ארכיון חודשי: ינואר 2022

MEKAN 360 MUGLA GOON GONE !!!

Biz Kimiz?
Dünyamız, internet, teknoloji ve bilişim sektörü ile büyümeye devam ediyor. Bu sayede her türlü kurum kolaylıkla hedef kitlelere ulaşabilmektedir. Burada önemli olan sizin kiminle nasıl yol aldığınız, aynı hedef kitleye ulaşan kurumlardan farklılığınızı oluşturacak çözüm ortağınız…
Özellikle “mekansal” ve “kentsel” anlatımlarda Yıldırım Medya Tümleşik Sunum Teknolojileri firması, kendi dalında Dünya’nın ve Türkiye’nin sayılı firmalarından biridir. İzmir kökenli ve merkezi İzmir’de bulunan Yıldırım Medya firması; mimari, yazılım, prodüksiyon, post prodüksiyon, stüdyo hizmetlerini kendi bünyesindeki ekip ve ekipmanlar ile yürütmektedir.

Firmamız
“DJ” elektronik olarak 1996 yılında endüstriyel elektronik ve özel devre tasarımları konusunda İzmir’de kurulan firmamız, 2001 yılında üretim ve pazarlama bölümünü İstanbul’a taşımıştır. Yazılım sektöründeki gelişmeler doğrultusunda 2003 yılında “AMD Bilişim” olarak yazılım sektörüne girmiştir. Temel bazı yazılım ihtiyaçları ile beraber internet tabanlı program ve oyunlar geliştiren AMD Bilişim, interaktif medya dünyasının açılmasıyla etkileşimli internet ve lokal tabanlı interaktif projeler üretmeye başlamıştır.
Elektronik sektöründen farklı olarak, yazılım ve medya teknolojilerinin planlama ve üretim adresinin bir çok avantajıyla Ege’nin güzel ve sakin şehri İzmir olduğuna karar veren firmamız, merkezini yeniden İzmir’e taşımıştır.
İnteraktif medya uygulamalarını “Axima” markasıyla çıkaran firmamızın ismi, sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik teknolojisinin gelişimi ve proje çeşitliliği, bilgi teknolojilerindeki çok çeşitli yatırımların ardından ailenin soyadı olan “Yıldırım Medya Yazılım ve Tümleşik Sunum Teknolojileri” olarak değiştirilmiştir.
Metin Yıldırım tarafından kurulan Yıldırım Medya, elektronik devre projelerindeki iş planlama, iş geliştirme ve özellikle AR-GE yapabilme tecrübesini yazılım sektörüne aktarmış ve bir çok ilke imza atmıştır.

Ofislerimiz
Bilişim ve medya projeleri dört temel ihtiyacın tedariği ile oluşur : AR-GE, uygulama , içerik ve pazarlama.
Bu amaçla, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Kampüsünde bulunanTeknopark AR-GE ofisindeki deneyim ve araştırmalar, Karşıyaka uygulama ofisimizde ürün haline getirilmektedir. Kemalpaşa platomuzda bulunan ses, fotoğraf, video ve animasyon stüdyolarında her türlü içerik kendi bünyemizde hazırlanmaktadır.
Kanada ve Almanya ofislerimiz ile uluslar arası pazarlama çalışmaları yapılmakta ve gelişen teknolojiler takip edilmektedir.

