ארכיון חודשי: ספטמבר 2021

Sony 2021 Dünya Fotoğraf Ödülleri'ni kazananlar belli oldu

16 Nisan 2021

Sony'nin her yıl verdiği Dünya Fotoğraf Ödülleri'nin bu yılki kazananları belli oldu. Birinciliği Zimbabve'den "Afrikalı Viktoryen" portresi ile Tamary Kudita kazandı.

Birinciliği kazanan Kudita, "Fotoğrafım, kökleri tarihte olan güncel varlığa bir saygı niteliğinde. Eserimin merkezinde, Afrika'nın temsilinin önemi var. Zimbabve sanatını ortaya koymama imkan tanındığı için müteşekkirim" dedi.

Portrait of a young woman dressed in a Victorian dress and holding traditional Shona cooking utensils

Öğrenci yarışmasını Stellenbosch Tasarım ve Fotoğraf Akademisi'nden Coenraad Heinz Torlage, "Güney Afrikalı Genç Çiftçiler" serisi ile kazandı.

Proje, güvenlik ve kuraklık kaynaklı zorlukları ortaya koyarak, Güney Afrika'nın gelecek kuşak çiftçilerinin karşı karşıya olduğu toprak sahipliği tartışmalarına işaret ediyor.

Aerial view of two young people lying on the backs of horses

Yılın Genç Fotoğrafçısı ödülü ise "Gerçekten kaçış yok" adlı fotoğrafıyla, Hindistan'dan 19 yaşındaki Pubarun Basu'ya verildi.Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edinBunlar da ilginizi çekebilir

Haberin sonu

Shadows of railings and silhouettes of hands behind curtains

Belgesel dalında ise birincilik Kenya'daki krizantem çiçeği üretimini fotoğraflayan İtalyan Vito Fuco'nun oldu.

Flowers

Manzara dalında ise "Sessiz mahalle" fotoğrafı ile İranlı Majid Hojjati 1. oldu.

Hojjati eserini, "İşte sessiz mahalleler: İnsanlığın varlığından muaf yerler. Sessizliklerinin gürültüsü her yerden duyulabiliyor. Ancak biz bu yerlerde hiçbir şey duymamaya mahkumuz" sözleriyle anlattı.

Tent in front of mountains, below a small white cloud in the sky

İngiltere'nin kuzeyinde yaşayanları fotoğrafladığı serisiyle İngiliz Craig Easton "Yılın Fotoğrafçısı" ödülünü kazandı.

Black and white portrait of a man surrounded by birds

Easton, yazar ve aakdemisyen Abdul Aziz Hafız ile işbirliği yaparak Blackburn, Lanceshire'daki mahallelere odaklandı.

Black and white portrait of a woman

Mimari fotoğraf dalındaysa ödül, hayvan krematoryumuna dönüştürülen eski bir askeri binayı gösteren fotoğrafıyla Çek Cumhuriyeti'nden Tomas Vocelka'nın oldu.

People standing outside next to a reflective wall

Yaratıcılık dalında birincilik NASA fotoğraflarıyla Jet Propulsion Laboratory fotoğraflarını birleştiren İngiliz Mark Hamilton'ın oldu.

Edited image of an astronaut on the Moon

Çevre dalında ödülü, "sıfır emisyona geçiş" serisiyle İtalyan Simone Tramonte kazandı. Fotoğraf, on yıllar içinde fosil yakıtlardan, enerji ihtiyacını tamamen yenilenebilir kaynaklardan üretmeye geçen İzlanda'dan.

People swimming outdoors

İngiltere'den Laura Pannac çeşitli insan portreleriyle Portfolyo ödülünü aldı.

Person lying down

Spor dalında ödül Suriye'nin Halep şehrinde çektiği "Savaş ve korku yerine spor ve eğlence" adlı fotoğrafıyla Anas Alkharboutli'nin oldu.

Fotoğrafta Halep yakınlarında bir karate okulu görülüyor. Burada amaç, çocukların savaşın travmasından kurtulmalarına yardım etmek.

Children in a karate lesson

Vahşi yaşam ve doğa alanındaki ödülü ise Luis Tato kazandı. Tato, Doğu Afrika'daki çekirge istilasını fotoğrafladı

İsra suresi

Hakkında

26,32,33 ve 57. âyetler ile 73-80. âyetler Medine döneminde, diğerleri Mekke döneminde inmiştir. 111 âyettir. Sûre, adını ilk âyetin konusu olan “İsrâ” olayından almıştır. “Geceleyin yürütmek” anlamına gelen “İsrâ”, Mîrac yolculuğunda, Hz. Peygamberin bir gece, Mekke’den Kudüs’e götürülmesini ifade eder. Sûrenin diğer bir adı da “Benî İsrâil Sûresi”dir.

Nuzül

Mushaftaki sıralamada on yedinci, iniş sırasına göre ellinci sûredir. Kasas sûresinden sonra, Yûnus sûresinden önce Mekke döneminde inmiştir. 26, 32-33, 60, 73-74, 80, 107-111. âyetlerle diğer bazılarının Medine’de indiği yolunda değişik rivayetler varsa da, büyük ihtimalle tamamı Mekke’de nâzil olmuştur. İbn Âşûr, bu rivayetlerin, söz konusu âyetlerin içerdiği hükümlerin Medine dönemindekilerin muhtevasını hatırlatmasından ileri gelmiş olabileceğini, fakat bunun sağlam bir gerekçe olmadığını ifade eder (XV, 6).

Konusu

İsrâ olayı, İsrâiloğulları’nın kötülükleri sebebiyle uğradıkları iki büyük işgal ve yıkım, önemli bir kısmı Kur’an-ı Kerîm’den önceki ilâhî kitaplarda da bulunan temel dinî ve ahlâkî buyruklar, yeniden dirilmenin mümkün olduğu ve âhiret sorumluluğu, Allah’ın kuşatıcı ilmi, ilk insanın yaratılışı, İblîs’in isyanı, insanın seçkin bir varlık oluşu, ibadet ve namaz, Kur’an’ın önemi, müşriklerin inatçılığı, müminlerin itaatkârlığı sûrenin başlıca konularıdır.

Fazileti

İbn Hanbel, Tirmizî ve Nesâî gibi muhaddislerin aktardığı bir rivayete göre Hz. Âişe Peygamber efendimizin, genellikle geceleri Benî İsrâil (İsrâ) ve Zümer sûrelerini okuduğunu bildirmiştir (Şevkânî, III, 233).

İsrâ Suresi 1. Ayet Tefsiri

Ayet


  • سُبْحَانَ الَّـذٖٓي اَسْرٰى بِعَبْدِهٖ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذٖي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاؕ اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ ﴿١﴾

Meal (Kur'an Yolu)


﴾1﴿ Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.


Tefsir (Kur'an Yolu)


Hz. Peygamber’in Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mes­cid-i Aksâ’ya götürülmesi şeklinde gerçekleşen olağan üstü olay İslâmî kaynaklarda, metindeki ilgili fiilin masdarı olan ve “geceleyin yürüme, gece yolculuğu” anlamına gelen isrâ kelimesiyle anılır. Bu yolculuğun, hadislerde anlatılan “göklere yükseltilme” safhasının da dahil olduğu tamamı ise “yükselme, yukarı tırmanma” anlamındaki urûc kökünden türetilmiş olan ve “yükselme vasıtası, aleti” mânasına gelen mi‘râc kelimesiyle ifade edilir.

Hz. Muhammed’in peygamber olmasıyla birlikte putperestlerin müslümanlar üzerinde kurduğu baskılar, muhtemelen risâletin 6. yılından itibaren Peygamber ailesiyle az sayıdaki müslümanlara karşı ekonomik ve sosyal bir boykota dönüştü. Üç yıl süren ve büyük acılara sebep olan bu boykotun ardından Resûlullah, kısa aralıklarla eşi Hz. Hatice ile amcası ve hâmisi Ebû Tâlib’i kaybetti. Dolayısıyla bu yıla hüzün yılı denildi. Bu acılı olayların ardından Allah Teâlâ, bir bakıma resulünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek istedi ve bunun için genellikle mi‘rac diye anılan büyük mûcizevî olayı gerçekleştirdi.

İsrâ sûresinin 1. âyeti ile Necm sûresinin ilk âyetleri mi‘rac olayına işaret etmektedir. Aynı konuda hadis mecmualarında da kırk beş kadar sahâbî vasıtasıyla bizzat Hz. Peygamber’den bilgiler nakledilmiştir. Ancak özellikle bu hadislerdeki ayrıntılı mâlûmat değişik yorumlara yol açacak nitelikte olduğu için, mi‘racın tarihi ve nasıl cereyan ettiği hakkında farklı bilgiler verilmiştir. Yaygın kabule göre mi‘rac, peygamberliğin 12 veya 13. yılında (Muhammed Hamîdullah’a göre bi‘setin 9. yılında; bk. İslâm Peygamberi, I, 92) vuku bulmuştur. Konuyla ilgili çok sayıda hadis bulunmakta olup özellikle Buhârî’nin el-Câmiu’s-sahîh’inde (“Salât”, 1; “Bed’ü’l-halk”, 6; “Tevhîd”, 37) yer alan hadislere göre bir gece Hz. Peygamber Kâbe’nin avlusunda (diğer bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühânî’nin evinde) “uyku ile uyanıklık arasında bir durumdayken” Cebrâil yanına geldi, göğsünü açarak kalbini zemzemle yıkadı, sonra Burak denilen bir binek üzerinde onu Kudüs’e götürdü. Resûlullah’ı burada önceki bazı peygamberler karşıladılar ve onu kendilerine imam yaparak arkasında topluca namaz kıldılar (Başka bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber önce Mekke’den göklere yükseltildi, dönüşte de Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürüldü. Bu bilgiye göre âyette Resûlullah’ın bu mânevî yolculuğa Mekke’den başlayıp semalara yükseldikten sonra Mescid-i Aksa’ya geldiği, oradan da Mekke’ye döndüğü özetlenmiştir). Daha sonra semaya yükseltilen Resûlullah, semanın birinci katında Hz. Âdem, ikinci katında Hz. Îsâ ve Hz. Yahyâ, üçüncü katında Hz. Yûsuf, dördüncü katında Hz. İdrîs, beşinci katında Hz. Hârûn, altıncı katında Hz. Mûsâ, yedinci katında ise Hz. İbrâhim ile görüştü. Kur’an’da “sidretü’l-müntehâ” (hudut ağacı) denilen ve bir görüşe göre (bk. Şevkânî, V, 124) yaratılmışlarca bilinebilen alanın son sınırını işaretlediği kabul edilen hudut noktasının ötesine, Cebrâil’in geçme imkânı olmadığı için Hz. Peygamber refref denilen bir araçla tek başına yükselmesini sürdürdü. Bu sırada kendisine evrenin sırları, varlığın kaderiyle hükümlerin tesbiti için görevlendirilmiş olan meleklerin çalışmaları gösterildi. Nihayet bir yoruma göre (bk. Şevkânî, V, 123) bir beşerin insan olma özelliğini koruyarak Allah’a yaklaşabileceği son noktaya kadar yaklaştı (Necm sûresinde “yay” örneği ile anlatılan yaklaşma, ağırlıklı yoruma göre Cebrâil ile Hz. Peygamber arasında olmuştur; bk. en-Necm 53/8-9).

