
Abstract
Smartphones have become the main means of getting news and becoming visible in the
21st century that communication tools are continuously changing. Smartphones have also been
leading the development of social media, which has been recognized as new media. The meaning
of fame and reputation have also changed with the new media. The popularity has been directly
proportional to the number of sharing and followers. These conditions obligate the new media
users to constantly share and being online on the internet. When the Internet is thought of as a
space surrounded by a lot of danger in an uncontrolled area, there is a risk that someone who
shares much may also be under surveillance. In other words, new media users serve voluntarily
to the surveillance.
This study aims to explain how the concept of surveillance is transformed with new
media tools and the concept of consent formed through new media with a critical perspective in
the context of popular culture.
Keywords: New Media, Panopticon, Surveillance, Consent, Internet

∗ Araş. Gör., Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, gokhandemirel1905@gmail.com
18
PERFORMATİF BELGESELDE ÖYKÜ ANLATIMINA
ÖRNEK OLARAK VİVİEN MAİER’İN PEŞİNDE (2013) FİLMİ
M. Elif DEMOĞLU∗
Özet
Belgesel sinema, Türkiye’de belgesel sinemada bir ekol olan Suha Arın’ın tanımıyla; etik ve estetik
değerlerle, belgelere dayanarak, evrensel bir mesaj içerecek biçimde gerçeğin yeniden yorumlanmasıdır. John
Grierson’un vurguladığı ‘gerçeğin yaratıcı biçimde yorumlanması’ tanımı belgesel sinemanın gerçekleri
göstermeyi amaç edinirken diğer yandan yorumlama, öyküleme ve yönetmenin bakış açısını içeren doğasını
ortaya koyar. Belgesel sinema, tarihsel olarak yaşanmış veya yaşanmakta olan olayları ele alırken bu olayları
nasıl ele alacağı meselesi, yorumu içeren kısmıdır ki dikkatleri yönetmenin kendisine çevirir. Bill Nichols bu
noktada şu soruyu yöneltir: ‘belgesel bir öykü anlattığında bu kimin öyküsüdür; yönetmenin mi yoksa öznenin
mi?’
Bu sorunun en çok açığa çıktığı tür, Nichols’un belirlediği belgesel türlerinden Performatif
Belgeseldir. Performatif(Edimsel) belgesel türü, yönetmenin deneyim ve bilgisinin duygusal yoğunluğunu
öne çıkarır. Bu tür belgesellerde yönetmen, ele aldığı konuyu kendi deneyimleri üzerinden anlatırken bazı
durumlarda konunun kendisinden çok bu konu karşısında yönetmenin izlediği yol önem kazanır. Performatif
belgeselde genellikle izlenen bir süreç, araştırmanın kendisi, yönetmenin olaylar karşısında aldığı tavır göz
önündedir.
Vivien Maier’in Peşinde(2013, Yönetmen: Charlie Siskel, John Maloof) adlı belgesel, adından da
anlaşılacağı gibi bir takip ve keşif belgeselidir. Sıradan bir kadın olan Maier’in ölümünden sonra bulunan
fotoğraflarıyla artistik dehasının keşfine dayalıdır. Oldukça ilginç olan Vivien Maier’in hikayesi, yönetmenin
keşif süreci ile birlikte aktarılır. Filmde önem teşkil eden, konunun kendisinin yanı sıra, yönetmenin bu keşif
sürecindeki rolüdür.
Bu çalışmada, özellikle performatif belgesel türündeki filmlerin konunun kendisini mi, yönetmenin
kendisini mi öne çıkardığı tartışılacaktır. Bu doğrultuda örneklem olarak seçilen Vivien Maier’in Peşinde
filmi içerik analizi yöntemiyle ele alınarak; konu ve keşif açısından iki farklı katmanda değerlendirilecektir.
Anahtar Kelimeler: Performatif Belgesel, Belgesel Türleri, Vivien Maier’in Peşinde
STORYTELLING IN PERFORMATIVE DOCUMENTARY:
FINDING VIVIEN MAIER (2013)
Abstract
Documentary cinema, as defined by Suha Arın, is based on documents, ethical and aesthetic values,
reinterprets the truth and includes a universal message. John Grierson's definition of 'creative interpretation of
reality' defines the nature of documentary cinema, including its interpretation, storytelling, and director's
point of view while aiming to show reality. Documentary cinema is the part of how it will deal with reality
when dealing with events that historically have happened, or are happening including interpretation which
transforms the attention to the director himself. At this point, Bill Nichols puts forward the question: which is
the story when he narrates a documentary; is it the director or the subject?
This question is discussed in one of the documentary modes defined by Nichols performative
documentry. The performative documentary mode emphasizes the emotional intensity of the director's
experience and knowledge. In such documentaries, the director takes the subject that he or she is dealing with
through his or her own experience, and in some cases the path that the director follows in this matter becomes
more important than the subject itself. In performative documentaries the process, the researcher itself and
the attitude of the director in the face of events can be reflected on the screen.
The documentary, Finding Vivien Maier (2013, directed by Charlie Siskel, John Maloof), is a followup and discovery documentary, as the name implies. It is based on the discovery of the artistic genius with
photographs of Maier after her death. The story of Vivien Maier, which is quite interesting, is conveyed along
with the director's discovery process. What is important in the film is the role of the director in this discovery
process, as well as the subject itself.
In this study, it is argued that films are in the form of performative documentaries, whether they reflect
the subject itself or the director himself. In this direction, Finding Vivien Maier was selected as an example
and the film was analyzed by content analysis method. It will be evaluated in two different categories in
terms of subject and discovery.
Keywords: Performative Documentary, Documentary Modes, Finding Vivien Maier

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, ekurtoglu@marmara.edu.tr
19
DİJİTAL TOPLULUKLARDA İLETİŞİMSEL BELLEĞİN
İMKÂNLARINA DAİR BİR TARTIŞMA
Selver DİKKOL∗
Özet
Bellek, hatırlamaya ve unutmaya dair zihinsel bir süreç olarak bireyde tezahür eder.
İletişimin de temel dinamiğini bu hatırlama ve unutma pratikleri belirlemektedir. Akılda tutma,
zihne kazıma gibi gündelik hatırlama aktiviteleri, iletişimin süreğenliği için gerekli olan tanıma
ve aşina olma ilişkisini de beraberinde getirir. Bireyi çevreleyen aile, iş ve arkadaşlık ilişkileri,
hatırlanması veya unutulması gereken pek çok durumu bu anlamda belirler. Sosyolojik bir
kavram olan iletişimsel bellek, kişiyi çevreleyen söz konusu ilişki ağları içerisinde ve belli
gruplarla bağlantılı olarak oluşur. Kolektif belleğin alt bir kavramı olarak da okunabilecek olan
iletişimsel bellekte esas olan şey, belli bir topluluk içerisindeki iletişim sürecine katılmak ve bu
süreci devam ettirmektir. İletişimsel belleğin oluşumu ve sürekliliği, herhangi bir toplulukla
iletişim ve etkileşim halinde kalmakla mümkündür. Sosyal bağlarla somut olarak oluşan bu
toplulukların yanı sıra gündelik yaşamın bir parçası haline gelen sosyal medyada kurulan dijital
topluluklar da artık söz konusudur. Kendi kültürel evrenlerinin ilişkiler yumağı içerisinde
yaşamakta olan bireyler, dijital topluluklar içerisinde birer kullanıcıya dönüşmekte ve farklı bir
iletişim biçimi deneyimlemektedirler. Bir veya birden fazla yönetici tarafından çok çeşitli
amaçlarla kurulan, geniş ve değişken bir kullanıcı yelpazesine sahip bu topluluklar içerisinde
kullanıcılar, hâlihazırda sahip oldukları yaşanmışlıklar ve bellek birikimleriyle yer alırlar. Bu
çalışma, dijital topluluklar içerisinde iletişimsel bir belleğin oluşma dinamiklerine
odaklanmaktadır. İletişimsel belleğin temel özellikleri, dijital topluluklar ekseninde yeniden ele
alınacak ve topluluklarda iletişimsel belleğin imkânları betimsel olarak tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: İletişimsel Bellek, Dijital Topluluklar, Sosyal Medya
DEBATE ON OPPORTUNITIES OF CONNECTIVE MEMORY
IN DIGITAL GROUPS
Abstract
Memory appears in the individual mind as a cognitive process on remembering and
forgetting. Basic dynamic of communication is determined by these remembering and forgetting
practices. Daily remembering activities such as keeping and digging into mind are necessary for
continuity of communication. Family, job and friend relationships determine so many things
which are needed to be forgotten or remembered. Connective memory as a sociological notion
occurs in this network surrounding the individual and it is related with certain groups. The
essential thing in connective memory, which can be also accepted as a sub-notion of collective
memory, is participating to a communicative process of a group and maintaining this process.
Comprising and continuity of connective memory is possible with ongoing group interaction.
Besides these groups comprised by real social networks, there are also digital groups found in
social media which are now a part of daily life. Individuals living in their cultural environments
turn into users in digital groups and they experience a different kind of communication. Together
with their life experiences and memory accumulation the users take part in these groups. The
groups are founded with so many different purposes by one or more than one admin. They have
got a large and inconstant user scale. This study focuses on the dynamics of comprising a
connective memory in digital groups. The basic features of communicative memory are argued
once again based upon digital groups and the opportunities of communicative memory is
discussed.
Keywords: Communicative Memory, Digital Groups, Social Media

∗ Araş. Gör., Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi, selverdikkol@gmail.com
20
MEDYANIN SOSYAL SORUMLUK KAMPANYALARI:
HÜRRİYET GAZETESİ’NİN “AİLE İÇİ ŞİDDETE SON”
KAMPANYASI’NA YÖNELİK BİR İNCELEME
Özlem DUĞAN∗
Özet
Aile içi şiddet toplumsal bir sorun olarak sürekli gündeme gelmektedir. Özellikle kadına
şiddet haberleri medyada sık sık yer almaktadır. Birçok kamu kurum kuruluşları ve sivil toplum
kuruluşları kadına şiddeti önleme amaçlı çalışmalar yapmaktadır. Hürriyet Gazetesi 2004
yılında "Aile İçi Şiddete Son" sosyal sorumluluk kampanyası ile kadına şiddeti önlemek için
çalışma başlatmıştır. Kampanya kapsamında birçok etkinlik düzenlenmiş, eğitim verilmiş, şiddet
mağdurlarına destek sağlanmış, acil yardım hattı kurulmuş, kampanya sosyal medyada
paylaşılmış, birçok şehirde eğitimde işbirliği ve yurtdışında çalışmalar yapılmıştır. Kampanya,
yurtiçi ve yurtdışındaki kuruluşlardan ödüller almıştır. Toplumda farkındalık oluşturmak ve aile
içi şiddeti önleme amaçlı gerçekleştirilen kampanyaya kamu kurumları da destek vermiş,
kurumlarla ortaklaşa etkinlikler yapılmıştır. Sosyal sorumluluk kampanyalarında kamu kurum
kuruluşların yanı sıra sivil toplum kuruluşları ile yapılan işbirliği başarıyı da beraberinde
getirmektedir. Bu bağlamda Hürriyet Gazetesi'nin "Aile İçi Şiddete Son" sosyal sorumluluk
kampanyası incelenmiştir. Çalışma kapsamında literatür taraması yapılarak, internet aracılığıyla
kampanya ile ilgili veriler elde edilmiş ve kampanyanın oluşturduğu farkındalık ortaya
konulmaya çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Sosyal Sorumluluk Kampanyaları, Medya, Aile İçi Şiddet Son
Kampanyası
MEDIA’S SOCIAL RESPONSIBILITY CAMPAIGNS:
AN INVESTIGATION FROM THE HÜRRİYET NEWSPAPER
“FAMILY END TO VIOLENCE” CAMPAIGN
Abstract
Domestic violence is constantly on the agenda as a social problem. Especially women's
reports of violence are frequent in the media. Many public institutions and non-governmental
organizations are working to prevent violence against women. In 2004, the Hürriyet Newspaper
initiated the "end domestic violence" social responsibility campaign to prevent violence against
women. Many activities were organized within the scope of the campaign, training was
provided, victims of violence were supported, emergency help lines were established, campaigns
were shared in social media, cooperation between institutions was established in many cities and
studies were conducted abroad. The campaign received prizes from domestic and international
organizations. The campaign received prizes from domestic and international organizations. To
create awareness in the community and family violence prevention campaigns conducted for the
public institutions, joint activities were carried out with the institutions. The success of
cooperation with civil society organizations as well as public institutions brings social
responsibility in the campaign. In this context, the Hürriyet Newspaper "end domestic violence"
social responsibility campaigns were investigated. In the scope of the study, the literature was
searched and the campaign related data was obtained via the internet and the awareness of the
campaign was tried to be revealed.
Keywords: Social Responsibility Campaigns, Media, End of Domestic Violence
Campaign

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü,

WONG KAR-WAI’NİN “HAPPY TOGETHER” FİLMİNE
QUEER BAKIŞ
Duygu ERGÜN TAKAN∗
Özet
Filmlerinde, birbirinden çeşitli öznelerin birbirine duyduğu tarif edilmesi güç derin
duyguları, keskin tanımlamalardan bilhassa kaçınarak izleyiciye aktaran Wong Kar-Wai,
günümüzde aşkı en iyi anlatan yönetmenlerden biri olarak kabul edilmektedir. Kar-Wai’nin
filmlerinde aşk -tanımlanması güç duygusal yoğunluk-, cinselliğin ötesine geçerek tam bir tutku
ya da bir ruhaniliğe bürünerek perdeye yansımaktadır. Öyle ki, kabaca “aşk” diyegeldiğimiz
yoğun duyguların, esasında ne denli kutuplu ve akışkan olduğu; dolayısıyla tek bir biçime
indirgenemeyeceği gözler önüne serilmektedir. Öte yandan queer teori, toplum tarafından inşa
edilen her türlü kimliğin, cinsiyetin, cinselliğin ve tutumun sabit olamayacağını, bilakis sürekli
bir değişim halinde bulunduğunu savunmaktadır. Bu benzerlikten yola çıkarak çalışmada, Wong
Kar-Wai’nin 1997 yapımı “Chun guang zha xi/Happy Together-Mutlu Beraberlik” filmi,
gündelik hayatta doğru ya da değişmez kabul edilen toplumsal inşaları eleştiren queer teori
çerçevesinde okunmaya çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Queer Teori, Kimlik, Cinsiyet, Wonk Kar-Wai, Happy Together
Filmi
QUEER VİEW TO WONG KAR-WAİ'S ‘HAPPY TOGETHER’
Abstract
Wong Kar-Wai often treats love in his flms as an ephemeral vapour, a missed
opportunity, a fleeting emotion that never acted upon becomes an ephemeral memory buried by
me. In Kar-Wai's films, love-emotional intensity, which is defined as power, goes beyond your
sexuality and reflects on the screen as a full passion or a spirituality. We know the intense
feelings roughly as "love" is how polar and fluid, so a single style cannot be reduced. Queer
theory, on the other hand, argues that any identity, gender, sexuality and attitude constructed by
society cannot be fixed, but it is constantly changing. From this analogy, Wong Kar Wai's 1997
film "Chun guang zha xi / Happy Together" was attempted to be read in the context of queer
theory, criticizing social constructs are considered correct or unchangeable in everyday life.
Key Words: Queer Theory, Identity, Gender, Wonk Kar-Wai, The Film ‘Happy
Together’

