ארכיון חודשי: פברואר 2021

Rome: Total War

Rome: Total War
GeliştiriciFeral Interactive
The Creative Assembly 
YayımcılarActivision – Orijinal
Sega – Mevcut
Feral Interactive (Mac OS X)
YapımcılarThe Creative Assembly
Feral Interactive (Mac OS X)
BesteciJeff van Dyck 
SeriTotal War
PlatformlarMicrosoft WindowsMac OS X
Çıkış20 Eylül 2004
TürlerGerçek zamanlı stratejiSıra tabanlı strateji
ModTek oyunculu oyun
Çok oyunculu oyun 

Rome: Total War ya da kısaca RTWMÖ 270 ve MS 14 yılları arasında Roma Cumhuriyeti ve erken Roma İmparatorluğu döneminde geçen bir strateji oyunudur. Creative Assembly tarafından geliştirilmiş ve Activision tarafından 22 Eylül 2004’te piyasaya sürülmüştür.

Binlerce askerden oluşan antik ordularla muazzam savaşların cereyan edebildiği oyunda yeni bir 3 boyutlu grafik motoru kullanılmıştır. Bu yeni grafik motoru sayesinde savaş meydanında 30.000 kişilik ordular bulunabilmektedir. Orduların strateji ekranında birbirlerine kılıç çektikleri bölgenin, strateji haritasındaki coğrafi koşullarının aynısıyla savaş meydanına aktarılması oyunun göze çarpan özelliklerindendir. Örneğin genel haritada Konstantinopolis’te karşılaşan ordular, savaş ekranında da kurgusal bir arazide değil, Konstantinopolis'in oyuna birebir aktarılmış halinde savaşmaktadırlar. Oyun ayrıca Hannibal BarcaVercingetorixJül Sezar gibi tarihe mal olmuş kişiliklerin yerine geçme, üç Romalı aile JuliiBrutiiScipii ile dünya hakimiyeti için mücadele etme; Yunan şehir devletleriKartacaBüyük BritanyaSelevkoslar ve Mısırlılar ile tarihi baştan yazma şansını oyunculara sunmaktadır. (Bu ülkeler ile oynayabilmek için oyunda ilerleyip Roma ailelerinden biriyle biraz önce anılan ülkeleri işgal etmeniz gerekmektedir.)

Şehir savaşlarına ve kale kuşatmalarına eklenen birkaç yeni özellikle beraber oynayış, oyunun önceki serileri olan Shogun: Total War ve Medieval: Total War ile benzerlikler göstermektedir.

Piyasa sürülmeden önce onlarca övgü alan oyunun grafik ve simulasyonları oyunun piyasaya sürülmesi ile beraber History Channel ve BBC'deki programlarda tarihi savaşların yeniden canlandırılmasında kullanılmıştır. Oyun motorunun gelişmişliği sayesinde tarihî savaşlar, bu programlarda su götürmez bir mükemmellikte yeniden canlandırılabilmiştir.

27 Ekim 2005 tarihinde oyun için Barbarian Invasion (Barbar İstilası) adıyla yeni bir genişleme paketi piyasaya sürülmüştür. Söz konusu ek paket MS 363 ve MS 476 yılları arasında geçmektedir.

İçindekiler

Oynanış

Dünyaya hakim olma felsefesi etrafında geçen oyunda oyuncuların güçlü ordular kurarak en yakın şehirleri en hızlı şekilde şekilde işgal etmeleri gerekmektedir. Bunu yapabilmek içinse teknolojide ileri gidebilmeli, en gelişmiş şehirleri kurarak en modern askerleri üretebilmeli, büyük limanlar, tarım alanları, ticaret yerleri ve geniş ticaret yolları kurarak ya da maden işleyerek gelirin arttırılması gerekmektedir. Bunun yanında da eğlence binaları inşa ederek ve vergi sistemini adaletli bir şekilde ayarlayarak halkın gönlü hoş tutulmalı. Hatta savaş gemileri ile düşman ülke limanları abluka altına alınarak, onların ticaretlerine dolayısıyla da gelirlerine darbe vurulmalı. Oyunu bitirebilmek için belli sayıda şehri ele geçirmek ya da Senato’ya ve dolayısıyla cumhuriyete son verip Roma'da imparatorluğun ilan edilmesi gerekmektedir.