Çalışmalarımız
Firmamız, özellikle 360° fotoğraf, video, sanal gerçeklik konularında Türkiye’de ve dünyada bir çok ilke imza atmıştır. Dünyada ilk ticari 360° yani sanal tur uygulamalarını yapan firmamız, kendi yazılım ve uygulama şekliyle 360° video konusunda halen dünyadaki en iyi firmalar arasında yer almaktadır. Şu an Türkiye’de “360° Canlı Yayın” yapabilen tek firma özeliğine sahip olan Yıldırım Medya, mevcut içerikleri, sanal gerçeklik teknolojileri ile birleştirmiş, dünyadaki ilk sanal gerçeklik gözlüğü ve yazılımını yaparak 2011 yılında dünyanın en büyük teknoloji fuarı olan Almanya ITB fuarında ödül almıştır. Firmamız gelişen sanal gerçeklik dünyasında içerik ve yazılımlar ile beraber arabirim üretimine devam etmektedir.
Yürüme, hava, kara ve deniz taşıtları ile sanal gerçeklikte gezi simülasyonları donanım ve sistemleri üreten Yıldırım Medya, çoklu sunum teknolojilerini amaçlayarak bugün Manisa Tanıtım Merkezinde ve Karaman Sanal Gerçeklik Müzesinde faaliyette olan Sanal Gezi Otobüsü ile aynı anda 24 kişinin aynı mekanda birbirinden bağımsız gezmesini sağlayarak sanal gerçeklik teknolojisinde bir ilki başarmıştır .
Artırılmış gerçeklik teknolojisini temelinden bu yana kullanan Yıldırım Medya bu konuda da Türkiye ve dünyada bir çok ilke imza atmıştır.
Ulusal ve uluslar arası bir çok kamu ve özel kurum projelerinde yüklenici firma olan Yıldırım Medya tüm projeleri zamanında, eksiksiz olarak büyük bir başarı ile bitirmiştir.
Aynı zamanda kendi üretim ve teknolojilerini kullanarak hazırladığı internet tabanlı medya projelerinin de işletmesini yapmaktadır. Bunlardan bazıları: mekan360, eyeTurkey, MarkalıKonut.com’dur.
Türkiye nin en elit özel ve kamu kurumları tarafından çözüm ortağı olarak kabul edilen firmamız, T.C ulaştırma bakanlığı ile 2023 Türkiye projelerinin mimari sunum ve interaktifleri hazırlanmıştır. T.C Kültür ve Turizm bakanlığı ile beraber “Evliyaçelebi.tv” Türkiye Tanıtım Platformu projesini yürütmektedir. İzmir, Manisa, Mardin, Aksaray illeri resmi ajansıdır. TOBB tarafından düzenlenen fuarlar için “Fairarena“ Türkiye sanal fuar platformu ve projesi yürütülmektedir.
Yurt dışında özellikle sanal tur teknolojilerindeki Ar-Ge ve projeleri yakından takip edilen firmamız 2011 yılı başından bu yana Suudi Arabistan Hükumeti ve Kültür Bakanlığı için bir proje yürütmüştür. Tüm Arap yarım adasını kapsayan proje 2014 yılında tamamlanmıştır. Fiba ve TC Basketbol Federasyonu ile Dünya Basketbol Şampiyonası yazılım, web, interaktif içerik konusunda başarıyla hizmet vermiştir. Vestel firmasının interaktif içerik sağlayıcısı olan YILDIRIM MEDYA özel sektörde Markalı Konutlar başta olmak üzere Otel, Sağlık, Eğitim ve Sanayii sektörlerinde Türkiye’nin markası denilecek bir çok firmaya vermeye de devam etmektedir.
Yirmiye yakın ticari portalın yazılım ve işletmeciliğini yapan firmamız, firma, mekan ve şehirlerin anlatım ve sunumları kadar bulunabilirliğini ve bilinebilirliğini arttırmaları konusunda eşsiz bir tecrübeye sahiptir.
2001 yılında Metin Yıldırım tarafından, endüstriyel elektronik ve özel devre tasarımları konusunda 4 kişiden oluşan çekirdek kadrosuyla hizmet vermeye başlayan firmamız, zamanla internet, yazılım, prodüksiyon, mimarlık hizmetleri vermeye başlamış, son 5 yılda bugünkü çizgisini yakalamıştır.