∗ Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, TV ve Sinema Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi,
benduyguergun@gmail.com
22
ONLİNE GAZETECİLİK VE MEKANSIZLIK
Gamze EROL∗
Özet
İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan online gazetecilik son yıllarda geleneksel
gazetecilikten daha etkili bir araç haline gelmiştir. Okuyucunun yorumda bulunabildiği, haberle ilgili
duygu ve düşüncelerini dile getirebildiği bu alternatif medya haberciliği okuyucu ile etkileşme
olanağı yaratması, çift taraflı bir iletişim sunması açısından da öne çıkmaktadır.
Geleneksel gazetelerin de daha çok okura ulaşmak, haberi daha kısa sürede ulaşılabilir hale
getirmek, sık sık güncelleme imkanına sahip olmak için kullanmaya başladıkları online gazetecilik,
geleneksel gazeteler ile kıyaslandığında aynı zamanda neredeyse maliyetsiz olarak hazırlanabilmesi
nedeniyle sadece medya patronları tarafından değil, birey olarak gazeteciler tarafından da tercih
edilir bir mecra olmuştur.
Postmodernizmin ortaya çıkardığı çalışma ilişkilerindeki mekansızlık tam da bu noktada
online gazetecilik yapmak isteyenler için adeta bir fırsat yaratmıştır. Gazeteyi geniş bir kadro ile
büyük bir mekanda hazırlamak maliyetini sona erdiren bu fırsat, bir araya gelen birkaç kişinin haber
ajansları gibi kaynaklardan beslenerek, bazen de sosyal medya yardımıyla yakın çevresinden haberler
ekleyerek online gazete çıkarmasına olanak yaratmaktadır.
Bu durum özellikle de ülkemizde yaşanan ekonomik kriz sonrasında aynı anda işsiz kalan
pek çok medya mensubunun hem çok da fazla yatırıma gerek duymadan sesini duyurmasını hem de
internet sitesinde yer alan reklamlar sayesinde ekonomik gelir elde etmelerini sağlamaktadır. Ülke
çapında geniş takipçi kitlesine sahip olan bu tip mecraların yanı sıra daha çok yerelde haber üreten ve
neredeyse bir ofise bile ihtiyaç duymayan internet gazeteleri bu çalışmanın konusunu
oluşturmaktadır. İşleyişi daha iyi inceleyebilmek adına örnek olarak yerel ölçekli iki online gazete
ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Online Gazetecilik, Postmodernizm, Mekansızlık, Yerel Gazete
ONLINE JOURNALISM AND PLACELESSNESS
Abstract
In recent years, online journalism that emerged with the spread of internet usage, has become
a more effective tool than traditional journalism. This alternative media journalism, where readers
can comment, express their feelings and thoughts about the news, has the opportunity to interact with
the reader and also stands out in terms of providing a bilateral communication.
Online journalism, which is used by traditional newspapers to reach more readers, make
themselves more accessible in a shorter period of time, and have the opportunity to update
frequently, has become a medium that is preferred not only by the media bosses but also by the
journalists as an individual because it can be prepared almost free compared to traditional
newspapers.
The placelessness of business life which is emerged by postmodernism has created an
opportunity for those who want to do online journalism at this point. This opportunity to end the cost
of preparing a newspaper in a large space with a large staff, create another opportunity to extract an
online journal for a few people who come together, by feeds from souces such as news agencies and
sometimes by adding news from nearby circles with the help of social media.
This situation makes it possible for many members of the media, who are unemployed at the
same time after the economic crisis in our country, to announce their voices without investing too
much and also to earn economic income through the advertisements on the internet site. As well as
the type of communities that have large followers in the country, the online journals that produce
news in local areas and do not even need an office are the subject of this study. In order to be able to
examine the functioning better, two local online journals will be handled.
Keywords: Online Journalism, Postmodernism, Placelessness, Local Journal

∗ Öğr.Gör., Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, gamze.erol@ege.edu.tr
23
MR. ROBOT: SANRILARIN ARASINDA DİJİTAL DİRENİŞ
Aslı FAVARO∗
Özet
Dijital kültürün giderek baskın hale geldiği 2000’li yıllarda teknoloji/makine ve beden
ilişkisini ele alan sinema filmlerinin ve televizyon dizilerinin sayısında önemli bir artış göze
çarpmaktadır. Söz konusu ürünlerde teknoloji sıklıkla mistifiye edilirken aynı zamanda gündelik
yaşam ve iktidar mekanizmaları ile olan bağlantısı anlamında teknolojiye ve dijital kültüre karşı
çelişkili, kararsız bir tutum takınıldığı görülür. Mr. Robot dizisinde bu tür çelişkiler hacker
eylemlerini de kapsayacak bir biçimde yansıtılır. Teknolojinin, dizide E-Corp adlı dev holding
üzerinde cisimleştirilen kapitalizme karşı direniş aracı olarak kullanılması aynı zamanda ana
karakter Elliot Alderson’un şizofrenik bir evrende yaşaması ile iç içe geçecek şekilde sunulur.
Bellekle ilgili sorunlar, kimliğin tutarlı ve bütüncül kılınamaması gibi geç modern ya da
postmodern çağa ait ürünleri belirlediği düşünülen özellikler dizide, teknoloji kullanımına
hâkimiyet üzerinden şekillenen bir anti-kahraman evreni ile ilişkilendirilmiştir. Dolayısıyla
çoklu/parçalanmış benlik kavramının teknoloji kullanımına hâkimiyet ile geliştirilen bir direnişi
sorunlu hale getirmesi anlatının temel dayanağını oluşturmaktadır. Mr. Robot’ta postmodern
anlatılara egemen olan, karakterin kimliği, belleği ve karar mekanizmaları için alabileceği
referans noktalarının kaygan oluşu, dijital kültür ve bunun üzerinden şekillenen direniş
biçimlerinin nitelikleri ile doğrudan ilişkilidir. Hakikatin ne olduğunun bilinememesine,
yüzeylerin ardında farklı gerçekliklerin olmasına, karakterlerin ayaklarının altında sağlam bir
zemin bulunmamasına dayanan postmodern anlatıların bir örneğini oluşturan Mr. Robot bu tür
bir belirsizliği, anlatısının merkez noktası ve cazibe unsuru olarak sunarken dijital kültürün
içinden geliştirilen direnişi de söz konusu belirsizliklerin beraberinde getirdiği bir kafa
karışıklığı, sanrı ve hezeyan evreni içinden anlatmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Dijital Kültür, Hacker, Şizofreni, Postmodernite, Karşı Kültür.
MR. ROBOT: DIGITAL RESISTANCE THROUGH DELUSIONS
Abstract
As the digital culture increased its dominance in the 2000s, the number of movies and TV
shows dealing with the relationship between technology/machine and human bodies saw a
dramatic increase. While the technology is often mystified in these works, an ambivalent stance
toward the technology and the digital culture —as it pertains to their relation to the mechanisms
of power and day-to-day life— is also at work. In Mr. Robot, these contradictions are reflected in
a manner that encapsulates hacker activities. The use of technology as a means of resistance
against capitalism —embodied by the multinational corporation E-Corp, is presented intertwined
with the protagonist Elliot Alderson’s inhabiting a schizophrenic universe. Questions of memory,
properties thought to define late modern or postmodern times, such as the fragmentation of the
identity, are related in Mr. Robot to an anti-hero universe molded through mastery over the use
of technology. Accordingly, the foundation of the narrative consists of the fragmented identity
problematizing a resistance established by mastery over the technology. The slipperiness of the
points of reference for a character’s identity, memory, and mechanisms of decision —dominant
in postmodern narratives—, is immediately related to the digital culture, and a form of resistance
that is shaped through it. Mr. Robot is an example of postmodern narratives that are founded on
the unattainability of truth, the multiplicity of realities beyond surfaces, and the lack of a solid
ground beneath the characters’ feet. The show presents these ambiguities as the centre, and the
centre of attraction of its narrative, and the concomitant universe of confusion, delusion and
delirium form the backdrop to the narration of resistance from within the digital culture.
Keywords: Digital Culture, Hacker, Schizophrenia, Postmodernity, Counterculture

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, asli.favaro@ege.edu.tr
24
ÖTEKİLEŞTİRMEYE GİDEN YOLDA MEDYA
Selma FİLİZ∗
Özet
Toplum, içerisinde pek çok etnik kimliği barındıran parçalı bir yapıya sahiptir. Ancak 19.
yüzyıl sonlarında “ulus — devlet” kavramının ortaya çıkmasıyla ulusun tek tip bir bütün olduğu
anlayışı gelmiştir. Tek kimlikli bir toplum inşa etme isteği beraberinde halk içerisinde var olan
azınlık grupları asimile etme, ötekileştirmeye maruz bırakmayı getirmiştir. Ulus – devlet ile görünür
hale gelen azınlıklar, egemenin ideolojisini yeniden üreten medya ile kendilerini “öteki” konumunda
bulmaktadır. İktidar medya aracılığıyla yarattığı “biz” ve “öteki” ayrımında herkesin “biz” olmasını
istemektedir. Denetim altına alamadığı gruplarıysa yok etmek istemektedir. Günümüzde kitlelere
mesajı en hızlı ve etkili iletmenin yolu olan medya devletin ideolojik aygıtı olarak işlev görmektedir.
Topluma neyi/nasıl düşüneceğini gösteren, tutum ve davranışlarını etkileme gücü yüksek bir aygıttır.
Ve toplumu yönetmede söz sahibi olan yönetici sınıf medyayı bu yönde aktif kullanmaktadır.
Çalışmada “eleştirel söylem çözümlemesi” ile ülkemizde azınlık olarak konumlandırılan
Suriyeli sığınmacıların toplum tarafından algılanmasında haber medyasının rolünü ortaya koyacağız.
Bu amaçla yüksek tirajlı, sağ ve sol merkezden seçtiğimiz Hürriyet ve Sabah gazetelerinde üretilen
haberleri incelemeye çalışacağız. Bu bağlamda medyanın toplumsal bütünleştirici görevini nasıl
üstlenebileceğine dair çözüm önerileri sunacağız.
Medya temsil ettiği grubun algılanışında büyük bir role sahip ve oluşturduğu haber
söylemlerini azınlıkları ayrımcılaştırmak, ötekileştirmek üzerine kurmaktadır. Bunu yaparken de
milliyetçiliği temel almaktadır. Devlete bağlı ideolojik yapı çerçevesinde “biz” ve “öteki” olgusunu
milliyetçilikten doğurduğu nefret söylemiyle üretmektedir.
Anahtar Kelimeler: Azınlıklar, Medya, Ötekileştirme
MEDIA ON THE WAY OF OTHERIZATION
Abstract
Society has a fragmented structure that contains many ethnic identities. However, with the
emergence of the concept of "nation – state" in the late 19th century, the understanding of the nation
as a uniform whole came to be understood. The desire to build a single identity society has brought
together minorities within the population to expose them to assimilation and alienation. Minorities
that are visible with the nation – state find themselves in the "other" position with the media
reproducing the ideology of the sovereign. The government wants everybody to be "we" at the
distinction between "we" and "the other" that it creates through the media. They want to destroy the
groups they cannot control. Today, mass acts as the ideological apparatus of the media state, which is
the fastest and most effective way of transmitting the message. Collecting is a device with a high
degree of power to influence attitudes and behaviors, showing what / how to think. And the ruling
class media, who have a say in managing the society, is actively using it.
We will reveal the role of news media in the perception of Syrian asylum seekers, who are
positioned as minorities in our country, by "critical discourse analysis" in the study. For this purpose,
we will try to examine the reports produced in Hurriyet and Sabah newspapers with high circulation
and selected from right and left center. In this context we will present a solution to how media can
undertake the social integrative task.
Media have a major role in the perception of the group they represent and build news
discourses on discrimination and alienation of minorities. In doing so, it is based on nationalism. In
the frame of the state-dependent ideological structure, the "we" and the "other" phenomenon are
produced by the discourse of hatred born from nationalism.
Keywords: Minorities, Othering, Media

∗ Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi,
selmaflz@hotmail.com
25
ALTERNATİF MEDYA VE SOSYAL MEDYA UYGULAMALARI
Feride Zeynep GÜDER∗
ÖZET
Bu çalışmanın amacı, sosyal, felsefi ve politik düşüncelerin alternatif medyanın ideal
tanımına ulaşmak için birleştikleri noktalara bakarak alternatif medya teorilerini çeşitli ve farklı
çalışmalarla birlikte gözden geçirmektir. Çalışma, Eleştirel Medya’nın geniş yelpazesine
yayılmış olan Alternatif Medya'nın ana özelliklerine odaklanmaktadır. Radikalizmin medyadaki
rolünü tartışan Hegel, Marx ve Marcuse’ün ayrıntılı analizleri okuyucuların dikkatine
sunulacaktır. Bu entelektüel yörüngeyi takip ettiğimizde, ekonomik yaklaşımlar ve anarşist bakış
açıları medya alanında nesnellik ve öznellik arasında ayrım yapan Giddens'in sosyal teorisi
tarafından biraz değiştirilmiştir. Stuart Hall, kültürel alımlarda hegemonik anlamdaki
belirleyiciliğin ve tartışılmış anlamdaki belirlenmezciliğiyle medyanın sadece sosyal sistemler
olmadığını daha ziyade kamusal alanlarda iletişim sürecinin bir parçası olduğunu söyleyerek bu
tartışmayı daha ileri bir seviyeye taşımıştır. Bu makale Alternatif ve Eleştirel Medya üzerine
yaptıkları çalışmalarla teorik çerçeveyi genişleten Habermas, Duncombs, Fuchs ve Downing gibi
araştırmacıların entelektüel yörüngelerini de ele alacaktır. Çalışma, sonuç olarak zaman içinde
bir katalizör gibi geçirdikleri değişim ve geçişin ne ölçüde olduğunu görebilmek için bu
teorilerin hepsini mevcut sosyal medya uygulamaları içinde eriterek ele alacaktır.
Anahtar Kelimeler: Alternatif Medya, Eleştirel Medya, Toplumsal Teori, Sosyal Medya
ALTERNATIVE MEDIA AND SOCIAL MEDIA PRACTICES
Abstract
The aim of this paper is to review Alternative media theories through discursive literature
in the related field where social, philosophical and political thoughts merge to produce the
optimum definition of alternative media. The study focuses on the main characteristics of
Alternative Media that emerges in the wide spectrum of Critical Media. The role of radicalism in
media is brought to the readers’ attention by analyzing a more elaborative stage in which
discussions of Hegel, Marx and Marcuse. Following this intellectual trajectory, these economical
approaches and anarchist perspective are slightly changed by Giddens’ social theory that made a
distinction between objectivity and subjectivity to the realms of media. A further discussion
made by Stuart Hall reveals that the cultural receptions of determinism in hegemonic meaning
and indeterminism in negotiated meaning as media are not just social systems; they are rather
part of a communication process in public spheres. This paper will also present the intellectual
trajectory of recent scholars such as Habermas, Duncombs, Fuchs and Downing whose studies
on Alternative and Critical Media extended the theoretical framework. The study ultimately melt
all these theories into current social media practices with an aim to be able to understand to what
extent each one of them acted as a catalyst for change and transition over time.
Keywords: Alternative Media, Critical Media, Social Theory, Social Media