Peygamber’in rabbine selâm ve ihtiramını arzettiği, Allah’ın da ona selâmla hitap ettiği ve inananlara esenliklerin dile getirildiği “Tahiyyat” duasındaki diyalogun mi‘rac olayı sırasında gerçekleştiği kabul edilir. Mekândan münezzeh olan Allah Teâlâ ile Kur’an’ın “âlemlere rahmet” olarak gönderildiğini bildirdiği Hz. Muhammed arasında, insan idrakinin kavramaktan âciz olduğu bir şekilde gerçekleşen bu buluşma sırasında Resûlullah’a, içlerinden günahkâr olanlar –eğer affedilmezlerse– bir süre cehennemde cezalandırıldıktan sonra bütün ümmetinin cennete kabul buyurulacağı müjdelendi; ayrıca kendisine bir hediye olarak Bakara sûresinin “Âmene’r-resûlü…” diye başlayan son iki âyeti verildi; İslâm’ın temel ibadetlerinden beş vakit namaz emredildi. Bazı rivayetlere göre mi‘racdan dönüş sırasında kendisine cennet ve cehennem ile buralarda bulunacak insanların durumları gösterildi. Nihayet Hz. Peygamber Mekke’den ayrıldığı noktaya getirildi.Söz konusu hadislerin baş kısmında yer alan ve mi‘racın Hz. Peygam­ber “uyku ile uyanıklık arasında” bir durumdayken başladığını, uyan­dığında kendisini Mescid-i Harâm’da bulduğunu belirten ifadeler dolayısıyla (Buhârî’deki rivayetlerin birinin sonunda [“Tevhîd”, 37; Taberî, XV, 5] “Peygamber uyandı ki Mescid-i Harâm’dadır” denilmektedir) bu olayın bedenle gerçekleşen bir yolculuk mu olduğu, yoksa bunun bir tür rüyada vuku bulan ruhanî bir durum mu olduğu hususunda erken dönemden itibaren tartışmalar yapılmıştır (meselâ bk. Taberî, XV, 5; İbn Kesîr, V, 40-41). Biri uykuda diğeri uyanıkken olmak üzere iki mi‘racdan bahsedildiği de olmuştur. Müfessirlerin çoğunluğu mi‘racı Hz. Peygamber’in hem bedeniyle hem de ruhuyla uyanıkken yaşadığı bir olay olarak kabul etmişlerdir. Miracın uykudayken veya uyanık iken ruhen vuku bulduğunu söyleyenler olmuştur. Doğru olsa bile bu iddia miraç mûcizesinin değerini ve önemini azaltmaz. Çünkü genel bir ilke olarak vahiy yollarından birinin de rüya olduğu kabul edilir. Nitekim bu sûrenin 60. âyetinde mi‘rac olayı kastedilerek “sana gösterdiğimiz rüya …” şeklinde bir ifade yer almaktadır. Buradaki rüya kelimesinin uyanıkken görme anlamına gelebileceği gibi bundan uykuda görülen rüyanın kastedilmiş olabileceği de belirtilmektedir (meselâ bk. Taberî, XV, 110; İbn Âşûr, XV, 146). Ayrıca Hz. İbrâhim de oğlu İsmâil’i kurban etme emrini rüyasında almıştı (Sâffât 37/102).Ancak, mi‘rac Hz. Peygamber’in tamamen mûcizevî bir tecrübesi olduğundan onu illâ da aklın kalıpları içinde açıklamanın gerekli olmadığı muhakkaktır. Taberî’ye göre Allah, kulunun ruhunu değil, mutlak bir ifadeyle kulunu geceleyin götürdüğünü ifade buyurduğuna göre, “Peygamber sadece ruhuyla mi‘raca çıkmıştır” diyerek âyetin anlamını sınırlamaya hakkımız yoktur (XV, 26).

Buhârî’nin naklettiği rivayetlerde Hz. Peygamber’in önce göklere çıkarıldığı, sonra Kudüs’e getirildiği bildirilirken, önce Kudüs’e getirildiğini ifade eden rivayetler de vardır (bk. Taberî, XV, 3-5). Konumuz olan âyette isrâ anlatılırken açıkça “Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya” ifadesinin kullanılmış olması, Resûlullah’ın semaya yükselmesinden önce Mescid-i Aksâ’ya uğradığı görüşünü teyit etmektedir. Öte yandan Muhammed Hamîdullah, âyette geçen “en uzak mescid” anlamına gelen Mescid-i Aksâ’nın Kudüs’teki mescid olamayacağını, bunun “semavî bir mescid” olması gerektiğini savunan görüşü tercih eder. Çünkü Kur’an-ı Kerîm’de Filistin’den “en yakın yer” diye söz edilmektedir (Rûm 30/3). Şu halde “en uzak mescid” (el-Mescidü’l-aksâ) Kudüs’te olmamalıdır. Öte yandan Kudüs’te eski mâbed (Süleyman Mâbedi) İslâmiyet’ten çok önce ortadan kaldırılmış, şimdiki Mescid-i Aksâ ise henüz yapılmamıştı (a.g.e., I, 107-108). Bununla birlikte müfessirlerin tamamına yakını bunun Kudüs’teki Süleyman Mâbedi olduğunda müttefiktirler. Bu görüşe katılan İbn Âşûr, âyette Hz. Muhammed’in ümmeti tarafından eski mâbedin yeniden inşa edileceğine bir işaret bulunduğu kanaatindedir (XV, 8, 18). Nitekim müslümanlar hicrî 66-73 yılları arasında bugünkü Mescid-i Aksâ’yı inşa etmişlerdir.

Âyette Mescid-i Aksâ’nın çevresinin mübarek kılındığı bildirilmektedir. Çünkü burada Hz. Muhammed’den Hz. Îsâ’ya kadar pek çok peygamber gelmiş geçmiş; çoğu burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Nihayet Peygamber efendimizin mûcizevî bir şekilde buraya getirilmesi ve daha sonra bir süre buranın müslümanlar tarafından kıble kabul edilmesi de Mescid-i Aksâ’nın çevresinin mübarek bir mekân oluşunun başka bir ifadesidir. (Kaynaklarda Mescid-i Aksâ Kudüs’ün ismi olarak geçer. Hadisdeki kapılar şehrin kapılarıdır, 7 kapısı vardır. Ayrıca bk. Wensinck, Mescid-i Aksâ, İA, VIII, 118-119).

Ermenistan

1- Sevan Gölü

Sevan Gölü

Kafkasya’da bulunan en büyük göller arasında olan Sevan Gölü, Ermenistan halkının ve turistlerin uğrak noktalarından biridir. Dağların arasında bulunana Sevan Gölü sahip olduğu tatlı ve temiz suyu sayesinde şehrin gürültüsünden kaçmak isteyenlerin ilk uğrak noktası oluyor.

Göl çevresindeki dağlara karşı uzanmak isterseniz, göl çevresinde var olan plajlarda uzanıp muhteşem manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Ayrıca Sevan Gölü çevresinde bulunan otellerde konaklayıp, sabah gözlerinizi muhteşem göl manzarasına karşı açabilirsiniz.

2- Hor Virap Kilisesi

Hor Virap Kilisesi

Ermenistan halkı için önemli bir dini merkez olan Hor Virap Kilisesi,17.yüzyılda inşa edilmiştir. Karabağ Yolu’nun üzerinde bulunana kilise günümüzde birçok düğüne ve törene ev sahipliği yapmaktadır.

Kurban kesimleri için tercih edilen kilise içerisinde bir kuyu bulunmaktadır. İnanışa göre Ermenistan’a Hristiyanlığı yayan Aziz Gregor bu kuyuda 14 yıl yaşamıştır. Birçok açıdan kutsal sayılan kiliseyi ziyaret etmenizi öneriyoruz.

3- Temple of Garni

Temple of Garni

Ermenistan’ın Hristiyanlık öncesi yapılarından olan Garni Tapınağı şehrin en önemli turistik noktalarından biridir. Güneş tanrısı Mihr adına yapılmış olan yapı Kral Tiridates’in isteği üzerine inşa edilmiştir. İçerisinde Yunan yazıtlarını da görebileceğiniz Garni Tapınağı’nı dilediğiniz her gün ziyaret edebilirsiniz.

**Yunanistan gezilecek yerler hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

4- Tatev Monastery

Tatev Monastery

Vorotan Nehri’nin kıyısında bulunana Tatev Manastırı, bulunduğu muhteşem konumdan Zangezur Dağları’na bakıyor. Şehrin kültürel ve tarihi mirasını yansıtan Tatev Manastrı’nı  görmenizi öneriyoruz.