 UYGULAMA VE ATÖLYE OFİSİMİZ ═

https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m22!1m12!1m3!1d3122.784644916136!2d27.113904519706207!3d38.492610941278784!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!4m7!1i0!3e6!4m0!4m3!3m2!1d38.4927579!2d27.1143766!5e0!3m2!1str!2s!4v1431613754037

═ AR-GE TEKNOPARK YAZILIM GELİŞTİRME OFİSİMİZ ═

https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m24!1m12!1m3!1d6260.946534428624!2d26.638026092551247!3d38.31486998746689!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!4m9!1i0!3e6!4m0!4m5!1s0x14bb905dcd88e679%3A0x325bc54080b37c33!2zxLB6bWlyIFnDvGtzZWsgVGVrbm9sb2ppIEVuc3RpdMO8c8O8IFRla25vbG9qaSBHZWxpxZ90aXJtZSBCw7ZsZ2VzaSwgxLB6bWlyIFnDvGtzZWsgVGVrbm9sb2ppIEVuc3RpdMO8c8O8LiBHw7xsYmFow6dlIEthbXDDvHPDvC4gVGVrbm9sb2ppIEdlbGnFn3Rpcm1lIELDtmxnZXNpLCAzNTQzNyDEsHptaXI!3m2!1d38.314689!2d26.634271!5e0!3m2!1str!2s!4v1431615223350

═ STÜDYO VE PLATOLAR ═

http://mekan360.com/sanaltur/yildirimmedya/studyo

═ AVRUPA MERKEZ OFİSİMİZ ═

New album Greyhound SHM

YouTube'da "Swedish House Mafia – Set" videosunu izleyin

Uğur Mumcu suikastının üzerinden 29 yıl geçti

Haberler – Anadolu Ajansı 23.01.2022 – 17:28

Uğur Mumcu suikastının üzerinden 29 yıl geçti

İlişkili Haberler

Uğur Mumcu kimdir?

Uğur Mumcu kimdir?

Araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu'nun Ankara'daki evinin önünde bombalı suikast sonucu hayatını kaybetmesinin üzerinden 29 yıl geçti.

Mumcu, 22 Ağustos 1942'de, Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi ile Nadire Mumcu'nun dört çocuğundan biri olarak Kırşehir'de dünyaya geldi.

Ailesinin Ankara'ya taşınması üzerine ilk ve orta öğrenimine burada devam eden Mumcu, 1965'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.

Öğrencilik yıllarında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Türk Sosyalizmi" makalesiyle "Yunus Nadi Ödülü"nü alan Mumcu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanlığını yaparken Milliyet gazetesine incelemeler yazdı.

Mumcu, 12 Mart 1971 dönemindeki bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek" ve "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı.

Mamak Askeri Cezaevi'nde birçok aydınla bir yıla yakın kalan Mumcu, bu davadan 7 yıl hapse mahkum edildi. Mumcu, kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine tahliye edildi.

Serbest bırakılmasının ardından hemen askere alınan Mumcu, askerliğini "yedek subay" olarak yapması gerekirken kendi tabiriyle "sakıncalı piyade" ilan edildi.

Mumcu, Tuzla Piyade Okulunda 10 Ocak'a kadar süren üç aylık eğitimden sonra, 1973'te okul yönetimi tarafından "kötü hal ve düşünce sahibi" diye suçlanarak "er" çıkarıldı ve Ağrı Patnos'a yollandı.

Askerlikten sonra üniversitedeki görevinden ayrılan Mumcu, profesyonel gazeteciliğe 25 Şubat 1974'te Yeni Ortam gazetesinde "Anarşist!.." başlıklı yazısıyla başladı.

Köşe yazılarında hem sorunları dile getiren hem de hukuka aykırı ve yasa dışı uygulamaların üstüne giden Mumcu, yazdığı kitaplarla da ses getirdi.

"AĞCA VE BAĞLANTILARINI ARAŞTIRDI"

Güldal Homan ile 19 Temmuz 1976'da evlenen Mumcu'nun bir oğlu (Özgür) ve bir kızı (Özge) oldu.

Usta gazetecinin 1977'de yayımlanan "Sakıncalı Piyade" kitabı tiyatroya uyarlandı ve Ankara Sanat Tiyatrosu'nda yüzlerce kez sahnelendi.