∗ Doç.Dr., Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, feridezeynep.guder@uskudar.edu.tr
26
SİYASİ LİDER İMAJINDA FOTOĞRAFIN ROLÜ:
2017 HALKOYLAMASINDA LİDERLERİN SOSYAL MEDYA
FOTOĞRAFLARININ GÖSTERGEBİLİMSEL ANALİZİ
Salih GÜRBÜZ∗
Özet
Günümüzde görsel faktörler imajın oluşumunda etkilidir. Bu bağlamda fotoğrafın rolü de
oldukça baskındır. Liderlerin kıyafet tercihleri, beden dilleri gibi birçok görsel özelliklerini
gösteren fotoğraflar medyada gündem oluşturabilmekte ve bunlar seçmenlerin algılarına etki
edebilmektedir. Görünürlüğe katkı sağlayan sosyal medya araçları sayesinde, liderler
mesajlarını kolayca ve hızlıca paylaşabilmekte ve kamusu da onları yakından tanıyabilmektedir.
Bir resim binlerce kelimeye bedeldir anlamındaki meşhur deyim fotoğrafın önemini
anlatmaktadır. Bu çalışmada fotoğrafın liderlerin imajı üzerindeki rolü göstergebilimsel olarak
araştırılmıştır. Bu amaçla 16 Şubat 2017- 15 Nisan 2017 tarihleri arasında Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan’ın, Başbakan Binali Yıldırım’ın, Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal
Kılıçdaroğlu’nun ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli’nin sosyal medya
hesaplarında paylaşılan fotoğrafları analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucu olarak; liderlerin
imajları genelde eşitlikçi, tarafsız, güçlü, dürüst, samimi, sevgi dolu ve geleneksel olarak
belirlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Siyasal İletişim, Lider İmajı, Sosyal Medya, Göstergebilim,
Halkoylaması
THE ROLE OF PHOTOGRAPH ON POLİTİCAL LEADERS’ IMAGE:
SEMİOTİC ANALYSİS OF POLİTİCAL LEADERS’ SOCİAL MEDİA
PHOTOGRAPHS IN 2017 CONSTİTUTİONAL REFERENDUM
Abstract
Today visual factors are effective on the formation of image. In this context, the role of
photograph is also quite dominant. The photographs that show many visual appearances of
leaders as their clothing preferences and body language can set an agenda on media and affect
the perception of voters. Owing to the social media tools which contribute visibility, leaders can
share their messages easily and fast and their public can know them well. The popular phrase “A
picture is worth a thousand of words.” can tell the importance of the photograph. In this study the
role of photograph on political leaders’ image was studied by semiotic analysis. For this purpose,
the photograps which were shared on the official social media accounts of Recep Tayyip
Erdogan (President of the Republic of Turkey), Binali Yıldırım (Prime Minister of the Republic
of Turkey), Kemal Kılıçdaroğlu (Leader of the Republican People's Party) and Devlet Bahçeli
(Leader of the Nationalist Movement Party) were analyzed between the dates of 16 February and
15 April 2017. As a result of the study, the image of the leaders are determined as hopeful,
reliable, trustworthy, serious, determined, social, respectful of diversity, authoritative, strong,
sincere, friendly, energetic, assertive, self confident.
Keywords: Political Communication, Leader Image, Social Media, Semiotic,
Referendum

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü,
gurbuzsalih@hotmail.com
27
TÜKETİM KÜLTÜRÜ VE DOMESTİK ALAN BAĞLAMINDA
‘GELİN EVİ” PROGRAMI ÖRNEĞİ
İlknur GÜRSES∗
Beste ELVEREN∗∗
Özet
Kitle iletişim araçları kadını genellikle domestik alan ile özdeşleştirmekte ya da kadına atfedilen
toplumsal cinsiyet rollerini domestik alan içerisinde yeniden üretmektedir. Bu bağlamda en kısa sürede en çok
izleyiciye ulaşması noktasında televizyon bu türden mesajların en sık tekrarlandığı kitle iletişim araçlarından
biridir. Özellikle belirli kuşakların, program türlerinin ya da televizyona özgü anlatıların da kadın izleyici ile
özdeşleştirildiği görülmektedir. Öte yandan kitle iletişim araçları, kadınların domestik alanda
konumlandırılmasına paralel olarak; erkeği üretim, kadını ise tüketim ile özdeşleştirmektedir. Tüketim
kültürünün, kitle iletişim araçlarını ve özellikle reklamları kullanarak bireyleri sembolik bir rekabet duygusuna
yönlendirdiği ve tüketim üzerinden kendilerini var etmelerini dolayımladığını söylemek mümkündür. Bu
doğrultuda bireyler, daha çok tüketebilmek ve tüketebildiklerini göstermek için kitle iletişim araçlarını ve yeni
medyayı sıklıkla kullanmaktadır. Bu noktada kadınların özellikle televizyon özelinde hem domestik alanda
hem de tüketim ilişkili olarak konumlandırılmaları, sürekli olarak domestik alanı çağrıştıran ve ya da domestik
uğraşılar (Yemek, temizlik, dekorasyon vb.) etrafında şekillenen programlarda temsil edilmeleri bu çalışmanın
ana fikrini oluşturmaktadır. Özellikle kadınların ve evlerinin, mikro düzeyde mahremiyetine makro düzeyde
tüketim kültürüne ve domestik becerilere/başarılarına vurgu yapan Reality Showlardaki temsili çalışmanın
sınırlarını çizmektedir.
Bu çalışmada ulusal bir kanalda hafta içi her gün yayınlanan “Gelin Evi” isimli Reality Show
programı 1 hafta boyunca kaydedilecek, kayıtlar öncelikle televizyonun temel anlatı kodlarına göre
incelenecek; ardından programın birer parçası olan “gelinlerin” konuşmaları belirli temalar/kavramlar
ekseninde Eleştirel Söylem Analizi ile irdelenecektir. Çalışmanın amacı ataerkil sistemde kamusal alandan çok
özel alanla ilişkilendirilen kadının, program özelinde “gelin” olma sıfatı aracılığıyla tüketim
nesneleri/eylemleri ile kurduğu ilişkiye odaklanmaktır. Bu ilişkinin, kadının ev içi varlığını kamusal alana
taşımasına diğer bir ifade ile tüketerek kamusallaşmasına nasıl bir etkisinin olduğunu saptamak ve aynı
zamanda toplumsal cinsiyet çalışmalarının işaret ettiği ve dolayısıyla eleştirdiği tüketimin kadınla, üretimin ve
özellikle kamusal alandaki üretimin erkekle bir analoji içinde temsilinin, program özelinde yeniden üretilip
üretilmediğini incelemek çalışmanın genel çerçevesini oluşturmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Domestik Alan, Toplumsal Cinsiyet, Tüketim kültürü.
CONSUMER CULTURE AND DOMESTİC SPACE: “GELİN EVİ” CASE
Abstract
The mass media usually identify women with domestics or reproduce gender roles attributed to
women within domestics. In this context, television is one of the most frequently replicated mass media of this
type of message at the point of reaching the most audience in the shortest time. Particularly for certain zones,
program types or TV-specific narratives are also identified as being for female viewers. On the other hand, in
parallel with the positioning of women on domestics, mass media identify man with production and woman
with consumption. It is possible to say that consumption culture uses mass media and especially
advertisements to direct individuals towards a sense of symbolic competition and to make themselves through
consumption. In this direction, individuals often use mass media and new media to show that they can
consume and consume more. At this point, it is the main idea of this work that women generally are positioned
in relation to both the domestic area and the consumption especially in the television, and represented in the
programs that consist of the domestic area or the domestic occupations (food, cleaning, decoration, etc.). In
particular, the boundaries of this study are drawn by the representations of women and their homes in these
reality shows that emphasize intimacy at the micro-level and consumerism and domestic skills/achievements at
the macro-level.
In this study, the daily reality show named “GelinEvi” will be recorded for 1 week, the records will
be examined primarily according to the basic narrative codes of television; then the talk of the "brides" which
are part of the program will be examined by Critical Discourse Analysis on the basis of specific
themes/concepts.
Keywords: Domestic Space, Gender, Consumer Culture


Doç. Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü, Fotoğrafçılık ve Grafik
ABD. ilknur.gurses@ege.edu.tr
∗∗
Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kadın Çalışmaları ABD, YL Öğrencisi. bestelveren@gmail.com
28
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİT(SİZ)LİĞİ PERSPEKTİFİNDEN:
“DİJİTAL UÇURUM”
M. Yağmur İÇELLİ∗
Özet
Dünden bugüne yaşanan teknolojik gelişmeler paralelinde sanayi toplumu evresi tamamlanmış, yeni
bir toplum düzenine geçilmiştir. Bu toplum “bilgi toplumu” olarak adlandırılmaktadır. Bilgi toplumu
döneminde; maddi sermayenin yerini bilgi, buhar makinesinin yerini bilgisayar ve diğer teknolojik aygıtlar,
kol gücünün yerini ise beyin gücü almıştır (Olcay,2014:7). Alvin Toffler (1980) bu dönemi: üçüncü dalga
(third wave) enformasyon toplumu olarak adlandırmaktadır. Bu toplumun en değerli ögesi “bilgi”dir. Bu
nedenle de bilginin üretimi ve paylaşımı bilgi toplumu için gerekli ve önemlidir. İşte bu dönemde bilginin
üretim/yapım, depolanma ve iletiminde kullanılan başat teknolojilerin tümü: bilgisayar ve iletişim
teknolojilerini kapsayan bir terim olan: “bilgi iletişim teknolojileri (BİT)∗∗” olarak adlandırılmaktadır. Bilgi
iletişim teknolojileri (BİT)†
; büro makineleri donanımı, bilgi işleme cihazları, veri iletişim cihazları ve ilgili
hizmet endüstrilerinin tamamını (TUENA,1998:4) ve de geleneksel- yeni medya araç ve ortamlarının
teknolojilerini kapsamaktadır.
Bugün insanoğlunun etrafı her ne kadar bilgi iletişim teknolojilerinin (BİT) oluşturduğu araç ve
ortamlar ile sarılmışsa da, her bireyin bu teknolojik araç ve ortamlara sahip olma erişim ve kullanım becerileri
eşit değildir. Söz konusu eşitsizliği betimleyen ve 1980’lı yıllardan beri gündemde olan “Dijital Uçurum”
kavramı öz olarak; Bilgi İletişim Teknolojilerine (BİT) varsıllık, kullanım becerisi üzerindeki eşitsizlikleri, var
olan farkları betimlemektedir. Dijital Uçurum kavramının değişkenlerden biri de cinsiyettir. Türkiye İstatistik
Kurumu (TÜİK) “Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması,2017” verilerine göre; Ülkemizde
2017 yılında 16-74 yaş grubundaki erkeklerin bilgisayar ve internet kullanım oranı sırasıyla %65,7 ve %75,1
iken kadınlarda bu oran %47,7 ve %58,7’lere düşmektedir (TUİK,2017). Cinsiyete dayalı bu oransal fark,
Türkiye İstatistik Kurum’nun gerçekleştirdiği son 10 yıllık (2007-2017) “Hanehalkı Bilişim Teknolojileri
Kullanım Araştırmaları”nın tümünde ve konuya odaklanan diğer çalışmalarda da (Yıldız:2011; Aşıcı:2009;
Baştürk Akça ve Kaya:2016) birçok kez ortaya konulmuştur. Bu noktada toplumsal düzlemde kadın ve erkek
arasında birçok alanda var olan “eşitsizlik” durumunun, dijital ortama da sirayet ettiğini söylemek yanlış
olmayacaktır.
Bu çalışmada Türkiye’deki “Dijital Uçurum” kavramının cinsiyet değişkenine dayalı boyutları
üzerinde durularak, bu uçurumdan neden kadınların daha çok etkilendiği irdelenecek ve bu bağlamda dijital
uçurum sorunsalı ile mücadele etmek için öneriler sunulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Dijital Uçurum, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Yeni Medya Okuryazarlığı
FROM THE GENDER (IN)EQUALITY PERSPECTIVE:
DIGITAL GAP” NOTION
Abstract
Although humankind is surrounded by vehicles and environments of information communication
technologies (ICTs) today, each individual has no equal chance to possession, access and use to these
technological tools and environments. “Digital Gap” which has been on the agenda since the 1980s is basically
defined as: the inequalities and gap on having ICT (varsity) and access-usage skills. One of the variables on
the digital gap is gender. According to data provided by the Turkish Statistical Institute (Türkiye İstatistik
Kurumu / TUİK), "Household Information Technologies Usage Research, 2017"; In our country, the rate of
computer and internet use is 65.7% and 75.1% in men ages 16-74, while this rate decreases in women with
47.7% and 58.7% (TUİK, 2017). This proportional difference based on gender has been reported in all of the
researches on "Use of Household Information Technologies" by the Turkish Statistical Institute (Türkiye
İstatistik Kurumu Institute / TUİK), in the last 10 years (2007-2017) and in other studies related to the subject
(Yıldız: 2011, Aşıcı: 2009, Akça and Kaya: 2016 ) many times. All these studies are also clear indications
that the "inequality" situation, which takes place among many men and women between the sexes on the social
level.
In this study, it will be examined why the concept of "Digital Gap" is based on the gender variable in
Turkey and why women are more affected. Then the inequality created by the concept and suggestions will be
presented in this context to combat the digital gap problem.
Keywords: Digital Gap, Gender Inequality, New Media Literacy