5- Wings of Tatev

Wings of Tatev

Hemen üstte bahsettiğimiz Tatev Manastırı’nı ziyaret etmek istiyorsanız Tatev Kanatları’nı kullanmak zorundasınız. Ülkenin en uzun havadan tramvayı olan Tatev Kanatları,18 milyon dolara yapılmıştır.

Ülkenin merkezi noktalarından Tatev’e ulaşım imkânı sağlayan kanatlar saate 37 km’lik hızla gidiyor. Dünyanın en uzun duraksız teleferiği olarak Guinness’e girmeyi başarmış olan Tatev Kanatları’yla küçük bir seyahate çıkmadan dönmemelisiniz.

6- Komitas Müzesi

Komitas Müzesi

2015 yılında açılan Komitas Müzesi, Ermenistan’ın en önemli sanat merkezlerinden biridir. İçerisinde konser salonu, sergiler, koleksiyon salonları, araştırma stüdyosu bulunan müzede, Ermeni rahip Komitas’ın dini ve müzikal eserlerini inceleyebilirsiniz. Müzeyi Çarşamba günleri dışında 10.00-16.30 saatleri arasında gezebilirsiniz.

7- Hağpat Manastırı

Hağpat Manastırı

Kraliçe Khosrovanuysh tarafından kurulmuş olan Hağpat Manastrı, 976 yılında kurulmuştur. Hağpat kentinden bulunan manastır Orta Çağ döneminde kurulmuş ve Ermenistan’ın en eski tarihi yapıları arasında yer almaktadır. Günümüze kadar gelmeyi başarmış olan kiliseyi ziyaret etmenizi öneriyoruz.

8- Goşavank

Goşavank

Ermenistan’ın Goş kasabasından bulunan Goşavank Manastırı, günümüzde dini önemini kaybederek ülkenin önemli turistik mekânlarından biri haline gelmiştir. İran ve Türkiye’den birçok göç alan bu kasabada bulunan manastır, bazı hasarlar alsa da günümüze kadar tek parça ulaşmayı başarmıştır.

9- Sanahin Manastırı

Sanahin Manastırı

10.yüzyılda kurulmuş olan Sanahin Manastırı, eski mimari özelliklerini korumasıyla dikkat çekmektedir. Şehrin en önemli noktalarından biri olan Sanahin Manastırı, kelime anlamıyla ‘’daha yaşlı’’ anlamına gelmektedir.

Birçok açıdan ülkedeki diğer manastırlarla benzerlik gösteren Sanahin’in mimarisi göz doldururken, bulunduğu noktadan izleyebileceğiniz muhteşem manzara da artı özelliklerinden biridir.

10- Dilijan National Park

Dilijan National Park

Ermenistan’ın en büyük ulusal parklarından olan Dilijan Parkı, yeşilliğin ve temiz havanın bol olduğu şehrin en güzel noktalarından biridir.

240 kilometrelik alanı kapsayan ulusal parkta, farklı bitki çeşitlerini görebilir muhteşem orman manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz. Parkı dilediğiniz her gün 09.00-23.30 saatleri arasında gezebiliyorsunuz.

11- Zoratlar Karer

Zoratlar Karer

Arkeolojik sit alanı sayılan Zoratlar Karer, turistik gezilerde daha çok ‘’ Ermeni Stonehenge ‘’ olarak anılmaktadır. 7 hektarlık bir alanı kaplayan taşların tarihinin Stonehenge’den 3.500 yıl daha eski olduğu düşünülüyor. Bu antik taşların 0,5 ve 3 metre arasında olup ağırlıkları 10 tondur.

Yıllar içerisinde doğal afetlerden etkilenmiş olan taşlar yine de günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır. Zoratlar Karer’i dilediğiniz her gün 24 saat gezebilirsiniz.

12- Erebuni Kalesi

Erebuni Kalesi

Erivan’ın isim babası olduğu düşünülen Erebuni Kalesi, arkeologlar tarafından araştırılan ve turistler tarafından sıklıkla ziyaret edilen noktalar arasında yer alıyor.

Sony 2021 Dünya Fotoğraf Ödülleri'ni kazananlar belli oldu

16 Nisan 2021

Sony'nin her yıl verdiği Dünya Fotoğraf Ödülleri'nin bu yılki kazananları belli oldu. Birinciliği Zimbabve'den "Afrikalı Viktoryen" portresi ile Tamary Kudita kazandı.

Birinciliği kazanan Kudita, "Fotoğrafım, kökleri tarihte olan güncel varlığa bir saygı niteliğinde. Eserimin merkezinde, Afrika'nın temsilinin önemi var. Zimbabve sanatını ortaya koymama imkan tanındığı için müteşekkirim" dedi.

Portrait of a young woman dressed in a Victorian dress and holding traditional Shona cooking utensils

Öğrenci yarışmasını Stellenbosch Tasarım ve Fotoğraf Akademisi'nden Coenraad Heinz Torlage, "Güney Afrikalı Genç Çiftçiler" serisi ile kazandı.

Proje, güvenlik ve kuraklık kaynaklı zorlukları ortaya koyarak, Güney Afrika'nın gelecek kuşak çiftçilerinin karşı karşıya olduğu toprak sahipliği tartışmalarına işaret ediyor.

Aerial view of two young people lying on the backs of horses

Yılın Genç Fotoğrafçısı ödülü ise "Gerçekten kaçış yok" adlı fotoğrafıyla, Hindistan'dan 19 yaşındaki Pubarun Basu'ya verildi.Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edinBunlar da ilginizi çekebilir

Haberin sonu

Shadows of railings and silhouettes of hands behind curtains

Belgesel dalında ise birincilik Kenya'daki krizantem çiçeği üretimini fotoğraflayan İtalyan Vito Fuco'nun oldu.

Flowers

Manzara dalında ise "Sessiz mahalle" fotoğrafı ile İranlı Majid Hojjati 1. oldu.

Hojjati eserini, "İşte sessiz mahalleler: İnsanlığın varlığından muaf yerler. Sessizliklerinin gürültüsü her yerden duyulabiliyor. Ancak biz bu yerlerde hiçbir şey duymamaya mahkumuz" sözleriyle anlattı.

Tent in front of mountains, below a small white cloud in the sky

İngiltere'nin kuzeyinde yaşayanları fotoğrafladığı serisiyle İngiliz Craig Easton "Yılın Fotoğrafçısı" ödülünü kazandı.

Black and white portrait of a man surrounded by birds

Easton, yazar ve aakdemisyen Abdul Aziz Hafız ile işbirliği yaparak Blackburn, Lanceshire'daki mahallelere odaklandı.

Black and white portrait of a woman

Mimari fotoğraf dalındaysa ödül, hayvan krematoryumuna dönüştürülen eski bir askeri binayı gösteren fotoğrafıyla Çek Cumhuriyeti'nden Tomas Vocelka'nın oldu.

People standing outside next to a reflective wall

Yaratıcılık dalında birincilik NASA fotoğraflarıyla Jet Propulsion Laboratory fotoğraflarını birleştiren İngiliz Mark Hamilton'ın oldu.

Edited image of an astronaut on the Moon

Çevre dalında ödülü, "sıfır emisyona geçiş" serisiyle İtalyan Simone Tramonte kazandı. Fotoğraf, on yıllar içinde fosil yakıtlardan, enerji ihtiyacını tamamen yenilenebilir kaynaklardan üretmeye geçen İzlanda'dan.

People swimming outdoors

İngiltere'den Laura Pannac çeşitli insan portreleriyle Portfolyo ödülünü aldı.

Person lying down

Spor dalında ödül Suriye'nin Halep şehrinde çektiği "Savaş ve korku yerine spor ve eğlence" adlı fotoğrafıyla Anas Alkharboutli'nin oldu.

Fotoğrafta Halep yakınlarında bir karate okulu görülüyor. Burada amaç, çocukların savaşın travmasından kurtulmalarına yardım etmek.

Children in a karate lesson

Vahşi yaşam ve doğa alanındaki ödülü ise Luis Tato kazandı. Tato, Doğu Afrika'daki çekirge istilasını fotoğrafladı

Rodos tarihi

Rodos’un renkli tarihi

İlber Ortaylı
İlber Ortaylı

Rodos’un renkli tarihi

Rodos’un verimli tarihinden bütün Akdeniz milletleri kendi ulusal tarihleri için bir yıldönümü çıkarabilir

Bundan 490 sene önce 20 Aralık’ta genç padişah muhteşem Süleyman Han, Rodos Adası’nı fethetti. Kale beş ay boyunca kuşatılmıştır; ordunun üstünlüğüne ve kuşatan askerlerin canhıraş saldırısına rağmen şehit verilmişti. Rodos şövalyeleri son müstahkem mevkilerini ölümüne savundular. Bodrum kalesi daha önce Fatih Sultan Mehmet tarafından üç kere kuşatılmasına rağmen alınamamıştı. Kale, Saint Jean şövalyelerinin elindeydi. Haçlı Seferleri zamanından beri muharip ve doğu Akdeniz’in hac yollarını tutma ideali etrafında ticari gemileri de vuran bir korsan tarikatı haline gelmişlerdi.
Ada vira (söz ve bağışlama) ile teslim oldu. Toplar hariç silahları ve zenginlikleri ile kaleyi terk eden şövalyelerin üstadı L’isle d’Adam padişah tarafından kabul edildi. Büyük üstat tahliyenin salimen düzenlenişinden ötürü Sultan’a teşekkür etti.
Tarikatın elinde mühim bir rehine grubu vardı; Cem Sultan’ın torunları. Hıristiyanlığı kabul eden bu akrabalara Sultan Süleyman Han çıkış izni vermedi. Şövalyeler de onları teslim etmekte tereddüt etmediler ve bu torunlar idam edildi. Asırlar sonra Avrupa’da kalan torunun soyundan gelenler, Osmanlı hanedanına başvurarak hanedan üyeliklerinin tescilini ve aralarına kabul edilmeyi hanedan reisi durumunda olan Şehzade Osman Ertuğrul Osmanoğlu’ndan talep ettiklerinde, cevap; bu akrabalığın geçerli olduğu, ancak Hıristiyanlığı kabul eden yani tanassur eden üyelerin aralarına kabul edilemeyeceği biçiminde oldu.