Mumcu, terörün silah kaçakçılığıyla ilişkisini ortaya koymak ve bu yönde kamuoyu oluşturmak için 1981'de "Silah Kaçakçılığı ve Terör" kitabını okurlarıyla buluşturdu.

Papa 2. Jean Paul'e düzenlediği silahlı saldırıya ilişkin Mehmet Ali Ağca ve bağlantıları hakkında araştırma yapan Mumcu'nun, "Rabıta" ve "12 Eylül" kitapları 1987'de, önemli araştırmalarından kabul edilen "Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925" eseri ise 1991'de yayımlandı.

"SİS PERDESİ ARALANAMADI"

Uğur Mumcu, Yazar Musa Anter'in öldürülmesinden sonra 27 Eylül 1992'de Cumhuriyet gazetesinde kaleme aldığı "Dipsiz Kuyu" başlıklı yazısında, "Orta Doğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık dipsiz bir kuyudur. Bu karanlık ve dipsiz kuyuda cinayetler birbirini izler. Halk deyişi ile Orta Doğu'da 'kimin eli kimin cebindedir' bilinmez. Kim, kimi, neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın olanağı yoktur. Olaylar yıllar sonra aydınlanır. O da bir kısmı!" ifadelerini kullandı.

Mumcu, 24 Ocak 1993'te arabasına yerleştirilen bombalı saldırıyla hayatını kaybetti. Suikastı, İBDA-C ve Hizbullah gibi örgütler üstlense de aradan geçen 29 yıla rağmen cinayetin üzerindeki sis perdesi aralanamadı.

Türkiye'yi sarsan suikasta ilişkin ilk yargılamalar, Mumcu'nun ölümünden 7 yıl sonra başladı. Mumcu suikastı ile Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok cinayetlerini de kapsayan davanın adı "Umut" oldu.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava, cinayetlerin ardındaki sırrı tam olarak ortadan kaldıramadı.

YARGILAMALAR OLDU

İlk dereceli mahkemenin kararının Yargıtay tarafından bozulmasının ardından yeniden görülen davada, 3 sanık "yasa dışı Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütünü kurmak ve yönetmek" suçundan, 5 sanık ise aynı örgüte üyelikten çeşitli sürelerde hapis cezalarına mahkum edildi.

Bu kapsamda sanıklardan Mehmet Ali Tekin, Hasan Kılıç ve Ekrem Baytap, "silahlı suç örgütü kurma ve yönetme" eylemlerinden 12 yıl 6'şar ay hapisle cezalandırıldı.

Sanıklar Abdulhamit Çelik, Fatih Aydın, Yusuf Karakuş, Mehmet Şahin ve Recep Aydın'a ise "silahlı suç örgütü üyesi olmak"tan 6 yıl 3'er ay hapis cezası verildi.

Anayasa Mahkemesi, gözaltında tutuldukları tarihlerdeki mevzuatın, gözaltı süresinde avukata erişim imkanı tanımadığı gerekçesiyle sanıklar Aydın, Tekin, Kılıç ve Karakuş'un yeniden yargılanmasına hükmetti.

Clipart of Trash only Sign (Cliparts) trash,symbol,perfect,sign,only

Ataturk un Mutfagi Fener🧿📿🗡️

Atatürk’ün mutfağının kapısı açıldı

HaberlerPazar SabahAtatürk’ün mutfağının kapısı açıldıPazar 23.01.2022

Atatürk’ün mutfağının kapısı açıldı

Atatürk’ün meşhur sofralarıyla ilgili çok şey yazıldı. Fakat o sofraların arkasındaki mutfakla ilgili bugüne kadar elde bir kaynak yoktu. Usta gazeteci ve yazar Murat Bardakçı, Turkuvaz Kitap’tan çıkan Atatürk’ün Mutfağı kitabında o mutfağın kapısını aralıyor. Son öğününden en sevdiği yemeğe, yapılan alışverişlere, mutfak harcamalarının şahsi hesabından karşılanmasına kadar bilinmeyenleri belgelere dayanarak anlatıyor