∗ Araş. Gör., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo-Televizyon ve Sinema, yagmur.icelli@hotmail.com
∗∗
Çalışmada, bilgi iletişim teknolojileri: “BİT” olarak kısaltılarak kullanılmaktadır.
29
YENİ MEDYANIN KÖKSAPSAL (RİZOMATİK) OLANAKLARINI
OKUMAK: “SBS TURKİSH” ÖRNEĞİ
M. Emre KÖKSALAN∗
Özet:
“Yeni medya” çoğunlukla yeni iletişim teknolojileri olarak tarif edilen; sayısal medya, internet,
Web ve taşınabilir medya teknolojilerinin hayatımıza girmesi ve yaygın olarak kullanılmaya
başlanmasından sonra karşımıza çıkan bir kavram olarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar eleştirel bir
bakış açısıyla “yeni” sıfatının oksimoron bir yapısı olduğundan söz edilebilse de, söz konusu yeni iletişim
teknolojilerinin sahip olduğu kullanım olanaklarının geleneksel medyanınkilerle birleşmesinden doğacak
bir “potansiyel” de sıklıkla tartışma konusu yapılmaktadır. Bu potansiyel ana akım bir epistemolojik
çerçevede daha güçlenmiş bir ifade özgürlüğüne yaslanan, daha çoğulcu bir topluma vurgu yaparken,
eleştirel epistemoloji içinse yeni bir adaletsizlik ve özgürleşim önündeki “yeni” bir engel olarak sıklıkla
okunmaktadır.
Meseleye daha yorumsamacı bir perspektifden baktığımızda ise karşımıza bir olanaklar ve
olasılıklar kesişiminin çıktığı söylenebilir. Bu çalışmanın amacının da bu olanakları Deleuze ve
Guattari’nin yeni bir epistemolojik tartışma olarak okunabilecek “Köksap (Rizom)” kavramı üzerinden
tartışmaya açmak olduğu ifade edilebilir. Arbollik –ağaç benzeri, hiyerarşik ve yapısal olarak katı bir
biçimde düzenlenmiş- düşüncenin aksine köksapsal düşünce önceden kestirilemez etkileşimleri ve
bunların doğuracağı olanakları, oldukça esnek, neredeyse “yapı” bile denemeyecek bir örgütlenme içinde
tartışmaya açmaktadır. Günümüz yeni medyasının basın, radyo ve televizyon gibi geleneksel medyaların
sosyal ağlar, Web ve mobil iletişimle yakınsadığı bir pratik içinde karşımıza çıktığı düşünüldüğünde bu
yakınsamanın daha iyi anlaşılması noktasında köksap gibi bir kavramsal zeminin katkıları önemli
olacaktır.
Bu noktadan hareketle bu çalışma, öncelikle yeni ve geleneksel medyanın içinde bulunduğu
yakınsamaya dayalı ilişkisini kavramsallaştırmaya çalışacak, daha sonra ise bu kavramsallaştırmanın
köksapsal epistemoloji çerçevesinde bir irdelemesini sunacaktır. Son olarak ise bu köksapsal
epistemolojinin kavramsallaştırdıkları olanakları daha iyi anlamlandırma adına Avustralya kamu hizmeti
yayıncılık platformu SBS Australia’nın Türkçe servisinin bir yeni medya platformu olarak tematikbetimleyeci bir incelemesini yapacaktır.
Anahtar Kelimeler: Köksapsal, Rizomatik, Yeni Medya, SBS Turkish
READING THE RHIZOMATIC POSSIBILITIES OF NEW MEDIA:
THE EXAMPLE OF SBS TURKISH
Abstract
New media as a concept is widely used to define the intersection of some conventional media
(like radio and/or television) with new communication technologies (Internet, Web, Mobile
communication) and other media platforms; such as social media. Considering the new media
phenomenon within a more hermeneutical point of view, we are now faced with an intersection set of
possibilities and opportunities. Hence, the aim of this study is to argue these possibilities with the help of
the term of “Rhizome” proposed by Deleuze and Guattari, by emerging a new kind of epistemological
reflection. Contrary to the arbolic reflection characterized with hierarchical and strictly organized
structure, the rhizomatic reflection represents interactions which cannot be fully evaluated rationally and
their consequences within a non-structured and unorganized praxis. As the new media environment
emerges throughout a converged practice of conventional media, social networks and mobile
communication technologies, the conceptual ground assured by the term of “rhizome” might also ensure a
strong explanation to the phenomenon. Departing from this point of view, this study will firstly try to
conceptualize the relationship between new and old media based mostly on the concept of convergence
within the new epistemological perspective argued by rhizomatic reflection. Afterwards, study will
analyse the SBS Turkish Service as a new media platform, in order to discuss the possibilities that it has
in this framework.
Keywords: Rhizomatic, New Media, SBS Turkish

∗ Doç. Dr., Gaziantep Üniversitesi, İletişim Fakültesi, memrekoksalan@gmail.com
30
TELEVİZYON BELGESEL ANLATISI ÖRNEĞİ:
İZ TV DEĞERLENDİRMESİ
Huriye KURUOĞLU∗
Elçin AKÇORA∗∗
Özet
Belgesel filmin izleyicilere ulaşmasında değişen araçların veya mecraların etkisi anlatı ve
anlatımların farklılaşmasını beraberinde getirmiştir. Bu gelişmelerle birlikte, değişime uğramayan en
önemli nokta ise belgeselin toplumda yaşanan sosyal, siyasal ve ekonomik koşulları temel alarak
sunduğu gerçeklik yönüdür.
Sinemadan, televizyona ardından dijital ortamlara uyum sağlayan belgesel sinema
televizyondaki varlığını çeşitli tematik kanallar aracılığıyla devam ettirmektedir. Geniş kitlelerce
izlenen National Geographic, Discovery Channel, Animal Planet gibi kanallar büyük yankı
uyandırmalarının yanı sıra televizyon belgeselciliğinin sınırlarını çizmesi, özelliklerini belirlemesi
açısından da önem teşkil etmektedir. Belli yayın politikaları doğrultusunda doğaya, insana, yaşama,
kültüre, geleceğe ilişkin belgesel içeriklerine sahip olunması bu kanalların çeşitliliğini göstermesi
açısından değerlidir. Türkiye’de bulunan örneklerine bakıldığında ise 2006 yılında yayın faaliyetine
başlayan İZ TV dikkat çekmektedir. İZ TV kurucuları, teknolojik araçlar aracılığıyla uydu yayını
üzerinden yayın gerçekleştirmelerinin ve yine hikâye anlatımlarında görüntü ve kurgu teknolojilerini
kullanmalarının önemini her fırsatta dile getirmektedir. Fakat tüm bu gelişmelerin yanı sıra
teknolojiyi başarılı bir hikâye anlatmada araç olarak gördüklerinin de altını çizmektedirler.
Bu çalışma, televizyon belgeselciliğinin Türkiye’deki ilk örneklerinden olan İZ TV’nin
hikâye anlatısı üzerinedir. Bu amaç doğrultusunda, İZ TV yayın akışı bir ay boyunca izlenmekte ve
kayıt altına alınmaktadır. Hikâye anlatımı perspektifinden verilerin toplanması, analizi ve
yorumlanmasında içerik analizi yöntemi uygulanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Televizyon Belgeselciliği, Tematik Kanallar, İZ TV, İçerik Analizi
AN EXAMPLE TO TV DOCUMENTARY NARRATIVE:
EVALUATION OF IZ TV
Abstract
Changing tools and media in the way documentary films reach the audience have brought
along changes also in the types of narratives and narration techniques. Along with these
developments, the most significant point that remains unchanged, however, is the reality that the
documentary presents based on social, political and economic conditions in society.
Documentary film-making, which has been adapted to cinema, television, and then digital
media, continues its presence on television through various thematic channels. Channels such as
National Geographic, Discovery Channel, and Animal Planet, which are viewed by large masses, are
important in terms of not only creating major influence but also delineating the boundaries of
documentary film-making. The existence of documentary content about nature, humanity, life,
culture, and future in line with certain publishing policies points toward the diversity of these
channels. A look at the examples in Turkey reveals that IZ TV, which started its broadcasting activity
in 2006 draws attention. Creators of IZ TV express on every occasion the significance of
broadcasting through satellite and using video and editing technologies in their storytelling. They
also underline the fact that they view technology as a means for telling a good story.
This study is concerned with the storytelling technique adopted by IZ TV, one of the first
examples of TV documentary film-making in Turkey. To this end, IZ TV broadcast stream will be
followed and recorded for one month. Content analysis method will be applied in collecting,
analyzing and interpreting the data from the perspective of story telling.
Keywords: TV Documentarism, Thematic Channels, IZ TV, Content Analysis


Prof. Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, huriye.kuruoglu@ege.edu.tr
∗∗ Araş. Gör., Bolu Üniversitesi İletişim Fakültesi, elcin_akcora@windowslive.com
31
İSPANYA’DA FRANCO DÖNEMİNDE PROPAGAGANDA AFİŞLERİ
Huriye KURUOĞLU∗
Fırat TUNABAY∗∗
Özet
Her iki dünya savaşı ve sonrasında kitle iletişim araçları kapsamındaki grafik tasarım
ürünlerinden olan afiş propaganda amaçlı kullanılmıştır. Bu dönemlerde propaganda amaçlı
afişlerin kitleler üzerindeki etkisi, dönemin liderlerinin bu araca daha çok önem vermelerine
neden olmuştur. Bu doğrultuda gerek propaganda afişlerinin, gerekse diğer afiş çeşitlerinin,
kitlelere mesajını etkili ve kalıcı bir şekilde iletmesi açısından tercih edilen bir kitle iletişim aracı
olduğu görülmektedir. Ele alınan dönem itibari ile yapılan propaganda faaliyetleri içerisinde, afiş
tasarımlarının büyük yer tuttuğu gözlemlenmiştir. Francisco Franco da İspanya'da toplumu tekrar
şekillendirebilmek için propaganda afişlerini sıklıkla kullanmıştır. Din ve milliyetçilik üzerinden
toplum inşasına girişmesi Franco'nun birçok grubu tamamen yok etme girişimlerine sahne
olmuştur. Kendi idealindeki İspanya'yı yaratırken tanrı tarafından görevlendirildiğine inandığı
için kimseye karşı sorumluluk hissetmemiştir.
Araştırmanın amacı; O dönemde afiş, geniş kitlelere ulaşma ve etkileme gücü ile
alternatif görsel iletişim mecralarına oranla ekonomik olması nedeniyle propaganda amacı ile
yaygın olarak kullanılmıştır. İspanya'da Franco döneminde kullanılan propaganda afişlerinin,
görsel ve işlevsel etkinliklerinin, özellikle dini ve milliyetçi vurgularının örneklerle araştırılıp
incelenmesidir.
Araştırmanın yöntemi; Afiş tasarımının ele alındığı çalışmada propaganda kavramı ve
propaganda afişleri üzerinde durulmaktadır. Literatür taraması ile ele alınan bu konular
araştırmanın ilk bölümünde yer almaktadırlar. İkinci bölümde ise Franco dönemi araştırılarak
tarihsel perspektifte dönemin tüm koşulları ortaya konulmaktadır. Döneme ait propaganda
afişlerine internet sitelerinin taranması ile ulaşılmıştır. Ulaşılan bu propaganda afişlerinden
amaca yönelik örneklem doğrultusunda 4 tanesi örnek olarak ele alınmaktadır. Ele alınan
örneklerin göstergebilim kuramlarına göre incelenmesi de, afişin yerine getirdiği propaganda
görevini, hangi görsel, sembolik ve tasarımsal öğelerle yerine getirdiğini ortaya çıkarmaya
yardımcı olmaktadır.
Araştırmanın bulguları; İspanya İç Savaşından galibiyetle çıkan Franco, toplumun
yeniden inşası için özellikle afişler başta olmak üzere tüm kitle iletişim araçlarını kullanmıştır.
Franco, toplumun yeniden inşası için görevi Tanrı’dan aldığına inanıyordu. O nedenle tüm
yaptıklarına, kutsal bir görev bilinci ile yaklaşmıştır. İspanya iç savaşının ağır faturası ülkenin
her yerinde hissedilmekteydi. Franco toplumun yeniden inşasında önceliği dini değerlere,
milliyetçiliğe, İspanyol geleneksek kültürüne ve komünizm ve türevleri ile mücadeleye vermişti.
Bu yüzdende hazırlanan dönemin propaganda afişlerinde bu fikirlere vurgu yapıldığı
görülebilmektedir. Dönemin afişlerinde en dikkat çeken konulardan biride Franco'nun kadınlara
biçtiği roldür. Kadınları bolca çocuk yapan, iş hayatında bulunmayıp ev kadını olan, İspanya için
dindar bir nesil yetiştiren, kocasına saygılı ve hiçbir zaman ön planda olmayan bir figür olarak
tasarlamıştır.
Anahtar Kelimeler: Franco, Propaganda, Afiş, Göstergebilim