Kanuni’nin kuşatmasının 500’üncü yılı yaklaşıyor
Rodos sancak beyi rütbeli bir amiralin idaresinde Kaptanpaşa eyaleti dediğimiz Akdeniz adalarından biri olarak hayatına devam etti. Şövalyelerin forsalığa mahkum edileceği zindanda tuttuğu Müslüman esirler serbest bırakıldı. Türklerin kuşatmasına karşı beş ay kadar direnen ve artık hiçbir üsleri olmayan Saint Jean şövalyelerine İspanya kralı V. Charles Malta Adası’nı verdi. İleride Malta’yı da kuşatacak Turgut Reis bu adayı alamayacak ve şehit düşecekti. Tarikat da tarihe Kanuni’ye kadar “Rodos şövalyeleri”, Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra da “Malta Şövalyeleri” unvanıyla geçecekti.
Rodos Adası’nın yerli Rumlar yanında Türklerle de iskân edildiği görülüyor. Kuzey Afrika ve Mısır’dan yerleşenler de oldu. Bugünkü Rodos’un çok değerli ve aydın Türklerinden Mehmet Sadi Nasuhoğlu adanın Türkler devri tarihini yazanlardandır (Rodos-Anılar ve Tarihçi, Muğla 2008).
O Osmanlı belgeleri ve Evliya Çelebi’ye dayanarak adanın iskân tarihi ve zanaatları hakkında zevkle okunan bilgiler verir.
1911’de İtalya, Trablusgarp’a başarısız bir saldırı yaptı. Sahilde tıkalı kaldı. Tutunmak için Türk İmparatorluğu’nu başka bir noktadan vurdu. Donanmasının üstünlüğüne dayanarak Oniki Adalar ve ezcümle Rodos’a saldırdı. 5 Mayıs 1912’de yani 390 sene sonra Rodos Adası düştü.
Ne gariptir, adanın Türkleri kadar yerli Rumlarının da bilhassa Faşist İtalya döneminde Türkiye ile iyi ilişkilerini sürdürdüğü görülüyor. ATASE (Askeri Tarih Arşivi’ndeki belgelerde) Türklerin de Rumların da İtalyan askeri gücünün adadaki hareketi üzerine Türkiye’ye gönüllü istihbarat hizmeti verdiği görülmektedir. Avrupa’da savaş bittikten sonra 8 Mayıs 1945’te Almanlar İtalyanlardan ele geçirdikleri adaları ve Rodos’u Yunanistan’a terk ettiler. Resmen Yunanistan’a
verilme tarihi 31 Mart 1947’dir.
Rodos’un verimli ve renkli tarihinden bütün Akdeniz milletleri kendi ulusal tarihleri için bir yıldönümü çıkarabilir. Kanuni’nin başarılı kuşatmasının 500’üncü yılı yaklaşıyor. Osmanlı dönemi ve modern tarihe dair Ege Adaları’nın tarihçiliği ortaya çok da parlak örnekler çıkarmış değildir. Halen milletlerarası bir varlık olarak yaşayan Malta Şövalyeleri tarikatı başta olmak üzere, İtalya, Yunanistan ve tabii bizim bu dönemi incelemek ve Türk devrinin başlangıcının 500’üncü yılını bilimsel olarak ele almak için şimdiden faaliyete girişmemiz gerekir. Bu sayede adadaki bazı mimari eserlerin de restorasyonu, yeniden ele alınıp değerlendirilmesi mümkün olur. Rodos güzel bir ada, yanıbaşındaki Kos (İstanköy) ve bilhassa Türkiye sahillerine
çok yakın olan Simi (Sömbeki Adası) bizim
turistlerin çok itibar ettiği yerler.

Rodos, Kos (İstanköy) ve bilhassa Türkiye sahillerine çok yakın olan Simi (Sömbeki Adası) bizim turistlerin çok itibar ettiği yerler.null

İstanbul’un Katolik rahipleri

XIX. yüzyılda Türkiye’de Katolik misyonların kalabalığı bugünkü ile mukayese edilemeyecek derecedeydi. Bunlar hakkında bilgi veren kitap ve risaleler yok değildir. Alphonse Belin’in uzun yıllar eseri müracaat edilen değerli bir çalışmaydı. Ama Vatikan arşivlerine Assampsiyonistler, Lazaristler ve Sistersienler vesaire gibi rahip ve rahibelerin misyonlarından gelen raporlara göre bir İstanbul tasvirini ilk defa karşımızda görüyoruz.
İstanbul’un çalışkan hemşehrilerinden Rinaldo Marmara, Vatikan arşivlerinde misyon rahip ve rahibelerinin kaleme aldığı mektup ve raporları inceleyerek “Manastırların Penceresinden İstanbul XIX. Yüzyıl” başlıklı bir kitap meydana getirdi. Bu kitabı Bahçeşehir Üniversitesi yayınladı. Rinaldo Marmara’nın çalışması bu verimli eserlerden biri. Hiç şüphe yok İstanbul hakkında Türkiye ile Vatikan diplomatik ilişkileri başlığı ile yayınladığı belgeler de Vatikan arşivlerine dayanıyor. İstanbul’a her zaman öteki pencerelerden de bakmak lazım

Kıbrıs

Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Gezilecek 10 Yer

Tarafından Şark Çelebi – Nisan 16, 201861882

Güney Kıbrıs Rum Kesimi Gezi Rehberi

Güney Kıbrıs Rum Kesimi Gezi Rehberihttps://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-4812096072004908&output=html&h=280&slotname=1621920872&adk=848091&adf=3646976281&pi=t.ma~as.1621920872&w=336&lmt=1632724671&psa=0&format=336×280&url=https%3A%2F%2Fgezilecekyerler.com%2Fguney-kibris-cumhuriyetinde-gezilecek-10-yer%2F&flash=0&wgl=1&uach=WyJBbmRyb2lkIiwiMTEuMC4wIiwiIiwiTTIxMDFLN0JHIiwiOTMuMC40NTc3LjYyIixbXSxudWxsLG51bGwsIiJd&tt_state=W3siaXNzdWVyT3JpZ2luIjoiaHR0cHM6Ly9hdHRlc3RhdGlvbi5hbmRyb2lkLmNvbSIsInN0YXRlIjo3fV0.&dt=1632724671148&bpp=3&bdt=539&idt=574&shv=r20210922&mjsv=m202109220101&ptt=9&saldr=aa&abxe=1&prev_fmts=336×280&correlator=6563813771625&frm=20&pv=1&ga_vid=1809559730.1632724672&ga_sid=1632724672&ga_hid=1026802827&ga_fc=0&u_tz=180&u_his=1&u_h=873&u_w=393&u_ah=873&u_aw=393&u_cd=24&adx=29&ady=927&biw=393&bih=736&scr_x=0&scr_y=0&eid=44750344%2C44747621%2C31062912%2C31062919%2C21067496&oid=3&pvsid=3851296323279924&pem=566&ref=https%3A%2F%2Fwww.google.com%2F&eae=0&fc=896&brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C393%2C0%2C393%2C736%2C590%2C1104&vis=1&rsz=%7C%7CeEbr%7C&abl=CS&pfx=0&fu=1024&bc=31&ifi=2&uci=a!2&btvi=1&fsb=1&xpc=QHBuK1Za3L&p=https%3A//gezilecekyerler.com&dtd=587

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, yaklaşık 1,1 milyon nüfusuyla Kıbrıs’ın güney tarafında yer alan Doğu Akdeniz ülkesidir. Ülkenin kuzeyinde Türkiye, doğusunda Levant, güneyinde Mısır ve batısında Yunanistan ile deniz komşusudur. Tarihi yerleri, gece hayatı ve su sporlarıyla yıl boyunca çok sayıda turist buraya uğramaktadır. Buraya yolunuz düşerse gezip görmeniz gereken 10 yer belirledik. Umarım beğenirsiniz. İşte o yerler…https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-4812096072004908&output=html&h=280&slotname=1621920872&adk=848091&adf=3732424918&pi=t.ma~as.1621920872&w=336&lmt=1632724671&psa=0&format=336×280&url=https%3A%2F%2Fgezilecekyerler.com%2Fguney-kibris-cumhuriyetinde-gezilecek-10-yer%2F&flash=0&wgl=1&uach=WyJBbmRyb2lkIiwiMTEuMC4wIiwiIiwiTTIxMDFLN0JHIiwiOTMuMC40NTc3LjYyIixbXSxudWxsLG51bGwsIiJd&tt_state=W3siaXNzdWVyT3JpZ2luIjoiaHR0cHM6Ly9hdHRlc3RhdGlvbi5hbmRyb2lkLmNvbSIsInN0YXRlIjo3fV0.&dt=1632724671151&bpp=5&bdt=542&idt=602&shv=r20210922&mjsv=m202109220101&ptt=9&saldr=aa&abxe=1&prev_fmts=336×280%2C336x280&correlator=6563813771625&frm=20&pv=1&ga_vid=1809559730.1632724672&ga_sid=1632724672&ga_hid=1026802827&ga_fc=0&u_tz=180&u_his=1&u_h=873&u_w=393&u_ah=873&u_aw=393&u_cd=24&adx=29&ady=1498&biw=393&bih=736&scr_x=0&scr_y=0&eid=44750344%2C44747621%2C31062912%2C31062919%2C21067496&oid=3&pvsid=3851296323279924&pem=566&ref=https%3A%2F%2Fwww.google.com%2F&eae=0&fc=896&brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C393%2C0%2C393%2C736%2C590%2C1104&vis=1&rsz=%7C%7CeEbr%7C&abl=CS&pfx=0&fu=1024&bc=31&ifi=3&uci=a!3&btvi=2&fsb=1&xpc=d8nTgNJ3eU&p=https%3A//gezilecekyerler.com&dtd=615

1  Baf

Adanın güneybatı ucunda yer alan Baf, ülkenin en küçük sahil şehridir. Burası farklı ve yeşil bitki örtüsüyle bilinir. Burada gezilip görülecek birçok tarihi yapı bulunur. Bunun yanında yine plajları ve doğal güzellikleriyle bilinmektedir. Buraya yolunuz düşerse şehirde yer alan arkeolojik kalıntılar,  Dionysos Evi,  Paphos Hisarı, Kral Mezarları gibi tarihi yapıları gezmeden geri dönmeyiniz. Ayrıca deniz, kum ve güneş üçlüsünü burada sonuna kadar yaşayabilirsiniz.