Irklar

Romalılar

Oyunda üç Romalı hane bulunmaktadır. Bunlar Julii HanesiBrutii Hanesi ve Scipii Hanesi'dir.a Bunlara ek olarak bir de S.P.Q.R. yani Senato bulunmaktadır. Bu üç hane ve S.P.Q.R. birbirleri ile müttefik olarak oyuna başlamaktadır. Aralarında savaşamayan bu gruplar isterse birbirine yardım edebilir, isterlerse rüşvet ile diğer grup ordu ve generallerini kendi saflarına çekebilirler. S.P.Q.R. bu üç haneye de farklı görevler vermektedir. Bu görevler isteğe bağlı olarak yapılabilir ya da yapılmayabilirler. Yapıldıkları takdirde S.P.Q.R. tarafından hane ödüllendirilir ve S.P.Q.R.'daki nüfuzları artar. Yapılmadığı takdirde de S.P.Q.R. tavır alır, gerekirse de maddi ceza verir.

Ek olarak S.P.Q.R.'un gözleri özellikle popüler olan hanenin her daim üzerindedir. Fetihler artıkça hanenin popülerliği de paralel olarak artar. Ve bir hane lideri S.P.Q.R.'dan daha fazla güçlendiğini takdirde S.P.Q.R. o haneyi kendisine tehdit olarak görür. Bu aşamadan sonra S.P.Q.R. o hane liderine intihar etmesini emreder. Eğer lider görevi yerine getirir ve intihar ederse yerine varisi geçer, kabul edilmediği takdirde Roma için iç savaş kaçınılmazdır. Ve bir hane yeterli popülerliği elde ederse diğer Roma hanelerine saldırabilir. Bu popülerliği elde etmek içinse 35 bölgenin işgal edilmesi gerekmektedir. Ayrıca halk popülaritesi tam seviye olduğunda da saldırı yapılabilir.

Oyuna başlarken Roma ordusu diğer ülke ordularına göre, daha iyi eğitilmiş ve daha iyi teçhizatlandırılmış askerleri ile üstün bir konumdadır. Nispeten biraz daha zayıf olan Roma süvarileri ordunun aksayan tek yanı olarak kabul edilebilir. Oyuna Gaius Marius reformları da eklenmiştir. MÖ 220 ile MÖ 180 yılları arasında gerçekleşen reform ile Roma ordusu geleneksel hastatiprincipestriarii yapılanması yerine, meşhur lejyoner yapılanmasına geçmiştir ve daha iyi atlı birlikler yetiştirebilmektedir. Ordunun teçhizatları ise paralel olarak gelişmiştir.

Tarihi gerçekler

Oyundaki üç Romalı hane Jül SezarMarcus Junius Brutus ve Afrikalı Scipio'dan esinlenilerek Julii, Brutii, Scipii olarak adlandırılmıştır. Gerçekte Scipii ve Brutii haneleri yoktu. Marcus Junius Brutus Junii, Afrikalı Scipio ise Cornelli hanesine mensuptular.Bir Roma hanesi olan Scipii askerleri Roma'ya girerken.

Oyundaki üç haneli Roma sistemi de tarihî gerçeklere uymamaktadır. Roma Cumhuriyeti S.P.Q.R. tarafından yönetilirdi. Aileler sadece küçük bölgeleri idare edebilir, işgal edilen bölgelere ise S.P.Q.R. tarafından yeni bir yönetici atanır, işgal edilen şehir ve topraklar işgal eden generale ve aileye bırakılmazdı. Zaten generaller dahi S.P.Q.R. ve yöneticiler tarafından atanır, oyundakinin aksine generaller şehir yönetiminde söz sahibi olamazlardı.

Oyundaki birkaç askerî birlikte tarihi gerçekleri yansıtmamaktadır. Şehir Kohortlarıb adlı birlik oyunda Roma'nın en nüfuzlu askerleri olarak gösterilir fakat bu birlikler gerçekte yangın kalelerinde ve gece gözlemlerinde kullanılmıştır.