Prof. Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi, huriye.kuruoglu@ege.edu.tr
∗∗
Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, TV ve Sinema Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi,
ftunabay@gmail.com
32
PROPAGANDA POSTERS IN FRANCOIST SPAIN
Abstract
Posters as graphic design products within the scope of mass media were used during and
after both world wars for propaganda purposes. During these periods, leaders placed more
emphasis on propaganda posters due to their influence on the masses. Accordingly, posters—
both propaganda and other types—have been a preferred mass media tool as they transmit
messages in an effective and lasting manner. It has been observed that poster design held a
significant place among propaganda activities during the period in question. In Spain, Francisco
Franco also used propaganda posters frequently to reshape society. The fact that Franco engaged
in community building through religion and nationalism set the scene for him attempting to
destroy many groups completely. While creating his ideal Spain, Franco did not feel responsible
to anyone since he believed he was appointed by God.
The purpose of the study: During the period, posters were widely used for the purpose of
propaganda as they were relatively economical compared to alternative visual communication
channels, with the power to reach and influence wide masses. The study aims to research and
examine the propaganda posters used during Francoist Spain, their visual and functional impact,
particularly their religious and nationalist emphases.
The Method: The study focuses on the concept of propaganda and propaganda posters in
terms of poster design. The first part of the research includes a discussion of the topics addressed
in the study as well as a review of literature. The second part examines the Francoist period and
presents the conditions of the period from a historical perspective. Propaganda posters belonging
to the period were accessed through the screening of internet sites. Four of these propaganda
posters are chosen as samples in line with the purpose of the study. Analysis of the samples
based on the theories of semiotics helps to reveal which visual, symbolic and design elements
fulfill the mission of propaganda.
Findings: Emerging as the victor from the Spanish Civil War, Franco used all forms of
mass media, posters in particular, for the reconstruction of the society. He believed that he was
given the task of rebuilding the society by God. For that reason, he felt a sense of a sacred
mission towards everything he did. The heavy toll the Spanish civil war took on the country was
felt deeply. In the rebuilding of the nation, Franco gave priority to spirituality, nationalism,
Spanish tradition, and combat with communism and its derivatives. Hence, the emphasis on
these ideas is evident in the propaganda posters prepared for the period. One of the most
noteworthy features in these posters is the role Franco had casted for women. He envisaged
women as figures who bear numerous children, existent in not business but domestic life, raising
a generation of religious youth for Spain, respectful towards their husband and never in the
forefront.
Keywords: Franco, Propaganda, Poster, Semiotics
33
GELENEKSELDEN DİJİTALE RADYO MECRASININ POPÜLER
BASINDAKİ YERİ: RADYO HAFTASI DERGİSİ
Mihalis KUYUCU∗
Özet
1927 yılında yayın hayatına başlayan radyo, sesin büyüsünü kullanan bir mecra olarak günümüze
kadar toplumun hayallerine eşlik etmeye devam etmektedir. Her ne kadar belirli dönemlerde kendisinden
sonra icat edilen televizyon, yeni medya ve sosyal medya gibi mecraların etkisinden dolayı var olma
mücadelesi verse de radyo, tüm zamanların en popüler mecrası olarak var olmaya devam etmiştir. Bu
varoluş sürecinde her dönemde öncekine göre kendisini yenilemeyi başaran mecra, toplumun farklı
duyusal ihtiyaçlarını gidermeye devam etmiştir. Radyo geçmişte basının da odak noktası olmuş ve
basında kendisine oldukça fazla yer verilmiştir. Ancak yıllar geçtikçe diğer mecraların da popülerliğinin
arttırması sonucunda radyoya popüler basında ayrılan yer geçmişe göre azalmıştır. Önce televizyon sonra
da yeni medyanın popülerliği karşısında bir duraklama dönemi yaşayan radyonun bu durumu popüler
basındaki yerini de etkilemiştir. Bu çalışmada radyonun altın dönemini yaşadığı 1950li yıllarda
yayınlanan Radyo Haftası Dergisinin üç sayısında yer alan içerikler, radyonun o dönemin popüler
kültüründeki yerinin tasarımıyla ilgili olarak niceliksel ve niteliksel açıdan içerik analizi yöntemi ile
yapılan bir betimsel araştırmaya yer ver verilmiştir. Dönemin en popüler mecrası olan ve tarihinin altın
dönemini yaşayan radyo mecrasının popüler basındaki yeri Radyo Haftası Dergisi örneğinden hareket
edilerek betimlenmiştir. Araştırmada Radyo Haftası Dergisinin 1950 yılına ait ulaşılabilen ilk üç sayısı
içerik analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde radyo mecrasının
geleneksel ve yeni medyada yer alış biçimi incelenmiş ve mecranın popüler basındaki yerinin geçmişten
günümüze kadarki konumu analiz edilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde Radyo Haftası Dergisinin
yayınlanan ilk üç sayısında yer alan içerikler, görsel öge kullanımı – resimlerin içerikleri – iletilerin
içeriği ve iletilerde radyo tasarımı esas alınarak incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda radyo mecrasının
tarih boyunca diğer mecralarla rekabeti sonucunda yaşadığı konumsal düşüşün popüler basındaki yerine
de olumsuz etki ettiği konusu tartışmaya açılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Radyo, Radyo Yayıncılığı, Basın ve Radyo, Radyo Haftası Dergisi
THE POSITION OF RADIO IN THE POPULAR PRESS
FROM TRADITIONAL TO DIGITAL: RADIO WEEK MAGAZINE
Abstract
Beginning in 1927, radio continues to accompany the dreams of society using the magic of the
voice. Although it has struggled to survive due to the influence of events such as television, new media
and social media, invented after certain periods, radio has continued to exist as the most popular media of
all time. In this process of existence, the media, which succeeded in renewing itself according to the
previous period, continued to meet different sensory needs of society. Radio has been the focus of the
media in the past, and has been given a lot place in the press. However, over the years, as the popularity
of other media has increased, the popularity of radio has declined compared to the past. Radios, which
have been in a stagnation period against television and then with the popularity of the new media, have
also influenced its place in the popular media. In this study, the contents of the three issues of Radio
Week Magazine published in the 1950s were examined, which was the golden age of the radios, and a
descriptive research of the content analysis of quantitative and qualitative aspects of the design of the
place in the popular culture of that time has been given. The place of the radio, which was the golden age
of the era, is depicted by giving the example of Radio Week Magazine. In the study, the first three issues
of Radio Week Magazine of 1950 were examined using content analysis method. In the first part of the
study, the way in which the radio media took place in traditional and new media was examined and the
position in the popular media of the event has been analyzed from the past until today. In the second part
of the research, the contents of the first three issues of Radio Week Magazine have been examined by
using visual elements – contents of pictures – contents of messages and radio design in the messages. As a
result of the research, the issue of the negative impact of the positional decline of the radio channel,
which has been in competition with other media throughout history, has also been debated.
Keywords: Radio, Radio Broadcasting, Press and Radio, Radio Week Magazine

∗ Doç. Dr., İstanbul Aydın Üniversitesi, michaelkuyucu@gmail.com
34
SOSYAL MEDYADA KURBANLARIN GÖRSELLERİNİ PAYLAŞMAK:
GİZLİ BİR ZEVK VAR MI?
Bahar MURATOĞLU PEHLİVAN∗
Özet
Son yıllarda yeni medya üzerinden terör ya da savaş kurbanlarının görsellerinin
paylaşılmasında büyük bir artış yaşanmıştır. Geleneksel medya da zaman zaman bu tarz görseller
paylaşsa da, yeni medyaya göre daha çekingendir ve sosyal medya, insanlara söz konusu
görselleri sansür olmadan paylaşma imkanı sunmuştur. Bu durum, bu tarz bir eylem içerisinde
bulunan bireylerin ne gibi bir motivasyona sahip olduğu sorusunu akla getirir. Ölmüş bir
kurbanın fotoğrafını paylaşmakta gizli bir zevk var mıdır ve varsa, bu zevkin kaynağı nedir?
Literatüre göre, insanlar söz konusu fotoğrafları yalnızca başkalarını bilgilendirmek ya da soruna
dikkat çekmek amacıyla değil; aynı zamanda kendi ihtiyaçlarını karşılamak için paylaşırlar.
Sözgelimi 200 yıl önce ölüm, hayatın bir parçasıdır ve toplum bilinçli olarak ölümün farkındadır.
Ancak günümüz modern toplumunda ölüm, üzerine konuşulmaması gereken, gizli ve gündelik
hayatta bireylerin yüzleşmekten kaçındığı, dolayısıyla da bastırılmış bir olgu haline gelmiştir. Bu
nedenle, ölüm ile ilgili içerikler, bastırılmış olanı su yüzüne çıkardığından, gizli bir zevk sunar.
Bu çalışma, terörist saldırılar ya da mülteci ölümleri gibi olaylar sonucunda, Türk sosyal medya
kullanıcılarının, kurbanların görsellerinin paylaşılmasına yönelik davranışlarını ve tavırlarını
incelemek ve bunları yukarıda aktarılan bakış açısıyla değerlendirmek amacı taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: Ölüm Görselleri, Kurban Görselleri, Sosyal Medya
SHARING VICTIMS’ IMAGES ON SOCIAL MEDIA:
IS THERE A SECRET PLEASURE?
Abstract
Recent years have witnessed a boom in sharing terror or war victims’ photographs on
new media. While traditional media also published those images, but was a little bit more
reluctant, social media gave people the opportunity to share such visuals without censorship.
That raises the question of what is the motive of individuals who participate in such activity. Is
there a secret pleasure in sharing a dead victim’s body, and if so what is the source of this
pleasure? These questions take us to the term “pornography of death” or “death porn” which
suggests that people not only share these visuals to inform others or draw attention to the
problem, but also to satisfy their own needs. According to the concept of death porn, people gain
pleasure from looking at or sharing these photographs. In modern societies, the nature of the
term “pornography” is changing. 200 years ago, sexuality was something to be suppressed; it
was a taboo; death on the other hand, was a part of life, and society was consciously aware of it.
However today, in modern societies, sexuality is no longer a taboo; yet, death is something that
is not talked about, that is hidden and not faced in everyday life. That is why, death related
content becomes a secret pleasure, in other words, a kind of pornography. This study in
particular, aims to examine Turkish social media users’ behaviors and attitudes towards sharing
victims’ images after events such as terrorist attacks or deaths of refugees, and analyze them in
terms of pornography of death.
Keywords: Death Images, Victim Photographs, Pornography Of Death

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Antalya Akev Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü, baharmuratoglu@gmail.com
35
ÇAĞDAŞ BİR GÖRSEL İLETİŞİM ARACI OLARAK FOTOĞRAF KİTABI
Naz ÖNEN∗
Özet
MarkusSchaden, fotoğraf kitabı kültürünün geliştirilmesine destek olmak amacıyla 2014 yılında
Köln’de dünyanın ilk fotoğraf kitabı müzesi olan The Photobook Museum’un kuruluşuna ev sahipliği
yaparakfotoğrafa yeni bir yaklaşım getirmeye çalışmıştır. Müzenin kuruluşuyla beraber fotoğraf kitabı
görünürlük kazanmıştır. Günümüzde kitap formunun küratoryal bir düzeye eriştiğini söylemek mümkündür ve
MOMA'nın fotoğraf küratörü Quentin Baja’nın da söylediği gibi; "Fotoğraf artık duvara asılmıyor, kitap
formu fotoğrafın temelini oluşturuyor."
Bilgi ve Teknoloji Çağı olarak adlandırılan günümüzde; Fotoğraf Kitabı bireyselleşen ve üretimtüketimini görsel imgeler aracıyla gerçekleştiren öznesine entelektüel vakit deneyimleri yaratabilme özelliğiyle
güçlü bir görsel iletişim aracıdır. Fotoğraf kitabı görsel dil aracılığıyla hikâye anlatısını kurar ve izleyicisine
herhangi bir çeviriye gerek duymayan imgesel dünyalar sunar. Sanat objesiyle doğrudan ilişki kurma fırsatı
elde eden izleyici, kitabı kendi duyusal alanı içerisinde deneyimler. MarcusSchaden’e göre hikâyeler anlatmak
ve yaşamları belgelemek için kusursuz bir araç olan kitap; fotoğrafın esas anlatım aracıdır ve fotoğraf kitabı
paylaşma amacıyla üretilmiş bir objedir. Fotoğraf kitabını diğer sanat objelerinden daha demokratik kılan da
onun paylaşımcı doğası gereği yüksek edisyonlu üretimini ve dağıtımı talep eden yapısıdır.
Fotoğraf kitapları için oluşturulmuş festivaller ve sergiler aracılığıyla Türkiye’de ve Dünya’da
fotoğraf kitabı sanatçıları, editörler ve kurumlar için ortak zeminler oluşturulmakta, görsel literatüre katkı
sağlanmaktadır. Bu sayede var olan fotoğraf kitabı okuryazarlığı gelişmektedir. Fotoğraf kitabı üretimi yaratıcı
bir süreç olarak Türkiye’de kimi üniversitelerde fotoğraf eğitimi sürecine katkı sağlayacağı için derslere
eklenmektedir. Geleneksel kitap formunun retoriğini kırarak görsel bir ifade alanı açma özelliğiyle fotoğraf
kitabı güçlü bir çağdaş iletişim aracıdır ve her öğrenciye özgü içsel bir deneyim sunarak öğrencilerin
entelektüel olarak gelişim gösterebileceği özgürlükçü bir mecra olmaktadır. Bu araştırma, çağın değişen izleme
alışkanlıklarına odaklanarak, görsel literatürde kendine bir sanat objesi olarak yer bulmaya başlayan fotoğraf
kitabını, gündelik yaşama eklenen bir medya aracı olarak inceler.
Anahtar Kelimeler: Fotoğraf Kitabı, Görsel Kültür, Çağdaş İletişim, İzleyici
PHOTO BOOK AS A CONTEMPORARY VISUAL COMMUNICATION TOOL
Abstract
Markus Schaden supported the development of the photo book culture and tried to bring a new
approach to photography. He founded The Photobook Museum; the world's first photo book museum, opened
in Cologne. The photo book medium became visible with the establishment of the museum in 2014. It is
possible to say that today the book form has reached a curatorial level, and as MOMA's photo curator Quentin
Baja said, "Photography no longer stays on the wall; the book forms the basis of the photo."
The Photography Book is a powerful visual communication tool with the ability to create intellectual
experiences for the individualized subject of today’s Information and Technology era who produce and
consume through visual means. The photographic book builds its narrative through visual language and
presents imaginary worlds that do not need any translation to the viewer. The viewer, who has the opportunity
to establish direct contact with the art object, experiences the book in her own sensory field. According to
Marcus Schaden, the book is the basic expression tool of photography as a perfect tool for telling stories and
documenting lives and he mentions that the photo book has the purpose of being shared. The photographic
book is more democratic than other art objects, due to the structure that demands high-fidelity production and
distribution for its shared nature.
Through festivals and exhibitions created for photo books, common grounds are created for photo
book artists, editors and institutions in Turkey and in the world, contributing to the visual literature. The
photographic book literature that exists on this page is developing. The production of photo books has been
added to courses as a creative process in some universities in Turkey in order to contribute to the photographic
education process. With its ability to break the rhetoric of the traditional book form and open a visual
expression space, the photobook is a powerful contemporary tool of communication and a liberating medium
through which students can intellectually evolve by offering an intrinsic experience specific to each student.
This research focuses on the changing viewing habits of the times and examines the photo book; which starts
to find itself as an art object in visual literature, as a media tool added to everyday life.
Keywords: Photo Book, Visual Culture, Contemporary Communication, Audience