TÜRKİYE’DE ÖLMEDEN ÖNCE GÖRÜLMESİ GEREKEN 100 YER

http://gezilecekyerler.com/turkiyede-olmeden-once-gorulmesi-gereken-100-yer/embed/#?secret=nJVKeVxVrM

2  Lefkoşa

Kıbrıs adasının ortasında yer alan Lefkoşa, hem Güney Kıbrıs Cumhuriyeti hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin başkenti ve en büyük şehridir. Bu haliyle Avrupa’nın bölünmüş en son başkentidir.  Burada şehri yeşil hat adında bir bölünme çizgisiyle ikiye bölünmüştür. Kuzey tarafında Türk güçleri, güney tarafında Rum güçleri ara bölgede ise BM güçleri bulunur. Bu zaman zaman krizlere neden olsa da iki farklı devletin başkenti olarak tarihe de geçmiştir. Burada gezilip görülecek çok sayıda tarihi yapı ve doğal güzellik alanı bulunur. Özellikle kuzey tarafında birçok tarihi yapı bulunmaktadır. Buraya yolunuz düşerse başkenti gezip keşfedin derim.https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-6793971902422920&output=html&h=410&slotname=5752615633&adk=1683441671&adf=3667189777&pi=t.ma~as.5752615633&w=393&lmt=1632724671&rafmt=11&psa=0&format=393×410&url=https%3A%2F%2Fgezilecekyerler.com%2Fguney-kibris-cumhuriyetinde-gezilecek-10-yer%2F&flash=0&fwr=1&wgl=1&uach=WyJBbmRyb2lkIiwiMTEuMC4wIiwiIiwiTTIxMDFLN0JHIiwiOTMuMC40NTc3LjYyIixbXSxudWxsLG51bGwsIiJd&tt_state=W3siaXNzdWVyT3JpZ2luIjoiaHR0cHM6Ly9hdHRlc3RhdGlvbi5hbmRyb2lkLmNvbSIsInN0YXRlIjo3fV0.&dt=1632724671157&bpp=9&bdt=548&idt=665&shv=r20210922&mjsv=m202109220101&ptt=9&saldr=aa&abxe=1&prev_fmts=336×280%2C336x280%2C336x280&correlator=6563813771625&frm=20&pv=2&ga_vid=1809559730.1632724672&ga_sid=1632724672&ga_hid=1026802827&ga_fc=0&rplot=4&u_tz=180&u_his=1&u_h=873&u_w=393&u_ah=873&u_aw=393&u_cd=24&adx=0&ady=2795&biw=393&bih=736&scr_x=0&scr_y=0&eid=44750344%2C44747621%2C31062912%2C31062919%2C21067496&oid=3&pvsid=3851296323279924&pem=566&ref=https%3A%2F%2Fwww.google.com%2F&eae=0&fc=896&brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C393%2C0%2C393%2C736%2C590%2C1104&vis=1&rsz=%7C%7CeEbr%7C&abl=CS&pfx=0&fu=1152&bc=31&ifi=4&uci=a!4&btvi=3&fsb=1&xpc=wt7fbvG7D5&p=https%3A//gezilecekyerler.com&dtd=680

3  Larnaka

Kıbrıs’ın güneydoğusunda yer alan Larnaka veya diğer adıyla İskele, yaklaşık 140 bin nüfusuyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimin en büyük 3. kentidir. Bu şehrin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Bu nedenle şehirde birçok tarihi yapı bulunmaktadır. Şehri asıl popüler hale getiren ise doğal güzellikleridir. Özellikle deniz, kum ve güneşidir. Yaz aylarında çok sayıda turistte ev sahipliği yamaktadır. Harika plajları sayesinde yaz sezonunda burası baya hareketli ve renkli olmaktadır. Buraya yolunuz düşerse Hala Sultan Tekkesi, Larnaka Arkeoloji Müzesi, Aziz Lazarus Kilisesi, Faneromeni Kilisesi, Larnaka Tuz Gölü gibi turistik alanları gezmeden geri dönmeyiniz.

4  Limassol

Kıbrıs Adasının en güneyinde yer alan Limassol, yaklaşık 168 bin nüfusuyla Adanın en büyük 2. şehridir. Burası önemli bir liman ve turizm merkezidir. Burada yer alan harika plajlar, bakir doğası, lezzetli şarabı ve tarihi yapılarıyla yıl boyunca çok sayıda turist ağırlamaktadır. Özellikle yaz sezonunda sahilleri tıklım tıklım dolmaktadır. Deniz, kum, güneş ve eğlence arayanların mutlaka uğraması gereken bir şehirdir. Buraya yolunuz düşerse Fasouri Watermania Su Parkı, Kourion Antik Kenti, Kolossi Kalesi, Limassol Marina, Limassol Hayvanat Bahçesi  gibi turistik yerleri ziyaret etmeden geri dönmeyiniz.

 Protaras

Ayia Napa şehrine sadece 10 km uzaklıkta yer alan Protaras, gezilip görülmesi gereken harika bir tatil kentidir. Burası tamemen iki şeyle özdeşleşmiş durumdadır. Bunlar deniz turizmi ve gece eğlencesidir. Şehirde yer alan plajlar tek kelime ile harikadır. Buraya sevdiklerinizle birlikte gelip deniz, kum ve güneş üçlüsünü sonuna kadar yaşayabilirsiniz. Gün batımı ile birlikte eğlence mekanlarına gidip sabah saatlerine kadar durmadan eğlenebilirsiniz. Ayrıca burada 10 km’lik bir yaya yolu bulunmaktadır. Sevdiklerinizle birlikte bu denize bakan yolda romantik bir yürüyüş yapabilirsiniz.

6  Ayia Napa

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğusunda yer alan Aya Napa, gezilip görülmesi gereken harika bir tatil kasabasıdır. Buraya yıl boyunca çok sayıda turist akın etmektedir. Bu şehir denilince akla genelde iki şey gelir. Bunlar gece hayatı ve deniz turizmidir. Yani anlayacağınız eğlence ve tatil gelmektedir. Burada birçok gece mekanı bulunmaktadır. Güneşin batmasıyla başlayıp şafak sökene kadar eğlence doruğuna kadar yaşanmaktadır. Bunun dışında adanın en güzel plajları burada bulunmaktadır. Deniz, kum, güneş ve eğlenceyi doruğuna kadar burada yaşayabilirsiniz. Buraya kadar gelmişken 16. yüzyıldan kalma Ayia Napa Manastırı ve Thalassa Müzesi’ni de ziyaret edin.

7  Cape Greco

Kıbrıs adasının güneydoğu kesiminde yer alan Cape Greco,  bir doğa koruma alanı olup yıl boyunca çok sayıda ziyaretçi ağırlamaktadır. Ayia Napa ve Protaras kasabaları arasında bulunmaktadır. Ülkenin en güzel bölgesi olarak bilinmektedir. Burada bulunan deniz mağaraları yüzmek için harika bir alandır. Ayrıca Uçurumun kenarında beyaz bir şapel bulunmaktadır. İyi fotoğraf kareleri yakalamak içinde oldukça uygun bir yerdir. Ayrıca evlenme teklifi yapmak içinde oldukça romantik bir alandır. Buraya yolunuz düşerse bu harika manzaralı parkı ziyaret edin derim.https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-6793971902422920&output=html&h=410&slotname=5752615633&adk=2129162356&adf=1364751147&pi=t.ma~as.5752615633&w=393&lmt=1632724671&rafmt=11&psa=0&format=393×410&url=https%3A%2F%2Fgezilecekyerler.com%2Fguney-kibris-cumhuriyetinde-gezilecek-10-yer%2F&flash=0&fwr=1&wgl=1&uach=WyJBbmRyb2lkIiwiMTEuMC4wIiwiIiwiTTIxMDFLN0JHIiwiOTMuMC40NTc3LjYyIixbXSxudWxsLG51bGwsIiJd&tt_state=W3siaXNzdWVyT3JpZ2luIjoiaHR0cHM6Ly9hdHRlc3RhdGlvbi5hbmRyb2lkLmNvbSIsInN0YXRlIjo3fV0.&dt=1632724671166&bpp=7&bdt=557&idt=682&shv=r20210922&mjsv=m202109220101&ptt=9&saldr=aa&abxe=1&prev_fmts=336×280%2C336x280%2C336x280%2C393x410&correlator=6563813771625&frm=20&pv=1&ga_vid=1809559730.1632724672&ga_sid=1632724672&ga_hid=1026802827&ga_fc=0&rplot=4&u_tz=180&u_his=1&u_h=873&u_w=393&u_ah=873&u_aw=393&u_cd=24&adx=0&ady=5427&biw=393&bih=736&scr_x=0&scr_y=0&eid=44750344%2C44747621%2C31062912%2C31062919%2C21067496&oid=3&pvsid=3851296323279924&pem=566&ref=https%3A%2F%2Fwww.google.com%2F&eae=0&fc=896&brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C393%2C0%2C393%2C736%2C590%2C1104&vis=1&rsz=%7C%7CeEbr%7C&abl=CS&pfx=0&fu=1152&bc=31&ifi=5&uci=a!5&btvi=4&fsb=1&xpc=Z7eDH7Kgtw&p=https%3A//gezilecekyerler.com&dtd=695

8  Konnos Plajı

Kıbrıs, Akdeniz’in en güzel ada ülkesidir. Bu nedenle oldukça popüler bir yerdir. Kıbrıs denilince akla birçok şey gelmektedir. Bunlardan biri de şüphesiz Plajlardır. Ülkede birçok harika plaj bulunmaktadır. Bunlardan biri de Konnos Plajıdır. Yaz aylarında tıklım tıklım dolan bu palj, adanın en güzel plajı olarak bilinmektedir. Deniz, kum, güneş ve eğlencenin tadına doymak istiyorsanız bu plajı ziyaret edin derim. Sevdiklerinizle birlikte yaz aylarında mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri de burası olmalıdır.