OLKAN ÖZYURT

OLKAN ÖZYURTPazar Sabah HaberleriABONE OL

Atatürk'ün sofrası dillere destandır. Ve bu sofrayla ilgili bugüne kadar pek çok makale ve kitap yazılmıştır. Fakat o sofralardaki yemekler, o yemeklerin piştiği mutfak konusundaysa pek de bilgi sahibi olduğumuz söylenemez. Usta gazeteci ve yazar Murat Bardakçı'nın Turkuvaz Kitap'tan çıkan Atatürk'ün Mutfağı kitabı tam da bu konuya odaklanıyor. Yazdığı tarih kitaplarıyla ezber bozan duayen yazar Bardakçı'nın Cumhurbaşkanlığı Arşivi'ndeki belgelere dayanarak kaleme aldığı kitap, aslında farklı alanlarda bize çok şey anlatıyor. Mesela Atatürk'ün en sevdiği yemek kuru fasulye olarak biliniyor. Ama kayıtlar bize bamyayı daha çok sevdiğini ve sürekli yediğini gösteriyor. Ya da hep anlatılan "Enginarı hiç yemedi" hikayesinin yalan olduğunu ortaya çıkarıyor. Sadece yediği yemeklere ilişkin değil, o yemeklerin hazırlandığı mutfakla ilgili, belgelere dayanarak derli toplu bir tablo sunuyor usta yazar. Mutfağın işleyişinden, yapılan alışverişlerden, bu alışverişlerin nerelerden yapıldığından, mutfak harcamalarının Atatürk'ün şahsi hesabından karşılandığından bahsediyor ayrıntılı bir şekilde. Her türlü harcamanın kaydı özel bir dikkatle tutulmuş. Bardakçı Atatürk'ün son öğünlerinin de kaydına ulaşmış. Ve bu sayede Atatürk'ün son öğününü de öğreniyoruz…
Granda'nın anıları güvenilir değil
Atatürk'ün 12 yıl boyunca sofracılığını yapan Cemal Granda'nın anıları Gazi'nin sofrayla ilişkisine dair hep referans gösterilen kaynaklardan biridir. Murat Bardakçı, kitabında "Bu anılar ne kadar doğrudur?" diye soruyor. Bardakçı Granda'nın anılarının önce 1959'da Şehir Gazetesi'nde yayımlandığını, sonra bu anıların 1971'de Fer Yayınları'ndan 241 sayfalık Atatürk'ün Uşağının Gizli Defteri adıyla kitaplaştırıldığını belirtiyor. Fakat iki yıl sonra Atatürk'ün Uşağı adıyla tekrar kitap yayınlanırken sayfa sayısı artmaş ve 432'ye ulaşmış. Granda'nın hatıraları olduğu söylenen yayınlarda çok fazla montaj yapıldığı yazan Murat Bardakçı, Granda'nın anılarına pek de güvenilmemesi gerektiğini yazıyor kitabında.

EN SEVDİĞİ YEMEK KURU FASULYE DEĞİL BAMYA
Atatürk'ün en çok sevdiği yemeğin kuru fasulye olduğu, bu konuyla ilgili yayınlarda geniş yer tutar. Hemen hemen her gün kuru fasulye ve pilav yediği yazılır çizilir. Hatta Haldun Derin de anılarında Atatürk'ün fasulye-pilav tiryakiliğinin yatılı okul yıllarından kalma bir alışkanlık olduğunu anlatır. Murat Bardakçı kitabında, Çankaya'daki mutfak kayıtlarında sofraya her akşam ana yemek olarak çıkartılacak miktarda kuru fasulye alımı görünmediğini belirtiyor. "Alkolün, özellikle de rakının eksik olmadığı bir sofrada kuru fasulye gibi gaz yapan bir yemeğin devamlı bir şekilde yer alması ve içki ile beraber her gün yenmesi pek olacak iş değildir" diye yazıyor. Çankaya'nın yiyecek alışverişi evrakında mutfağa kuru fasulyeden daha fazla girdiği görülen bir sebze mevcut: Bamya. Bardakçı "Hazmı düzene koyduğu, karaciğere ve Atatürk'ün, çektiği böbrek rahatsızlığına iyi geldiği bilinen bamyanın yenmesi daha mantıklı" diye yazıyor. Bamya taze alındığı gibi konservesi de alınıyormuş. Hatta Atatürk, 25 Şubat 1935'te Ege Vapuru ile Marmaris'ten İstanbul'a gelirken vapurda konserve bamya yediği için zehirlenmiş. Bu zehirlenme telgrafla dönemin hükümetine bildirilmiş. Bardakçı, hükümetin nasıl telaşlandığını da anlatıyor kitabında.