∗ Araş. Gör., Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi, nazonen@baskent.edu.tr
36
KÜLTÜREL BELLEK VE FOTOĞRAF∗
Zuhal ÖZEL SAĞLAMTİMUR∗∗
Özet
Toplumların ortak deneyimleri sonucunda oluşturdukları bilgi ve birikimi içerdiği ifade
edilen kültürel bellek, geçmişle bugün arasında bir bağ kurmaktadır. Son yıllarda sosyal bilimler
alanında kültürel bellek üzerine birçok araştırma yapıldığı görülmekte, bu araştırmalar arasında,
eski fotoğrafların incelenmesi, toplumların kültürel belleğinin oluşumunu anlamak için özellikle
üretken bir alan sunmaktadır. Yapılan çalışma içerisinde, 1925 ve 1950 yılları arasında Hamza
Rüstem Fotoğrafhanesi tarafından çekilen stüdyo fotoğraflarını ve bu fotoğrafların hafızanın
kültürel ve sosyal üretimi içerisinde hangi bağlamlarda yer aldığını incelemek amaçlanmıştır.
Kişisel ve aile fotoğrafları, kültürel bellek içinde önemli figürler olarak değerlendirilmekte,
stüdyo fotoğrafçılığı formları ve onların günlük kullanımları irdelenmektedir.
Anahtar kelimeler: Kültürel Bellek, Fotoğraf, İzmir, Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi.
CULTURAL MEMORY AND PHOTOGRAPHY
Abstract
The cultural memory is expressed the knowledge and accumulation they have formed as a
result of common experiences of societies and has a connection between the past and the present.
In recent years, there have been many studies on cultural memory in the field of social sciences.
Among the studies, the research of old photographs offers a particularly productive approach to
understanding the formation of cultural memory of societies. In this study, it is aimed to inquire
the studio photographs taken by Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi between 1925 and 1950, and in
which contexts these photographs may be included in the cultural and social production of
memory. It is evaluated the personal and family photographs are the important figures in cultural
memory and tried to study forms of studio photography and their daily uses.
Keywords: Cultural Memory, Photography, Izmir, Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi


Bu metin Ege Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu tarafından desteklenen, yürütücüsü olduğum
08-İltf-002 nolu projenin verilerinden yararlanılarak oluşturulmuştur. Ayrıca, bu çalışma kapsamında incelenen
Hamza Rüstem’e ait belge ve fotoğraflar, torunu Mert Rüstem’in koleksiyonunun bir bölümünü teşkil
etmektedir. Araştırma kapsamında bu koleksiyondan yararlanılmasına izin veren, destek olan ve yapılan
görüşmelerde bilgilerini paylaşan Mert Rüstem’e teşekkür ederim.
∗∗
Doç.Dr., Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, zuhal.ozel@ege.edu.tr
37
DEZAVANTAJLI GRUPLAR VE MEDYAGÖRME ENGELLİLER İÇİN FİLM BETİMLEMESİ
Pınar ÖZGÖKBEL BİLİS*
Özet
Modern ve çağdaş toplumlarda medya, bilgi yayma politikasında toplumun her üyesini
kucaklayacak ve onu toplumsal yaşama dâhil edebilecek koşul ve imkânlarla dolu bir yayıncılık
hizmeti verme sorumluluğunu taşımaktadır. Söz konusu sorumluluk, medyanın eğlendirme,
bilgilendirme, eğitme vs. gibi işlevlerinin yanı sıra kamusal fayda sağlama gibi de bir görevinin
bulunduğu ve topluma karşı sorumlu olduğunu ifade etmektedir. Zira günlük yaşamda medya,
belirli engellerin ve kısıtlamaların atlatılmasında bir köprü olarak işlev görebilmekte ve uygun
formatlar ve tekniklerle birlikte bilgiyi erişilebilir kılarak, engelli vatandaşların yaşam
standardını yükseltebilmektedir.
Bu çalışma, imgelerin söze dökme sanatı olarak tarif edilebilen film betimlemesi
kavramının irdelenmesini, tarihsel ve bilimsel gelişimi hakkında niteliksel bir araştırma yapılarak
bilimsel bir platformda tartışılmasını amaçlamaktadır. Bugüne dek “Audiovisual Translation
Studies” alanı ile sınırlandırılan film betimlemesi kavramı, medya araştırmaları alanına dâhil
edilerek, medyanın yayıncılık sorumluluğuna katılacağı ve gelecek yıllarda yayıncılık
anlayışının doğal bir unsuru olarak yer edineceği düşünülmektedir. Film betimlemesi
çalışmalarının salt film üzerinden değil, yarışma, haber, reality şovlar gibi diğer yayın formatları
için de uygulama girişimleri, medya toplum ilişkilerini güçlendirecek ve ortak iletişim alanları
yaratarak bariyersiz bir toplumsal yaşama ulaşılmasında önemli bir rol oynayacaktır.
Anahtar Kelimler: Film Betimlemesi, Medya, Sosyal Sorumluluk, Görme Engelliler
DISADVANTAGED GROUPS AND AUDIODESCRIPTION
FOR VISUALLY-HANDICAPPED INDIVIDUALS
Abstract
In modern and contemporary societies, media is responsible for embracing every member
of society in its policy of disseminating information and to provide a publishing service full of
conditions and possibilities to include it in social life. This responsibility also has a provision of
public benefits and refers to collectivism as well as other objectives of media such as
entertainment, information, training, etc. Rather, in routines, media can function as bridge to
overcoming obstacles and restrictions. Indeed, it can dominate living conditions of handicapped
individuals with proper formats and techniques.
This study aims discussing it on a scientific perspective by making a qualititive research
about its historical and scientific development and the concept of film description described as
an art of writing. It is thought that in the realm of media researches, until now the concept of film
description limited to the realm of “Audiovisual Translation Studies”, will be added to the
responsibility of broadcasting and will become a natural element of publishing the percieve in
coming years, as well. Film description studies work not only through film, but also other
broadcast formats, such as contests, news and reality shows, will play an important role in
achieving unobstructed social-life forms by fortifying relations of media community and creating
areas of suitable communication.
Keywords: Film description, Media, Social responsibility, Visually-Handicapped
Individuals

  • Dr. Öğretim Üyesi, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, pinar.ozgokbel.bilis@ege.edu.tr
    38
    SİNEMADA MÜLTECİLER:
    PAPAKALİATİS’İN “BİR BAŞKA DÜNYA’SI”
    Kadriye Töre ÖZSEL∗
    Özet
    Christopher Papakaliatis'in yönettiği "World Apart (Enas Allos Kosmos, 2015)",
    Yunanistan'a gelişinden sonra göçmenlerin hayatlarının ve çevresinin değişimi hakkında bir
    Yunan filmidir. Özellikle sevgi ve nefret etrafındaki duygusal mücadeleleri vurgulayan film,
    sıradan insanların günlük yaşantılarında ve geleceğe yönelik beklentilerindeki değişikliklere
    dönüşüme dikkat çekmektedir.
    Papakaliatis, izleyicilerin göçmenlerle ilişkilerin ve sınırların çok farklı olabileceğinin
    farkına varmasını sağlamakta ve ekranda alışılagelmiş basmakalıplardan farklı olarak sıradışı
    nitelikler –de karakterler- sunmaktadır.
    Bu çalışmada filmde göç ve mülteci kavramları için sunulan perspektif, eleştirel bir bakış
    açısıyla analiz edilmektedir.
    Çalışmanın amacı, bu filmlerdeki göçmenlik ve mülteciliği temsil eden karakterlerin
    anlatı içerisindeki rollerine ve ima ettikleri ideolojik söyleme dair nitelikleri ortaya koymaktır.
    Böylelikle, sosyo-politik düzlemde kültürler arası eşitsizliğin düzenli bir biçimde azaldığına dair
    genel geçer yargının bu özel durum bağlamında sınanması ve var olan gerçekliğe ne kadar uygun
    olduğunun ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır.
    Anahtar Kelimeler: Göç, Göçmen, Mülteci, Avrosantrizm, Yunan Sineması, Aşk
    IMMIGRANTS ON SCREEN:
    PAPAKALIATIS’ “WORLD APART”
    Abstract
    “World Apart (Enas Allos Kosmos, 2015)”, directed by Christopher Papakaliatis is a
    Greek movie about changing lives and environment of immigrants after their arrival to Greece.
    Emphasising emotional struggles especially around love and hate, the movie turns on and takes
    attention to the transformation of changes in the daily lives and future expectations of ordinary
    people.
    Papakaliatis makes the audience realise relations and boundaries could be so much
    different with immigrants and represent unusual characteristics different from stereotypes
    viewed as usual on screen.
    The aim of this study is to analyze the perspective presented in the movie on immigration
    and human rights through literary criticism techniques.
    Keywords: Immigration, immigrants, eurocentrism, greek cinema, love

∗ Araş. Gör., Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, toreguler@gmail.com
39
SİNEMADA KÜLTÜREL KODLAR VE GÖSTERGELERLE
ANLAM YARATMAK: AYLA FİLMİ
Alev Fatoş PARSA*
Görkem Sedat BAKICI∗∗
Özet
Sinema günümüzün en evrensel kodlarını üreten, tüm insanlığın ortak duygularına, bilincine seslenen
ve kültürün mutlak taşıyıcısı olan sanattır. Yeryüzündeki insan varlığının yol alışında filmler son derece etkin
şekilde yer alırken önemli olguları, mesajları, kodlar ve sembollerle vermekte, kültüre yeni değerler
eklemektedir. Kod, bir kültürün bireyleri arasında paylaşılan, kurallardan oluşan bir gösterge sistemidir ve bu
kültürde anlam üretmeye, üretilen anlamın dolaşımına katkıda bulunmak adına kullanılmaktadır. Kodlar
yapımcılar, metinler ve izleyenler arasındaki ortak halkalardır ve anlam sistemleridir. Açıklanmaya ve
çözümlenmeye ihtiyacı vardır. Bu bağlamda çalışmada göstergebilim yöntemiyle yönetmenliğini Can Ulkay’ın
yaptığı 27 Ekim 2017 tarihinde gösterime giren ve Türkiye’nin 2018 yılı 90. Oskar adaylığına seçilen AYLA
filminde üç farklı kültüre ilişkin –ABD, Kore, Türkiye– kodlar ve göstergeler bağlamımda çözümlenmektedir.
Sinemada göstergebilim yöntemiyle bir film biçim ve içeriği ile çözümlenirken, aslında hem bu
filmin-metnin söylediği şeyleri, hem de ‘söylemini’ -söyleyiş biçimini- görmeye, kavramaya ve yeniden
yapılandırmaya çalışılmaktadır. ‘Filmler dahil olmak üzere tüm sanat eserleri biçimleri ile karşılanır, içeriği ile
uğurlanır’ diyen Zaur Mükerrem (2012:11-12), sinemada içeriğin kesinlikle üzerine düşünülmüş bir biçimle
var olduğunu vurgular. İçeriği yani öyküyü en iyi şekilde aktarmak elbette biçimle mümkündür (Ulutaş,
2017:121). Metin çözümlemesi göstergebilim açısından metnin okunmasıdır. Ancak buradaki okuma yaygın
çizgisel okumadan farklı, dikey okumadır. Başka bir deyişle var olan yapıyı ayrıştırarak, bozarak yeniden
kurma, yeniden yapılandırma eylemidir. Böylece kültürel kodlar ve göstergeler aracılığıyla anlamın nasıl
yaratıldığı ve birçok farklı kültüre nasıl taşındığı, yayıldığı açıklanmaktadır. Çünkü bilindiği üzere semboller
ve mesajlar tarihin en ilkel çağlarından beri duvarlardan, mağaralardan, kil tabletlerden başlayarak günümüze
gelmiş ve bu evrende insanlıktan da ileriye kalacak her şeyin toplamından daha da fazlasını oluşturmuştur;
tıpkı sinemanın bugün yaptığı gibi, kültürün en yaygın taşıyıcısı olmasının asla tesadüf olmaması gibi.
Anahtar Sözcükler: Sinema, Kültürel Kod, Göstergebilim.
MAKING MEAN IN CINEMA WITH CULTURAL CODES AND SIGNS: AYLA
Abstract
Cinema is an art producing the most universal codes of our time and appealing to the common feelings
and consciousness of all mankind, is carrier of the culture. While films take place in a very effective way to
progress humanity, they also enrich the culture via important events, messages, codes and symbols. A code,
shared among the members of a culture, is a sign system, contributes to produce a meaning and also is used to
the circulation of the meaning produced. Codes are common circles and meaning systems between producers,
texts and the readers. It needs to be clarified and analyzed. In this study, three different cultural codes and
signs –U.S.A, Korea and Turkey– will be analyzed via method of semiotics, Ayla, which was directed by Can
Ulkay and released on 27 October 2017, was chosen as Turkey’s ninetieth Oscar finalist in 2018.
While the film is analyzed by method of film semiotics, it is sought to grasp and establish the meaning
of the film again, both the messages that movie shows and also the way of showing. 'All artworks, including
movies, are welcomed with their forms and accepted with their content' by Zaur Mükerrem (2012: 11-12),
emphasizes the content in cinema exists in a format that is definitely pondered. Transmitting the content-story
of a film certainly will be possible with the correct form (Ulutaş, 2017: 121).
Textual analysis is a way of reading a text in terms of semiotics. However, reading which will be done
here, differs from common linear reading, is a paradigmatic reading. In other words, it is an act of
disintegrating and establishing the pattern of the film. Thus, it can be explained how meaning is established
and how it is transferred and spread out by many different cultures via cultural codes and signs. The symbols
and messages, as it is known, have come from walls, caves, and clay tablets since the primitive era and it has
been created even more than the sum of everything that will remain to new generations: just as does cinema
today and it is not a coincidence as the most common cultural carrier.
Keywords: Cinema, Cultural Codes, Semiotics