9  Troodos Dağları

Kıbrıs’ın güneybatısında yer alan Troodos Dağları, burada geniş bir alana yayılan dağ kitlesidir. En yüksek noktası olan Olympos Tepesi 1.952 metre yükseklikte bulunur. Dağda birçok küçük, geleneksel köy bulunmaktadır. Buraya gelip bu harika köyleri gezip yeni yerler keşfedebilirsiniz. Yine dağ eteklerinde bulunan patikaları gezebilirsiniz. Buraya kadar gelmişken  Timios Stavros Kilisesini de ziyaret edin.

10  Akamas Yarımadası Milli Parkı

Kıbrıs’ın kuzeybatı ucunda yer alan Akamas Yarımadası Milli Parkı, 230 kilometrekarelik bir alana sahiptir. Burada 168 çeşit kuş, 20 farklı sürüngen, 16 tür kelebek ve 12 farklı memelinin hayat bulduğu bir parktır. Bunun dışında yine birçok bitki türü bulunmaktadır. Ayrıca bu parkın içerisinde 16. yüzyılın başlarında inşa edilmiş bir cami ve birde kilise bulunmaktadır. Kıbrıs’da  ‘güneş-deniz-plajı’  tatilinden daha fazlasını arayanlar  için bu park tercih edebilir.

Sallibarik

Bismillâhirrahmanirrahim

1.  Vel-fecr(i)

2.  Ve leyâlin ‘aşr(in)

3.  Ve-şşef’i vel-vetr(i)

4.  Velleyli iżâ yesr(i)

5.  Hel fî żâlike kasemun liżî hicr(in)

6.  Elem tera keyfe fe’ale rabbuke bi’âd(in)

7.  İrame żâti-l’imâd(i)

8.  Elletî lem yuḣlak miśluhâ fî-lbilâd(i)

9.  Ve śemûde-lleżîne câbû-ssaḣra bil-vâd(i)

10. Ve fir’avne żî-l-evtâd(i)

11. Elleżîne taġav fî-lbilâd(i)

12. Fe-ekśerû fîhâ-lfesâd(e)

13. Fesabbe ‘aleyhim rabbuke sevta ‘ażâb(in)

14. İnne rabbeke lebilmirsâd(i)

15. Fe-emmâ-l-insânu iżâ mâ-btelâhu rabbuhu fe-ekramehu ve na’’amehu feyekûlu rabbî ekramen(i)

16. Ve emmâ iżâ mâ-btelâhu fekadera ‘aleyhi rizkahu feyekûlu rabbî ehânen(i)

17. Kellâ(s) bel lâ tukrimûne-lyetîm(e)

18. Velâ tehâddûne ‘alâ ta’âmi-lmiskîn(i)

19. Ve te/kulûne-tturâśe eklen lemmâ(n)

20. Ve tuhibbûne-lmâle hubben cemmâ(n)

21. Kellâ iżâ dukketi-l-ardu dekken dekkâ(n)

22. Ve câe rabbuke vel-meleku saffen saffâ(n)

23. Ve cî-e yevme-iżin bi-cehennem(e)(c) yevme-iżin yeteżekkeru-l-insânu ve ennâ lehu-żżikrâ

24. Yekûlu yâ leytenî kaddemtu lihayâtî

25. Feyevme-iżin lâ yu’ażżibu ‘ażâbehu ehad(un)

26. Velâ yûśiku ve śâkahu ehad(un)

27. Yâ eyyetuhâ-nnefsu-lmutme-inne(tu)

28. İrci’î ilâ rabbiki râdiyeten merdiyye(ten)

29. Fedḣulî fî ‘ibâdî

30. Vedḣulî cennetî

FECR SURESİNİN ANLAMI

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

1.  Yemin olsun fecre,

2.  On geceye,

3.  Çifte ve teke,

4.  Geçip gitmekte olan geceye!

5.  Akıl sahibi olanlar için, bunlarda gerçeği kanıtlayan bir yemin değeri var, değil mi?

6.  Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine?

7.  Yüksek binalarla dolu İrem’e?

8.  Ki, beldeler arasında onun eşi benzeri yaratılmamıştı.

9.  Vâdilerde kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semûd kavmine?

10. Büyük saltanat ve çok sağlam kaleler sahibi Firavun’a?

11. Bunların hepsi, yaşadıkları ülkelerde azdıkça azdılar.

12. Taşkınlıklarıyla oralarda çokça bozgunculuk yaptılar.

13. Bu yüzden Rabbin onlar üzerine azap kamçıları yağdırdı.

14. Çünkü Rabbin, kullarını devamlı sûrette gözetlemektedir.

15. Ama insan, Rabbi onu varlıkla sınayıp da kendisine ikramda bulunduğu ve bol bol nimetler verdiği zaman: “Rabbim beni şerefli kıldı” der.

16. Buna karşılık onu darlıkla sınayıp da rızkını kısıverince: “Rab­bim beni rezil, perişan etti” der.

17. Hayır! Doğrusu siz, Allah’tan ikram bekliyorsunuz ama kendiniz yetîme değer vermiyor, ona ikram etmiyorsunuz.

18. Muhtaçları doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.

19. Mirastan ne gelse, helâl-haram demeden alabildiğine yiyorsunuz.

20. Malı mülkü de sınırsız bir sevgiyle seviyorsunuz.

21. Hayır! Böyle yapmayın! Yeryüzü birbiri ardınca şiddetle sarsılıp toz-toprak, dümdüz olduğu,

22. Rabbinin emri gelip melekler sıra sıra dizildiği zaman!

23. O gün cehennem de bütün dehşetiyle getirilir. İnsan o gün, tüm yaptıklarını birer birer hatırlar; ama bu hatırlamanın ona ne faydası olur ki?

24. Ölümcül bir pişmanlık içinde: “Keşke sağlığımda şu ebedî hayatım için bir hazırlık yapmış olsaydım” der.

25. O gün Allah’ın vereceği azabı hiç kimse veremez.

26. O’nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz.

27. Ey kâmil bir iman ve sâlih amellerle huzûra ermiş nefis!

28. Sen O’ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön!

29. Dürüst ve samimi kullarımın arasına katıl!

30. Cennetime gir!

Lebbeyk Duası

Lebbeyk Duası, "Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik); Bana hiçbir şeyi eş tutma, tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rüku ve secdeye varanlar için evimi temiz tut."

"İnsanlar arasında haccı ilan et ki; gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler."

Bu Allah'ın evine davetiydi, hiç mümkün mü ki; akıl sahibi bir insan bu davete icabet etmesin, hiç mümkün mü ki; akıl sahibi bir insan bu davete icabet etmekte tereddüt etsin.

Ve bugün Hz. İbrahim'in davetine üç milyondan fazla insan cevap verdi. Cenab-ı Hakk Hz. İbrahim'in davetini yerle gök arasına duyurdu. Bu böyle bir davetti ki, insanlar bu davete icabet etmek, adına her şeylerini veriyorlardı. Asırlardır bu davete cevap vermek için sayısız insan anasından, babasından, evladından hatta canından vazgeçmek pahasına da olsa bu kutsal davete hiç düşünmeden "Lebbeyk" diyorlardı. "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, buyur Allah'ım buyur".

Lebbeyk Duası Arapça Okunuşu

"Bismillahirrahmanirrahim"

  • Lebbeyk Allahümme lebbeyk.
  • Lebbeyk la şerike leke lebbeyk.
  • İnne'l-hamde ve'inni'mete leke
  • Ve'l-mülk, la şerike leke.

Lebbeyk Duası Anlamı

"Allah'ım! Davetine uydum. Emrine boyun eğdim. Senin hiçbir ortağın yoktur. Davetine icabet ederek huzuruna geldim. Hamd sana mahsustur. Nimet ve mülk senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur."

Rivayete Göre, Hadis-i Şerif'te şöyle buyurulmuştur; "Hz. İbrahim, bu emir üzerine bir an duraklamış ve "Ya Rabbi, şu ıssız, sessiz, kimsesiz, ot bitmez, kervan geçmez çölde beni kim duyar, kim benim davetime icabet eder?" deyivermişti.

Mekke'nin siyah taşlarının, dik ve keskin kayalarının ortasında kurbanlık oğlundan başka kimsesi olmayan Halil'in sesini kim duyacak, o sese kim "lebbeyk" diyecekti?

Fakat, Kimsesizler Kimsesi ona, "Sen seslen, Ey İbrahim!" buyur-muştu ve İbrahim bütün insanlığı hacca davet etmişti.

Hac bir vuslattır, Hz. İbrahim aleyhisselam'ın zamanına, Allah Resulü'nün yaşadığı mekana, sahabe-i kiramın sevdasına…

Yüreğinde bu sevdayı taşıyanlarda her sene, ayrı bir heyecan belirir, vakit yaklaştığında…

Binler, yüz binler dökülür yollara ve vadilere, akan seller misali…Rengarenk bir insan manzarası dolar o kutsal iklime… Dünyanın dört bir tarafından akın akın gelen milyonlarca Müslümanın her birinin ağzından ilahi rahmete vesile yakarışlar duyulur, Lebbeyk diye…

Yer ve gök inlemektedir…

"Lebbeyk…" sesleriyle..