ANKARA'DA KENDİMİZİ SIKAR AÇIĞI KAPATIRIZ
Atatürk'ün şahsi hesabıyla Ağustos 1925'ten itibaren Hasan Rıza Soyak alakadar olmuş. Hasan Rıza Bey hatıralarında "Atatürk'ün para ve mala karşı bir meyli yoktu. Devletten aldığı maaş ve tahsisastan başka geliri yoktu" diyor. Hasan Rıza Bey'in anılarında ilginç bir gözlem ve diyalog göze çarpıyor. Murat Bardakçı bu bölümü kitabında paylaşıyor. Hasan Rıza Bey anılarında "Bilhassa İstanbul'da bulunduğumuz aylarda elimize geçen maaş ve tahsisat, masrafları karşılamaz olurdu. Borçlanırdık ve sıkıntıya düşerdik. Böyle durumları kendisine izah etmeye çalıştığım zaman sözümü keser, gülümseyerek 'Peki, peki Ankara'da kendimizi biraz sıkar, açığı kapatmaya çalışırız' der geçerdi. Filhakika, Ankara'da masraf daha az olduğundan birkaç ay içinde vaziyet düzelirdi" yazıyor.

SON ÖĞÜN BİR KALIP BUZ
Atatürk'ün son yemeğiyle ilgili kayıtlara da ulaşmış Murat Bardakçı. Atatürk'ün ölmeden önceki son 40 gün içinde yedikleri kayıt altına alınmış. Bu kayıtlardan Atatürk'ün son yemeğinde neler yediğini biliyoruz. Bardakçı "En son 8 Kasım 1938'de sabahın erken saatlerinde sütlü kahve ve sütlü çay içmiş. 11.05'te yulaflı poriç yemiş, öğlen süt, öğleden sonra çorba ve elma suyu verilmiş. Saat 18.35'te susuzluğunu gidermesi için ağzına küçük bir kalıp buz konmuştur. Bu buzun ardından vefat ettiği ana kadar başka hiçbir gıda almayacaktır" yazıyor kitabında

ENGİNAR YEMEDİĞİ DOĞRU DEĞİL
Murat Bardakçı Atatürk ile ilgili olarak anlatılan "Hiç enginar yemedi, hatta ömrünün son günlerinde enginar yemek istedi ama bir türlü temin edilemedi" şeklindeki anlatıyı da yine kayıt ve belgelere dayanarak yalanlıyor. Bardakçı kitabında mutfak belgelerinde enginar alımı yapıldığına dair belgeler sunuyor. Mesela Haziran 1926'da beheri 10 kuruştan 20 adet enginar alınıp 200 kuruş ödenmiş. Bardakçı Atatürk'ün yine hastalığının ağırlaştığı günlerde 1 Ekim-8 Kasım 1938 tarihleri arasında beş defa enginar yediğinin kayıtlarda olduğunu belirtiyor.