*
Prof. Dr., Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, alev.fatos.parsa@ege.edu.tr
∗∗
Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo, TV ve Sinema Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi,
gorsebakici@gmail.com
40
YENİ MEDYANIN GELİŞİMİ:
TÜRKİYE’DE İNTERNET DİZİLERİNİN OLUŞUMU
Semih SALMAN∗
Özet
Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte medya da bu gelişime kayıtsız
kalamamıştır. Dergi, gazete ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarının yanına yeni medyayı
temsil eden iletişim araçları hızla eklenmektedir. Yeni iletişim teknolojileri insanlara, fikirlerini
ve çalışmalarını paylaşacakları imkanlar tanımakta ve özellikle internet de, modern iletişim
sisteminin önemli bir parçası konumunda bulunmaktadır. Buna ek olarak, dizi sektörü de bu
durumdan etkilenerek, televizyon haricinde internet ortamında da etkisini göstermektedir.
İnternet dizilerinin tüm dünyada ilgi görmesi, şüphesiz ki ülkemizde de böyle bir sektörün
oluşmasına zemin hazırlamıştır. Çeşitli medya kanallarının (youtube, puhutv, blutv vb.)
aracılığıyla gösterilen internet dizileri, kısa zamanda izleyicinin dikkat ve ilgisini çekmeyi
başarmıştır. Bu sebeple çalışmada, teknolojinin gelişmesiyle birlikte oluşan yeni medya kavramı
ayrıntılı olarak işlenmiş olup, ülkemizde gösterime giren internet dizileri ele alınarak bu
oluşumun nasıl işlediği açıklanmaktadır. Çalışmada, nitel araştırma deseni olarak yöntemler
içinde araştırma konusu açısından olgubilim deseninin uygun olduğu düşünülmüştür.
Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Teknoloji, İnternet, İneternet Dizileri.
NEW MEDIA DEVELOPMENT:
FORMATION OF THE INTERNET SERIES IN TURKEY
Abstract
Today, with the rapid advancement of technology, this development has remained
unregulated in the media. Media tools such as magazines, newspapers and televisions are rapidly
being added to the media. New communication technologies give people the opportunity to share
their ideas and work, and the internet in particular is an important part of the modern
communication system. In addition, the television industry is also affected by this situation and
is also influencing the internet environment besides television. The interest of the internet series
in worldwide undoubtedly laid the foundation for the formation of such a sector in our country.
The internet series that have been shown through various media channels (YouTube, Puhutv,
BluTV, etc.) have been recently attracting attention of the audience. For this reason, in the study,
the concept of new media which is formed with the development of technology has been
elaborated in detail and is explained how this formation works by taking into consideration
internet series which are shown in our country. In the study, it was thought that the
phenomenology of research was appropriate in terms of research as methods of qualitative
research design.
Keywords: New Media, Technology, Internet, Internet Series

∗ Öğr. Gör., İzmir Kavram Meslek Yüksekokulu Radyo ve TV Programcılığı, salmansemih@gmail.com
41
İNTERNET TEKNOLOJİSİ GELENEKSEL RADYOLAR İÇİN FIRSAT MI,
TEHDİT Mİ?
Ersoy SOYDAN∗

Özet
Televizyon, bilgisayar ve cep telefonlarının gündelik yaşamımıza girmesinden sonra önemini
yitirdiği düşünülen radyonun tam tersine yerini daha da sağlamlaştırdığı görülmektedir. Zira yeni
geliştirilen teknolojik araçların tümü radyoyu dinlemek için de kullanılmaktadır. Her yeni teknolojik
gelişmeden sonra öldü denilen radyo, daha da yaygınlaşarak geniş kitlelerin sesini duyurduğu bir kitle
iletişim aracına dönüşmüştür. Benzer şekilde internet teknolojisinin de geleneksel radyoya yeni fırsatlar
sunduğu bilinmektedir.
İnternet teknolojisi radyonun geleneksel mimarisini kökünden değiştirmiştir. Büyük bir yatırım
yapmadan ve frekans sorunu yaşamadan internet üzerinden radyo yayıncılığı yapılabilmesi internet
teknolojisinin geleneksel radyoya sunduğu fırsatların başında gelmektedir. Uygun bir donanım ve
yazılımla isteyen herkes internet radyoculuğu yapabilmektedir. Üstelik internet üzerinden yapılan radyo
yayınları yerel ya da bölgesel değildir, Dünyanın her yerinden dinlenebilir. İnternet radyosunda da tıpkı
geleneksel radyolar gibi söz söylemek, düşünce paylaşmak ve canlı performans sergilemek de olanaklıdır.
Ancak internet sayesinde kolayca radyo yayını yapılabilmesi, oldukça pahalı bir yatırım ve
işletme maliyeti gerektiren geleneksel radyoları tehdit etmektedir. Basit ve neredeyse bedava yayın
yapmanın olanaklı oluşu, geleneksel radyoların geleceğini tehlikeye atmaktadır.
Bu çalışmada Avrupa ve Balkanlarda Türklerin yaşadığı yerleşimlerin büyük bölümünde Türkçe
yayın yapan radyolar incelenip, radyo yöneticileriyle görüşmeler yapılacaktır. İnternet teknolojisinin
geleneksel radyo için sunduğu fırsatlar ve tehditlerin neler olduğu sorularına yanıt aranacaktır.
Anahtar Kelimeler: İnternet Radyosu, Geleneksel Radyo, Türkçe, Avrupa, Balkanlar.
IS INTERNET TECHNOLOGY
A THREAT OR AN OPPORTUNITY FOR TRADITIONAL RADIOS?
Abstract
Radio, which is thought to have lost its importance after televisions, computers and mobile
phones entered our daily life, has strengthened its place on our society. Because all of the newly
developed technological tools are also used to listen to radio. After every new technological
advancement, the so-called "dead" radio has become more widespread and turned into a medium of mass
communication, on which broad masses have made their voices heard. Similarly, internet technology is
known to offer new opportunities for traditional radio.
Internet technology has radically changed the traditional architecture of radio. Being able to
broadcast on the internet without making a big investment and without frequency problems is one of the
opportunities that internet technology offers traditional radio. Anyone who uses appropriate hardware and
software can make an internet radio. Moreover, radio broadcasts over the internet are not local or
regional, and can be heard from anywhere in the world. It is also possible to speak like a traditional radio,
share ideas and perform live with internet radio.
However, the ability to broadcast easily through internet threatens traditional radios, which
requires a very expensive investment and operational cost. The possibility of simple and almost free
broadcasting makes the future of traditional radios dangerous.
In this study, radios that broadcast in the Turkish language in most of the settlements inhabited by
Turks in Europe and Balkans will be examined and negotiated with radio managers. It will seek answers
to questions about the opportunities and threats that Internet technology offers for traditional radio.
Keywords: Internet Radio, Traditional Radio, Turkish, Europe, Balkan States

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi, ersoy.soydan@gmail.com
42
KAYGI: HAFIZANIN KARANLIK KORİDORLARINDA KAYBOLMAK
Sevcan SÖNMEZ∗
Özet
Sinema diğer tüm kitle iletişim araçları ve sanat dalları gibi topluma ve çağına yönelik
sosyolojik bir olgu sunar. Filmler gerçeğin yeniden üretimi ve temsiliyle toplumsal anlamın
inşasına katkıda bulunmaktadır. Sinema aynı zamanda belleğin bir taşıyıcısı, aktarıcısıdır.
Toplumsal belleğin yeniden üretiminde çeşitli biçimlerde rol oynar; geçmişi hatırlamak,
hatırlatmak, geçmişin ağır ve yaralayıcı olaylarını ortaya koymak yahut toplum üzerinde
travmalara neden olan olayları, deneyimleri ele alarak, bir yüzleşme, hesaplaşma, sorgulama için
kapı aralar. Türkiye sinemasında da geçmişten bugüne değin politik ve sosyolojik bir arayış
içerisine girmiş yönetmenlerin filmlerine bakıldığında, bu coğrafyaya, kültüre, politikaya,
geçmişe, tarihe ilişkin birçok olguyla karşılaşılmaktadır.
Bu kavramsal temelden hareketle çağını, coğrafyasını, geçmişini, bugünüyle ele alıp
yorumlayabilen, eleştirebilen bir sinemanın oldukça önemli olduğu görülmektedir. Bu çalışmada
Türkiye sinemasının yakın döneminden “Kaygı” (Inflame) filmi ele alınmaktadır. Sinema
yoluyla toplumsal travmaların araştırılması ve bunu günümüzün medyada ifade özgürlüğü
üzerinden kurgulanışı sinema iktidar, ideoloji ve toplum ilişkisini çok katmanlı bir boyutta ele
alması açısından değerli görülmektedir.
2017 yapımı Kaygı, Ceylan Özgün Özçelik’in ilk uzun metrajlı filmidir ve Berlin Film
Festivalinde Prömiyerini yapmasıyla da sinema sanatında aynı zamanda değerli, anlatısal ve
sinematografik olarak başarılı bir özelliğe sahip olduğu da bu çalışmanın önemsediği bir
konudur. Bu makalede, travmanın ve hatırlamanın sinematografik olarak nasıl işlendiği, hangi
sembolik anlamların kullandığı, filmsel anlatıda, mekân kullanımı, görüntü düzenlemesi, sanat
yönetimi, ses, kurgu, ışık gibi biçimsel unsurlarla bu anlatının nasıl pekiştirildiği incelenecektir.
Görüntü ve çerçeveleme ile nasıl bir anlam oluşturulduğu, zaman, mekân ve hatırlama
kavramlarının filmde nasıl işlediği film analizinde odak noktalarını oluşturmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Toplumsal travmalar, hatırlama, zaman, mekan ve sinematografi
INFLAME: GETTİNG LOST AT THE DARK CORRİDORS OF MEMORY
Abstract
Cinema presents a sociological phenomenon on the society and its era just like all other
media and art forms. The movies contribute to the construction of meaning by reproduction of
the reality and the representation. Cinema is also a carrier and transposer of memory. It acts at
the reproduction of social memory in various forms; to remember the past, to reveal the evil
memories or traumas of the society. Or sometimes by handling the traumas movies can open a
door for confrontation with the past. In Turkish cinema history when we look at the movies
which rooted from political and sociological issues, we can find various facts about the culture,
past, history, traumas of this land.
From this perspective a cinema which is dealing with and criticizing its time, the land,
past and today is very significant. In this article from the recent Turkey cinema, the movie
“Inflame” is being analyzed. This movie reflects cinema-ideology-power-society relation by
capturing the past traumas and dealing with the media, freedom of expression and censorship.
Keywords: Freedom of expression, media, social traumas, cinema and ideology

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Yaşar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, sevcan.sonmez@yasar.edu.tr
43
TELEVZİYON REKLAMLARINDA YAŞLI TEMSİLİ
Seda SÜNBÜL OLGUNDENİZ∗
Özet
Bu çalışma kapsamında televizyon reklamlarında yer alan yaşlı bireylerin, reklamlarda
nasıl temsil edildiği araştırılmaktadır. Yaşlılık kavramı farklı ülkelerde içinde bulunulan sosyokültürel yapıya göre farklı anlamlarla ilişkilendirilmektedir. Reklam filmlerinde reklamı yapılan
ürünün kategorisine bağlı olarak yaşlı temsillerinin zaman zaman geniş aile içersinde aile
büyüğü olarak geleneksel kodlarla sunuluğu ve duygusal alanlarda manevi değerlerle
ilişkilendirildiği, zaman zamansa tükettiği ürünün kendisine kattığı gençlik ve dinamizm
üzerinden modern bir görünüm ile kodlandığı görülmektedir. Reklamın temel amacının ürünün
satışına hizmet etmek olduğu düşünüldüğünde yaşlı bireylerin reklamlardaki temsillerinin içinde
bulundukları ülkenin sosyo-kültürel yapısına göre değişim gösterdiği görülmektedir. Bu
bağlamda ülkemizde televizyonda yayınlanan reklam filmlerinde yaşlı temsilin hangi değerlerle
nasıl ilişkilendirildiği göstergebilimsel çözümleme tekniği perspektifinde niteliksel analiz
yöntemiyle incelenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Medya ve Yaşlılık, Göstergebilim.
ELDER REPRESENTATION IN COMMERCIALS
Abstract
This study aims at elders who take part in commercials and how they are represented .
The term 'elderliness' is associated with different meanings, according to the socio-cultual
structure in different countries. Depending on the category of the product advertised in
commericals, it is seen that the elderly representations, occasionally, are associated with spritual
values in extended family traditional codes and emotional structures and also, occasionally, a
product is coded with youthfulness and dynamism. In case it is thought that main purpose of the
commercial is to serve sale of the product, it can be seen, representations of elders change
according to cultural structure of the country they dwell in. In this regard, the commercials
broadcasted in Turkey, how and which the elder representation is related to values, is evaluated
by the medium of qualitative analysis in the perspective of semiotics.
Keywords: Elderliness, Media and Elderliness, Semiotics

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, seda.sunbul.olgundeniz@ege.edu.tr
44
SOĞUK SAVAŞ DÖNEM SONRASI KİTLE İMHA SİLAH
KULLANIMINA YÖNELİK POST-TRUTH HABERLER
Bilal SÜSLÜ∗
Özet
Medyanın etki gücü zaman zaman öyle seviyelere ulaşmaktadır ki izleyici/okuyucu için gerçeklik,
ancak bir olay medya araçlarında yer aldığında önem kazanan bir olguya dönüşmektedir. Literatürde
‘Thomas Sendromu’ olarak adlandırılan bu durum artık, algılanan gerçekliğin önem kazandığı ve gerçekliğin
anlamını yitirmeye başladığı post-truth bir sürece evrilmiştir. Post-truth kavramı, medyanın hükümet
politikalarına meşruiyet kazandırmak adına kitle imha silahlarının varlığına yönelik toplumsal algı oluşturma
sürecinde de, araştırma öznesi olarak kullanılabilmektedir.
Soğuk Savaş olarak adlandırılan ve nükleer silahlara sahiplik ve sonrasında caydırıcılık üzerine
işleyen süreci ifade eden iki kutuplu sistem Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla son bulmuştur. Ne var ki, kitle
imha silahlarına sahiplik sorunu Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi birkaç devletin kontrolünde kalmamış,
özellikle devlet dışı aktörlerin de devreye girmesiyle çok boyutlu bir hal almıştır. Bu bağlamda kontrol dışına
çıkan kitle imha silahlarının üretimi, zenginleştirilmesi ve sahip olunması zamanla aktörler arası suçlayıcı
argümana dönüşmüştür. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri Irak’ta kitle imha silahlarının varlığına dair
argümanını desteklemek üzere medyanın gücünden faydalanmış ve dolayısıyla medya, sağlamış olduğu geniş
konsensüs ile Irak müdahalesinin gerçekleşmesinde etkin rol oynamıştır.
Birçok Ortadoğu ülkesinde yönetimsel karışıklıkla sonuçlanan ve Arap Baharı olarak adlandırılan
sürecin Suriye’ye sıçraması 2011 yılının ilk çeyreğinin sonuna denk gelmiş ve ülkedeki karışıklıklar
günümüze dek devam ederek insanlık adına bir trajediye dönüşmüştür. Mevcut rejim ve güçleri ile
muhalifleri desteklemek çerçevesinde iki kutba ayrılan dış aktörlerin son zamanlardaki argümanları bölgede
zaman zaman kitle imha silahı kullanıldığına dair suçlamalar etrafında şekillenmiştir.
Çalışmada, 4 Nisan 2017 tarihinde Suriye’nin İdlib kasabasında kitle imha silahı kullanıldığına dair
iddiaların medya içeriklerinde hangi çerçevede sunulduğu post-truth kavramından yola çıkılarak niteliksel
analiz yöntemiyle irdelenecektir.
Anahtar Kelimeler: Soğuk Savaş Dönemi, Kitle İmha Silahları, Medya, Post-Truth, Suriye Krizi.
POST-TRUTH NEWS ON THE USE OF WEAPONS OF
MASS DESTRUCTION AFTER THE COLD WAR PERIOD
Abstract
The power of the media reaches such levels from time to time that the reality for the viewer/reader
becomes a matter that becomes important when an event takes place in the media tools. This situation, now
referred to in literature as ‘Thomas Syndrome’, has evolved into a post-truth process in which perceived
reality has become important and the meaning of reality has begun to disappear. The concept of post-truth
can also be used as a research subject in the process of creating a social perception of the existence of
weapons of mass destruction in order to legitimize the media policies of government.
The bipolar system, termed in the Cold War, which refers to the process of possessing nuclear
weapons and then acting on deterrence, ended with the fall of the Berlin Wall. However, the question of
ownership of weapons of mass destruction has not been under the control of a few governments as in the
Cold War era, especially when non-state actors have become active. In this context, the production,
enrichment and possession of weapons of mass destruction out of control have gradually turned into
accusatory arguments among actors. For example, the United States has played an active role in the
realization of Iraqi intervention with the broad consensus that the media has benefited from the media's power
to support its argument on the existence of weapons of mass destruction in Iraq.
The invasion of Syria, which resulted in administrative turmoil in many Middle Eastern countries
and which is termed the Arab Spring, coincided with the end of the first quarter of 2011 and the turmoil in the
country continues to this day, transforming it into a tragedy for humanity. The recent arguments of foreign
actors who have split two poles in support of their current regime and their forces and their opposition have
been shaped around blame for the use of weapons of mass destruction from time to time in the region.
In the study, it will be investigated by means of qualitative analysis, on the basis of post-truth
concept, on the frame of Syria's claims about the use of weapons of mass destruction in the media content on
April 4, 2017 in Idlib.
Keywords: The Cold War Period, Weapons of Mass Destruction, Media, Post-Truth, Syrian Crisis