Bugün de bu çağrıya uyan, hasret ve hicranla yollara dökülen müminler, "Lebbeyk…" diyorlar…

"Lebbeyk…"

"Emret ya Rabbi, buyur ya Rabbi!…Çağırdın, biz de geliyoruz ya Rabbi!…Davetine sözümüz ve özümüzle geliyoruz, buyur Allah'ım. Ey ortak ve benzeri olmaktan münezzeh Rabbimiz! Hamd Senin, minnet Senin ve mülk de Senin. Sen teksin, eşsizsin, emsalsizsin, buyur ya Rabbi!"

Lebbeyk…hac esnasında ihrama girildiği andan itibaren bayramın birinci günü (Zilhicce'nin 10.günü) Cemre-i Akabe'de ilk taşın atılmasına değin yüksek sesle okunan, ilahi ve kudsi olan mana yüklü davete iştirak…

İşte hac duyurusu kendine ulaşmış ve buna cevap vermiş müminler…Öyleyse yükseltin sesinizi "Lebbeyk…"diye…

Evlilik Hakkında Atatürk

Fikrîye Hanım’ın elim trajedisi Mustafa Kemal’in hayatında büyük bir sarsıntıya sebep olmuştu; fakat Latife Hanım ile olan evliliğini korumak ve o trajediyi geride bırakmak istiyordu.

Paşa’nın yaveri Salih Bozok’un aktardığına göre, Mustafa Kemal Atatürk o sabah kendisini biraz toparlamış bahçede yeni yavrulamış köpekleri tebessümle izleyip avunuyordu. 

Hadiseden en az kendisi kadar etkilenen eşi Latife Hanım’ı yanına çağırarak onun da biraz sükûn bulması için seslendi; fakat Paşa’nın dalgınlıkla yaptığı hata, evliliğinin bir daha düzelmeyecek şekilde uçurumdan aşağı yuvarlanmasına sebep oldu.

O sabah Mustafa Kemal Paşa, eşi Latife Hanım’a seslenirken ağzından Latife yerine Fikrîye ismi çıkıvermişti. 

Yaver Bozok bu olayı şöyle nakledecekti;

Bu, yatak odalarının ayrılmasına kadar varan kavga nedeni oldu. Bununla da sonuçlanmadı, Latife bir telgraf çekerek anne ve babasını Ankara’ya çağırdı.

(Latife ve Fikrîye: İki Aşk Arasında Atatürk – İsmet Bozdoğan)


Fikriye’nin trajedisi ve Paşa’nın bu bir anlık hatası Latife Hanım’ın Paşa’ya olan hışmını iyiden iyiye artırmıştı.

Paşa’nın, Kılıç Ali ile oturduğu bir akşam gecenin uzamasına öfkelenen Latife Hanım Paşa’ya dönerek;

“Kemal, kalkıyor muyuz?” diye sordu.

Latife Hanım’a kulak asmadan Paşa’nın konuşmaya devam etmesi üzerine Latife Hanım hışımla üst kata çıkarak topuklu ayakkabılarıyla, Paşa’nın bulunduğu salonun üst katında, Yaver Bozok’un ifadesiyle ‘Topuk Senfonisi’ne başladı.

Latife Hanım Paşa’nın sohbetini bölmek ve onu da yukarı getirmek için ayaklarını yere üst üste vurarak büyük bir gürültüye sebep oluyordu.
 

kılıç ali, salih bozok, atatürk.jpg

Kılıç Ali (soldan ikinci), Salih Bozok (en sağda) ve Mustafa Kemal Atatürk


Bunun üzerine Paşa, Kılıç Ali’ye dönerek şunları söyledi;

Hayatımda yaptığım hatalardan biri de evlenmektir. İşte görüyorsunuz, ordular yönettim, meclisler yönettim, savaşlar yaptım, kazandım; ama bir kadını yönetemiyorum.

(Latife ve Fikrîye: İki Aşk Arasında Atatürk – İsmet Bozdoğan)


Yaşanan tüm gerilimlerden sonra 25 Ağustos 1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, eşi Latife Hanım’dan resmen boşandı.

Bu evlilik yaklaşık 2 yıl 6 ay 4 gün sürdü. Paşa, bu olaydan sonra bir daha hiç kimseyle evlenmedi.

Lakin bu evliliğin sonrası da öncesi de elim olaylar ve trajedilerle doluydu.

Süreci daha iyi anlamamız için şeridi biraz daha geriye sarmamız gerekecek. 


Çankaya’nın ilk hanımefendisi: Fikrîye

Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara yıllarında hayatına dahil olan ilk kadın Fikriye Hanım oldu.

Fikriye, Zübeyde Hanım’ın ikinci eşinin yeğeni, yani Paşa’nın uzaktan bir akrabasıydı.

Çocukluk yıllarında Mustafa Kemal ile akraba ilişkisi bulunan Fikriye’nin Mustafa Kemal’e büyük bir hayranlığı vardı; fakat Paşa’nın annesi ve kız kardeşi; Fikriye ve Paşa’nın arasındaki ilişkinin duygusal bir münasebete dönüşmesine asla izin vermedi.

Bu durum bilhassa Fikriye ile Mustafa Kemal’in kız kardeşi Makbule Atadan arasında şiddetli kavgaların yaşanmasına sebep oluyordu.

makbule hanım.jpg

Mustafa Kemal Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım (Atadan)


Fikriye sonraları Mısırlı bir zengin ile evlenmiş; fakat onun hareminde olmayı gururuna yediremeyerek İstanbul’a dönmüş bir duldu. (Atatürk’ün Hayatındaki Kadınlar – Altan Deliorman)

Mustafa Kemal’in eski dostlarından Mithat Bey, Mustafa Kemal’in Ankara’daki günlerde Paşa’nın evinde bir kadının olması gerekliliğini Paşa’ya açtıktan sonra Fikriye Hanım’ın İstanbul’dan Ankara’ya getirilmesini tavsiye etti.
 

Fikriye Hanım.jpg

Fikriye Hanım


Atatürk, çocukluğundan beri tanıdığı Fikriye’nin Ankara’ya gelmesi teklifini olumlu yaklaşarak kabul
etti. Fikriye, bunun üzerine Ankara’ya getirildi.

Kısa sürede Çankaya’daki herkesin sevgi ve sempatisini kazanan Fikriye, Mustafa Kemal Paşa’nın şahsi hayatının düzene girmesine vesile oldu.

Kendini her şeyiyle Mustafa Kemal Atatürk’e adayan Fikriye Hanım, bir gün Paşa’nın kendisiyle evlenmesi hayalleri içinde oldukça saadetli günler yaşıyordu.


İzmir alev alev yanarken asıl ateş Latife Hanım’ın kalbine düşmüştü

Mustafa Kemal Paşa, İzmir’e girdiğinde Uşakizadeler’in konağında kaldı ve bu süreçte ailenin Avrupa tahsilli genç kızları Latife Hanım kendilerine refakat etti.

Latife henüz yirmili yaşlarında kumral saçlı, ela gözlü, orta boylu ve yuvarlak yüzlü bir kızdı.
 

Latife Hanım.jpg

Latife Hanım / Fotoğraf: Wikipedia


Eğitimi Mustafa Kemal Paşa’yı etkilerken Paşa’nın da heybeti Latife Hanım’ın gönlünü yangın yerine çevirmişti ve bunlar yaşanırken İzmir alev alev yanıyordu. 

Mustafa Kemal yanan evler arasında Latife Hanım’ın ailesinin konakları da olduğunu öğrenince üzüntülerini bildirmişti.

Latife ise Paşa’ya cevaben;

Neyimiz var, neyimiz yoksa isterse yansın Paşam! Bütün İzmir yansın! Karış karış yansın isterse… Sizin buyruğunuzda yeni bir İzmir yaratırız! Yeter ki siz başımızda olun. Yeter ki size bir şey olmasın.

(Latife ve Fikrîye: İki Aşk Arasında Atatürk – İsmet Bozdoğan)


Mustafa Kemal Paşa ile Latife Hanım arasındaki yakınlaşmaya tanık olan Yaver Bozok’un ise aklı Fikriye Hanım’daydı.

Her ne kadar herkes Latife Hanım’ı Paşa’ya daha çok yakıştırsa da Fikriye Hanım’ın Paşa’yı daha çok hakkettiğine dair hiç kimsenin bir kuşkusu yoktu.

Mustafa Kemal ise annesi ve ablasının Fikriye Hanım’a olan muhalefetini iyi bildiğinden böyle bir evliliği aklından dahi geçirmiyordu; fakat Latife ile evlenmek konusuna da sıcak bakmıyordu.

Bir gün ansızın İzmir’den ayrılma kararı alan Paşa bu durumu Latife Hanım’a bildirmek dahi istemedi; ama Latife’nin bunu öğrenmesi üzerine bir bölük askerini Latife Hanım’ın evinde bıraktı.

Bu Latife Hanım’ı tamamen aklından silip atmadığı ve geri geleceğinin bir işaretiydi; ama Paşa Ankara’ya döndükten sonra Latife Hanım ile mektuplaşmamış kendisine gelen sayısız mektubu yalnızca Yaver Bozok’a gönderttiği kısa telgraflarla cevaplamakla yetinmişti.

Mustafa Kemal, Ankara’ya döndüğünde ilk iş olarak ciğerlerinden hasta olan Fikriye Hanım’ın Avrupa’ya gönderilmesini talep etti.

Zaten Latife’nin ismini gazetelerde duyan Fikriye Paşa’nın bu telkinleri karşısında iyice kıskançlık krizlerine girmiş; fakat Ankara’dan Almanya’ya tedaviye gitmeyi çaresizce kabul etmişti. 


Latife ismi Zübeyde Hanım’ın kulaklarına da fısıldanmıştı

Fikriye, gitmeden kısa bir süre önce birkaç kez kriz çıkartmaya çalışmışsa da bunda başarılı olamamıştı.

Çaresiz ve sessiz bir şekilde Ankara’yı terk etmişti, kendisini uğurlamaya yalnızca Halide Edip Adıvar gelmişti.