1926'DAN SONRA ETTEN BALIĞA GEÇİLDİ
Murat Bardakçı 1926'nın sonlarına kadar Çankaya'ya koyun ve sığır eti alındığını ama sonraları et alımının azalıp balık alımının arttığını kayıtlardan ortaya çıkarıyor. Bardakçı "Atatürk'ün sofrasında sadece balık değil, siyah havyara, Japon havyarına, balık yumurtasına ve taramaya varıncaya kadar bol deniz ürünü mevcuttur" yazıyor. Kitaptan balık konusunda ayrım yapılmadığını, kılıç, levrek, kalkan, kolyoz, barbunya, kefal, mercan ve çinekop gibi büyük yahut küçük boyda her cins balık alındığını, balıkların da ızgara olarak pişirildiğini öğreniyoruz. Havyarın ise genellikle siyahı tercih edilirken zaman zaman kırmızısı da alınmış. İstanbul Balıkpazarı'ndaki seyyar midyeci Ali'den, Dolmabahçe'ye midye sipariş edildiğini de yine kitaptan öğreniyoruz.

MUTFAKTA BİR KARMAŞA VARDI
Samsun'a çıktıktan sonra, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Mustafa Kemal Paşa, önce Ziraat Mektebi'nde sonra istasyondaki Direksiyon Binası'nda ikamet ediyor. 1921'in ilkbaharında Çankaya'daki köşkte yerleşiyor. Mutfakla da bir süre Fikriye Hanım ilgileniyor. Mustafa Kemal Paşa'nın evlenmesiyle Latife Hanım bu görevi üstleniyor. Latife Hanım köşkün eksiklerini gidermek için masa takımları, mobilyalar, sofra malzemeleri aldırıyor. Mutfağı düzene sokmaya gayret ediyor. Gazi ile Latife Hanım'ın boşanması sonrasında Bardakçı'ya göre ev işlerini çekip çevirecek bir kadın ya da profesyonel bir kahya olmadığı için Çankaya'nın ve Mustafa Kemal Paşa'nın kaldığı diğer bütün mekanların mutfaklarında bir düzensizlik hakimdi. Bu düzensizlik alışverişlerde bir karmaşaya neden olduğu gibi, kolayca pişirilecek basit yemekler ya da evde hazırlanması gereken bazı yiyecekler de yıllar boyunca dışarıdan getirilmiş. Bu düzensizlikle ilgili belgelere dayanarak pek çok örnek veriyor Bardakçı kitabında. Bardakçı "Öyle ki, o devirde en sıradan evlerde bile hemen her gün hazırlanan ve mutfaklarda her an mevcut olan salça, turşu, reçel, kurabiye ve bazı tatlılar dışarıdan getiriliyordu. Aşçılar yoğurt yapmakla da uğraşmıyordu (…) Alışverişler zaten bir alemdi. Mutfakta yahut kilerde düzgün bir sistem olmadığı için, bittiği fark edilmeyen malzemeler lazım oldukları takdirde dışarıdan hemen getirtilir ve aynı malzemenin günde iki-üç defa satın alındığı olurdu" yazıyor.

MUTFAK HARCAMALARI, ŞAHSİ HESABINDAN KARŞILANIRDI
Murat Bardakçı'nın kitapta dikkat çektiği bir husus da harcamalarla ilgili. Atatürk'ün kişisel harcamaları Cumhurbaşkanlığı bütçesinden değil, şahsi hesabından karşılanmış. 1919 Aralık'ından itibaren özel kaleminin yemek masraflarını kendisi vermiş. Çankaya'daki ve bulunduğu diğer mekanlardaki yemek masrafları, misafirleriyle gittiği eğlence yerlerinin faturaları, Yalova ve Florya gibi uzun müddet kaldığı yerlerde yapılan harcamaları her zaman kişisel hesabından ödenmiş. Bardakçı kitapta Çankaya'nın Genel Sekreterliği, Özel Kalem'in bu harcamaların yanlışlıkla resmi bütçeden karşılanmaması için azami dikkat gösterdiğini belirtiyor. Atatürk'ün kendisi, mutfağı, dostları, misafirleri, kız kardeşi veya manevi kızları için yaptığı bütün ödemeler Çankaya'nın harcama kalemlerinde ayrıntılı bir şekilde kayıt altına alınmış. Bu kayıtlarla ilgili kitapta belgeler de mevcut.