∗ Araş. Gör., Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, bilal.suslu@ege.edu.tr
45
SOSYAL MEDYA REKLAMLARINDA ETİK SORUNSALINDA
GİZLİ REKLAM UYGULAMALARI
Emine ŞAHİN∗
Özet
Sosyal medyanın erişim ve etkileşim düzeyi reklam ve pazarlamacılar için bu mecrayı
cazip hale getirmektedir. Özellikle reklamcılar için sosyal platformların hukuki yapısının henüz
oluşturulmamış olması ve yaratıcılıkta diğer mecraların geride bırakan uygulamaların yer alması
sosyal medyayı daha tercih edilir kılmaktadır. Erişim kolaylığı nedeniyle hızla toplumsal
hayatımızda yer alan sosyal ortamlar zamanla bir takım etik sorunları da beraberinde
getirmektedir. Kullanıcılara ait verilerin güvenliğinin sağlanamamasından, bireylerin istem dışı
reklamlara maruz kalmasına kadar birçok etik problem üzerinde tartışılmaktadır. Çevrimdışı
reklam anlayışından farklı olarak reklam olduğu açıkça belirtilmeyen, içeriklerin içine gömülen
reklam uygulamaları gizli reklam olarak ifade edilmektedir.
Araştırmada hala hukuksal yapısı oluşturulmamış sosyal medyada reklam etiği ihlallerini
örneklem üzerinden ortaya koymak amaçlanmaktadır. Teknik kadro yönetiminde kurgusal
olarak tasarlanan gündemden haberlerin, kültürel ve eğlenceli içeriklerin yer aldığı Stolk ve
Vibio isimli YouTtube kanallarının videoları incelenmiş içerik yöntemi ile videolarda yer alan
gizli reklamlar analiz edilmiştir. Video akışı içinde reklamların ve reklamda yer alan
markanın/ürünün veriliş şekli ortaya konmuştur. Çalışma sosyal medyada etik sorunlar üzerinde
çalışan diğer araştırmacılara ve kontrol mekanizmasının gerekli olduğunu savunan karar
mekanizmalarına yön vermede önem taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Reklam Etiği, Gizli Reklamlar, Youtube
HIDDEN ADVERTISING PRACTICES IN ETHICAL PROBLEMATIC
OF SOCIAL MEDIA ADS
Abstract
Social media’s level of access and interaction makes this channel attractive for
advertisers and marketers. The fact that the legal structure of social platforms has not yet been
established and its incorporating applications that are ahead of other channels in terms of
creativity makes social media more preferable, especially for advertisers. Social environments
that quickly take place in our lives thanks to their accessibility also bring a number of ethical
problems along with them. Many ethical issues from not ensuring the security of user data to
individuals’ being exposed to unwanted advertisements are being discussed. Unlike traditional
advertising, advertisements which are not explicitly addressed and embedded within contents are
referred to as hidden advertisements.
In this study, it is aimed to reveal the violations of advertisements in social media, which
are still not legalized, through the sample. Videos from Youtube channels, Stolk and Vibio,
where news from the agenda, cultural and entertaining contents are fictionally designed by a
technical staff management are examined and the hidden advertisements in the videos are
analyzed through content analysis. The way in which the advertisements and the brand / product
are included in the advertisement within the video stream are presented. The study is important
in terms of guiding other researchers working on ethical issues in social media and the control
mechanisms that advocate the need for a decision-making mechanism.
Key Words: Social Media, Advertising Ethics, Hidden Advertisements, Youtube

∗ Dr. Öğretim Üyesi, Gaziantep Üniversitesi İletişim Fakültesi, eminesahin2001@gmail.com
46
SAVAŞ GAZETECİLİĞİ'NİN POSTMODERN EVRİMİ;
İLİŞTİRİLMİŞ (EMBEDDED) GAZETECİLİK
Fırat TUNABAY∗
Özet
Son yıllarda teknoloji, baş döndüren bir hızla gelişmeye devam etmektedir. Bu teknolojinin kullanılmasına
hız ve görselliğin de dahil olması, bu teknolojinin etkisini daha fazla arttırmaktadır. Savaşlar toplumlara neredeyse
canlı yayınlarla nakledilmektedir. Teknolojik gelişmeler savaş ve çatışma alanlarında medyanın yer almasını
kolaylaştırarak savaşın önemli unsurlarından biri haline getirmiştir. Postmodern olarak nitelenen, içinde yaşadığımız
bu dönemde kavramların, olguların, genel kabul görmüş durum, yöntem ve yaklaşımların allak bullak olduğunu ve
hızla değiştiğini görmekteyiz. Şavaş Gazteceliği de zamanın ruhundan nasibini alarak evrilmiştir. Bu evrilme
postmodern dönemin belli özellikleri üzerinden kendini göstermektedir. 2003 yılında Irak Savaşı sırasında Amerika
Birleşik Devletleri'nin savaş gazetecilerine sözleşme imzalatarak kendi askeri birliklerine bu gazetecileri iliştirmesi
ile savaş gazeteciliğinde kırılma yaşanmıştır. Artık savaş gazeteciliğinin yanında iliştirilmiş gazetecilikten söz
edilecektir. Bu kırılma anı zamanın ruhuna uygun bir şekilde gerçekleşecektir. Gazetecilerin sözleşmeler
imzalayarak askerlerin kontrolü altında haberlerini yapmaları, bağımsız gazetecilerin savaş alanına ulaşımının
kısıtlanması, ordu ile hareket eden gazetecilerin tarafsızlıklarını yitirmeleri, iliştirilmiş gazeteciliğe karşı yapılan en
temel eleştirilerdir. Bu eleştiriler kapsamında savaş gazetecileri olarak niteleyemeyeceğimiz İliştirilmiş gazeteciler
bir devletin siyasal propagandasını yapar duruma gelmektedirler.
Çalışmanın amacı, Savaş Gazeteciliğinin zamanın ruhuna uygun olarak farklılaşmasını ortaya koymaktır.
Savaş Gazeteciliğinin yaşadığı evrim ve sonucunda İliştirilmiş Gazeteciliğinin literatürde yer alması, basın etiği,
tarafsızlık gibi bir çok tartışmayı beraberinde getirmektedir. Tüm bu tartışmalar da ortaya konulacaktır.
Nicel araştırma yaklaşımı içerisinde ve nitel araştırma yöntemi içerisinde kullanılmakta olan tarihsel
araştırma yöntemi bu çalışmada daha yaygın kullanıldığı şekli ile, nitel araştırma içinde kullanılmıştır. Literatür
taraması ile kavramsal çerçevesi oluşturulan bu çalışmada Savaş Gazeteciliğinin zaman içerisinde nasıl
şekillendiğine ve geçmişteki ve günümüzdeki özelliklerine yer verilmektedir. Tarihsel gelişimi içinde ele aldığımız
Savaş Gazeteciliğinin, postmodern dönemin özelliklerinden de etkilenerek nasıl başkalaştığı ve bu süreçte kırılma
noktalarının ortaya konulması daha çok ikincil kaynaklar üzerinden ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Savaş Gazeteciliği, İliştirilmiş Gazetecilik, Propaganda
POSTMODERN EVOLUTİON OF WAR CORRESPONDENCE;
EMBEDDED JOURNALİSM
Abstract
In recent years, technology has been continuing to advance at an unprecedented pace. The addition of speed
and visual quality further increases the impact of this technology. Wars are transmitted to people almost as live
broadcasts. Technological advances have facilitated the presence of media in battlefields and conflict areas, making
them one of the important elements of war. In our time, called postmodernity, we observe that concepts, phenomena,
generally accepted conditions, methods, and approaches have gone topsy-turvy, changing rapidly. Having its share
of the spirit of times, war correspondence, too, has evolved. This evolution manifests itself through certain features
of the postmodern era. During the 2003 War in Iraq, war correspondence took a turn when the USA had war
correspondents sign a contract, embedding these correspondents in its own military units. Now, any mention of war
correspondence would also mean embedded journalism. This turning point would be occurring in line with the spirit
of times. Journalists signing contracts to report news under the control of soldiers, independent journalists having
restricted access to the war zone, journalists losing their impartiality as a result of acting together with the military
are the most fundamental criticisms against embedded journalism. In light of such of criticisms, embedded
journalists, whom we can no longer characterize as war correspondents, become instruments of political propaganda
on behalf of a state.
The purpose of the study is to present the differentiation of war correspondence with times. The evolution
of war correspondence and the resulting concept of embedded journalism in literature bring about debates on such
issues as press ethics and impartiality, which will be discussed in the study.
The historical research method used in the quantitative research approach and in the qualitative research
method has been used in qualitative research with its widespread use in this study. The conceptual framework of the
study is established through literature review; the study reveals how war correspondence has shaped over time and
discusses its characteristics in both the past and the present. War correspondence will be discussed in terms of its
historical development, and the way it has changed with the postmodern times and the turning points in this process
will be discussed mostly through secondary sources.
Keywords: Postmodernism, War Correspondence, Embedded Journalism, Propaganda

∗ Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, TV ve Sinema Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi,
ftunabay@gmail.com
47
HABERLERDE BİR SAĞLIK SORUNUNUN ÇERÇEVELENİŞİ:
OBEZİTE
Gülten UÇAN∗
Hakan BAYDUR∗∗
Özet
Değişen yaşam koşulları, istihdamın hizmet sektöründe yoğunlaşması ile azalan fiziksel
aktivite sonucunda obezite, 21. yüzyılın önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Obezite,
yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen, besinlerle alınan enerjinin, harcanan enerjiden fazla
olması durumunda ortaya çıkan ve vücuttaki normalden fazla yağ birikimini ifade eden tıbbi bir
terimdir. Dünya Sağlık Örgütü, dünyada 18 yaş ve üzeri yaklaşık 1.9 milyon insanın normalin
üzerinde kilo sorunu olduğunu bildirmektedir. Kilolu bedenler tarihte uzun yıllar boyunca
bolluğun ve zenginliğin göstergesi olarak kabul edilmiştir. Günümüzde ise diyet ve spor ürünleri
pazarı kilolu insanları, nefsini kontrol edemeyen, sağlığını koruyup geliştiremeyen kişiler olarak
etiketlemektedir.
Bu çalışmanın amacı, obezitenin internet üzerinde dolaşımda olan haberlerde nasıl temsil
edildiğini eleştirel bir yaklaşımla incelemektir.
Çalışma, betimleme amaçlı niceliksel ve niteliksel bir çalışmadır. Evren, 2016 yılının
Ocak ve Aralık ayları arasında IAB Ölçümleme Araştırması’na göre en fazla tercih edilen
gazeteler olan Milliyet, Sabah ve Sözcü’nün internet üzerinde yayınlanan haberleridir. Google
Arama Motoru’nun Haberler sekmesi üzerinde “obezite” anahtar kelimesi ile yapılan tarama
sonucunda ulaşılan 594 haber, örneklemi oluşmaktadır. Haberlerin niceliksel olarak
değerlendirilebilmesi amacıyla açık ve yarı açık uçlu sorulardan oluşan bir web formu
geliştirilmiş, üniversite öğrencilerinden örneklemdeki haberleri inceleyerek forma işlemeleri
istenmiştir. Elde edilen niceliksel veriler Google’ın istatistik araçları kullanılarak analiz edilmiş,
ayrıca amaca uygun örneklem yoluyla seçilen örnek metinler tümevarımsal tematik analiz ile
incelenmiştir.
Örneklemde yer alan haberlerin %65,3’ünün bilimsel araştırmaları kaynak olarak
gösterdiği, ancak %44,6’sında kaynağın belirtilmediği görülmüştür. Haberlerin %83,7’sinin bilgi
vermeyi amaçladığı, ancak bu haberlerin %82.2’sinde yeterli bilgi verilmediği anlaşılmıştır.
Haberlerin %33,2’sinin beslenme temelli zayıflama önerileri içerdiği tespit edilmiştir. Haberler,
obezitenin insan sağlığı açısından taşıdığı riskler yerine güzel bir bedene sahip olmanın önemini
ön plana çıkarmakta, nefsin kontrol edilmesi gerektiğini savunan ahlaki bir söylemden
beslenmektedir. Sağlık ve spor endüstrileri tarafından pazarlanan ürünlerin tüketimi teşvik
edilmektedir.
Obezite haberlerinde, kilo kontrolü sorumluluğu bireye yüklenmekte, konunun toplumsal
ve ekonomik boyutu gözlerden silinmektedir.
Anahtar Kelimeler: Obezite, Sağlık Haberleri, Beden


Dr. Öğretim Üyesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, gultenucan@gmail.com
∗∗ Dr. Öğretim Üyesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, hakanbaydur@mertozkilic