Fikriye Ankara’yı terk ettiği sıralarda Mustafa Kemal Paşa, Latife Hanım ile evlenme fikrini zihninde iyice olgunlaştırmıştı.

Bu düşünceler bir şekilde Zübeyde Hanım’ın kulağına da çalınmıştı.

Kurtuluş Savaşı’nın henüz başında İstanbul Hükümeti tarafından Mustafa Kemal’e çıkartılan idam kararı sonrası Paşa’nın yaverini karşısında gören Zübeyde Hanım, oğlu Kemal’in idam edildiği zannına kapılarak geçirdiği inme sonrası bir türlü toparlanamamıştı; fakat Latife Hanım ismini duyan yaşlı ve hasta anne biranda canlanmış hayatındaki son arzusunu gerçekleştirmek için harekete geçmişti.

Zübeyde Hanım İzmir’e gitmek istediğini oğluna bildirdi, Paşa’nın tüm muhalefetine rağmen İzmir’e gitmeyi aklına koyan Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal Paşa’yı ikna etmeyi başardı.
 

Salih Bozok -.jpg

Atatürk'ün Yaveri Salih Bozok / Fotoğraf: Wikipedia


Öyle ki Paşa, annesini uğurlamadan önce ona eşlik edecek Yaveri Bozok’a eğer annesi yolda ölürse yakınsa Ankara’ya getirmeleri; değillerse sonrasında ziyaret edebilecekleri bir yere defnetmelerini rica etti.

Oysa yolculuğa hazırlanan Zübeyde Hanım adeta yeniden gençleşmişti.

Yolda Yaver Salih Bozok’a dönerek, İzmir yolculuğunun asıl amacını Rumeli ağzıyla şöyle açıklamıştı;

Vardır bir Lütfiye İzmir’de. Benim oğlum beğenmiş o kızcağızı… Alıp kendine karı yapacak… Gidip bakayım nasıl bir kızdır, oğluma yakışır mı yakışmaz mı? 

Görür müsün sen benim Mustafa Paşa’mı… Bırakmıştır bir Fikriye, tutturmuş bir Lütfiye.. Sever mi bu Lütfiye benim oğlui, sen süyle Salih oğlum?

(Latife ve Fikrîye: İki Aşk Arasında Atatürk – İsmet Bozdoğan)


Zübeyde Hanım İzmir’e vardığında Latife Hanım tarafından oldukça hoş karşılanmış, hiçbir şeyde kusur olmamasına büyük özen gösterilmişti; fakat Yaver Bozok’un anlattığına göre bu evlilik Zübeyde Hanım’ın içine sinmemişti.
 

zübeyde hanım.jpg

Zübeyde Hanım / Fotoğraf: Wikipedia


Ona göre Latife onun Kemal’ini değil, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’yı seviyordu.

Yani oğlunun kendisinden ziyade temsil ettiği makam ve güç Latife Hanım için Mustafa Kemal’den daha önemliydi.

Eğer Yaver Salih Bozok’un dediği doğruysa ölümünden kısa bir süre önce durumu kendisine şöyle bildirmişti;

Bak evlatçığım… On gün var otururuz bu kızcağızın evinde. Fakat tutmamıştır gözüm bu işi efendim. Bu kızcağız da bilmez benim oğlumu sevmediğini. Sever Mustafa Kemal Paşa’yı, sever Gazi Kemal Paşa’yı. O sevmez Mustafa Kemal Efendi’yi.

(Latife ve Fikrîye: İki Aşk Arasında Atatürk – İsmet Bozdoğan)


Bu konuşma Mustafa Kemal Paşa’ya hiçbir zaman aktarılamadı.

Zübeyde Hanım, oğlu İzmir’e gelemeden hayata gözlerini yumdu. Onun defnedilmesi işlemleriyle Latife Hanım yakından ilgilendi. 

Atatürk, İzmir’e vardığında Kazım Karabekir Paşa ile annesi Zübeyde Hanım’ın mezarına uğradı.

Arkasından Latife Hanım’ın konağına gelerek vakit kaybetmeden Latife Hanım ile evlenmek istediğini Uşakizade ailesine bildirdi.

29 Ocak 1923 yılında sessiz sedasız bir şekilde Muammer Bey Köşkünde Latife Hanım ile dünya evine girdi.


Latife Hanım ve Atatürk’ün evliliği

Mustafa Kemal Paşa ve Latife Hanım evlendikten kısa bir süre sonra sorunlar baş göstermeye başladı.

Latife güçlü ve baskın bir karakterdi. Çankaya’da bazı radikal değişiklikler yapmaya başladı, öncelikle Köşk’ün mobilyaları ve tasarımını değiştirtirdi.

Bu değişiklikler Paşa’nın çalışma odasına uzanınca Paşa, Latife Hanım’ı uyararak durdurdu.

Zaman içerisinde Latife Hanım, eşi Mustafa Kemal Paşa üzerindeki etkisini artırmaya karar verdi.
 

Latife Hanım ve Atatürk.jpg

Latife Hanım ve Atatürk


Bunun için sabahlara kadar süren sofra sohbetlerine bir son verilmesine karar verdi ve eve girip çıkan kişilerin bu kadar kontrolsüz olmasını doğru bulmadığını Paşa’ya iletti.

Atatürk önceleri bu talepleri gülerek geçiştirmişse de Latife Hanım bu konuda ciddi olduğunu gösterdikçe Paşa da sessiz bir direnç oluşturmaya başladı. 

Latife Hanım, geç saatte biten toplantıların önüne geçemeyince yine Yaver Bozok’un aktardığına göre, oldukça sıra dışı bir yönteme başvurmaya başladı.

Buna göre Kemal diye hitap ettiği Atatürk toplantıyı ya da sofra sohbetini gereğinden fazla uzatmışsa üst kata çıkan Latife Hanım topuklu ayakkabılarıyla zemine art arda ve sertçe vurmaya başlıyordu.

Toplantı sırasında Başvekil, Genelkurmay Başkanı ya da bir Valinin olması Latife Hanım’ın bu muhalefetinin önüne geçemiyordu. 

Evlilikleri birkaç kez yıkılmanın eşiğine gelen çifti boşanmadan alıkoyan Atatürk’ün geçirdiği kalp krizi ve dostların araya girmesi gibi sebeplerdi. 


Fikriye’nin trajik ölümü

Almanya’da tedavi olan Fikriye Hanım İstanbul’a dönerek zengin bir akrabasının yanına taşınmıştı; fakat içindeki Mustafa Kemal hasretine dayanamayarak bir gün ansızın Ankara’ya çıkageldi. 

Fikriye Hanım’ın büyük şaşkınlık yaratan ziyaretine rağmen o akşam sofradaki herkes büyük bir dikkat göstererek geceyi atlattı.

Atatürk ve Latife ile aynı sofrada akşam yemeği yiyen Fikriye ertesi gün İstanbul’a döndü; ama nedense ansızın tekrar Ankara’ya dönmeye karar verdi.

Bu kez daha tedbirli davranan Latife Hanım, köşktekileri uyararak Fikriye’nin kendisi bilgilendirilmeden Atatürk’ün huzuruna çıkartılmamasını istedi. 

Köşke gelen Fikriye, misafirlerin bekletildiği salona alınmıştı. Paşa ile görüştürülmeyeceğini anlayan Fikriye tuvalete gitti; fakat uzun süre çıkmayınca durumdan şüphelenen Yaver Rusuhi, Fikriye’nin çantasındaki silahı fark ederek kendisini Çankaya’dan çıkartarak bir arabaya bindirdi ve Paşa’nın kendisiyle görüşemeyeceğini bildirdi.

Arabaya çaresizce binmişti Fikriye, fakat kısa bir süre sonra kurşun sesi Çankaya Köşkü’nden de duyuldu. Fikriye kalbini nişanlayarak intihar etmişti.

Bu trajedi zaten evlilikleri büyük bir sallantıda olan Mustafa Kemal ve Latife Hanım’ın arasına bir bomba gibi düşmüştü.

Daha korkunç olanı ise Fikriye soruşturması hakkında Kılıç Ali’nin söyledikleriydi.

Eğer Paşa, o gün Fikriye ile görüştürülseydi önce Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Latife Hanım’ı ardından kendisini vurarak intihar edecekti;

Kendisini vurduğu tabancadan başka ikinci bir tabanca da Fikriye Hanım’ın belinde, etekliğinin bel kuşağı arasına sokulmuş bir halde bulunmuştu. Bu iki tabancayı taşımasından ve birini tuvalette hazırlamasından tahmin edilmişti ki, maazallah Gazi ile görüşmesi mümkün olsaydı ihtimal Gazi ve Latife Hanım’ı öldürdükten sonra kendisi de intihar edecekti.

(Kılıç Ali’nin Anıları – Hulusi Turgut)


Mustafa Kemal Atatürk bu trajedi ve Latife Hanım ile yaşadığı sorunlardan sonra boşandığını Başvekil İsmet İnönü’ye şöyle bildirmişti;

Aziz İsmet,

Latife Hanım benden önce Ankara’ya geliyor. Birlikte geziyi sürdürmeyi uygun görmedik. Çünkü iki yıllık deneme, birlikte yaşama olanağı bulunmadığına bizi inandırdı. Kararımı kendisine söyledim. Çok kederli ve üzüntülüdür. Yüce kişiliğinizin ve belki de Fevzi Paşa hazretlerinin anlaşmamız için aracı olmasını rica edecektir. Kararım kesindir. Sadece kendisinin olsun, ailesinin olsun onur ve haysiyetini örselemek istemiyorum…


Böylece Mustafa Kemal Paşa, Latife Hanım’dan ayrılmıştı. Latife Hanım sonralarını Mustafa Kemal ile tekrar barışma teşebbüsünde bulunmuşsa da Atatürk, Latife Hanım ile barışmaya yanaşmamıştı.

Latife Hanım 1975 yılına kadar uzun bir hayat yaşamışsa da o da Mustafa Kemal Atatürk gibi bir daha evlenmemiş ve yalnız bir kadın olarak ömrünü tamamlamıştı.