Oyunda barbarlar bazı özel avantajlara ve dezavantajlara sahiptirler. Örneğin barbarlar taştan kalelerc, ticaret gelirini arttıran ve stratejik yararlar sağlayan otobanları yapamazlar. Daha önemlisi barbarların teknoloji ağaçları üç şehir seviyesi ile sınırlanmıştır. Diğer ülkeler ise şehirlerini 5. seviyeye kadar geliştirebilmektedirler. Bununla birlikte barbarlarda nüfus artışı daha hızlı olmakta, şehirler daha çabuk seviye atlayabilmekte ve böylelikle yetkin askerleri hızlıca yetiştirebilmektedirler. Barbar orduları doğal olarak organize olmamış ordulardır fakat barbar savaşçıları son derece iyi savaşabilen askerlerdir.

Barbar kültürü

Bugünkü Fransa ve Kuzey İtalya'da yer alan Galyalılar geniş topraklara sahip olarak oyuna başlamaktadırlar. Bu ise ticaret alanının genişlemesine ve tarımdan gelecek gelirlerin artmasını sağlamaktadır. Orduları ise piyadeler, okçular ve kısıtlı süvari birliğinden oluşmaktadır. Ordunun ön saflarında Warband adındaki birlik bulunur. İleride çıkardıkları Chosen Swordman ve Forester Archer ile son derece güçlü ordular kurabilirler. Roma senatosunun ilk hedeflerinden biridir. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilirse kilit açılır ve oyuncu bu ülkeyle de oynayabilme imkânı kazanır.

Bugünkü Britanya ve Belçika'da yer alan Britanyalılar geniş topraklara sahip olarak oyuna başlamaktadırlar. Hem Britanya hem de Avrupa topraklarında kurulduğundan dolayı güçlü bir donanmaları vardır ve bu da deniz ticareti gelirlerini artırmaktadır. Orduları ise piyadeler ve warbandlerden oluşmaktadır. Bu birimlerin giderlerinin az olması nedeniyle ordu da kalabalık olur. Ayrıca atlı savaş arabaları da üretilebilir. Druids ve Head Hunters birimleri ile düşmanlarının başına oldukça bela olabilmektedirler. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilirse kilit açılır ve oyuncu bu ülkeyle de oynayabilme imkânı kazanır.

Bugünkü Almanya ve Hollanda'da yer alan Cermenler verimsiz topraklarda oyuna başlamaktadırlar. Topraklarının verimsiz olması ve ticaret gelirlerinin olmaması mecburi olarak fetih yapılmasını gerektirir. YunanistanMakedonya ve Traklar'dan sonra falanks uygulayan tek ülke olan ve zırh delici baltalı berserkerlere sahip olan Cermenler etraflarındaki ülkelerden çok kolay toprak alırken savunma konusunda bu kadar iyi değillerdir. Barbarlardaki en güçlü piyade ordusuna sahiplerdir ve İskitlerle beraber ordusunda kadın savaşçı birim olan iki topluluktan biridir. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilirse kilit açılır ve oyuncu bu ülkeyle de oynayabilme imkânı kazanır.

Bugünkü İspanya'da yer alan İspanyollar Galya ve Kartacalılar ile savaş halinde oyuna başlamaktadırlar. Güçlü piyadelerinin yanında son derece iyi mızraklı birliklere sahiplerdir. Ordusu hem barbar hem Kartaca özellikleri taşır. Bu yüzden oyundaki tek yarı barbar devlettir. Özellikle Bull Warriors birimleri oyundaki en iyi piyadelerden biridir. Kuşatma silahları bulunan ender barbar ülkelerdendir. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilse dahi oyunda yönetilemez.

Bugünkü Romanya'da yer alan Daçyalılar güçlü komşular ile oyuna başlamaktadırlar. Yunanistan, Makedonya gibi güçlü askerî birliklere sahip ülkelere karşı ayakta durmaya çalışan Daçya ordusu ağır piyadelere ve Falxmen denilen ellerinde bir çeşit orak bulunan piyadeye sahiptir. Oyun başında okçu birliğe sahip tek barbar ülkedir. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilse dahi oyunda yönetilemez.

Bugünkü Rusya ve Ukrayna'da yer alan İskitler akıncı atlılara ve ağır süvarilere sahiptir. Oyundaki tek Türk kavmi olan İskit ordusunun büyük bölümü atlı okçulardan oluşur. Oyundaki en iyi atlı birimler İskitlerindir. Özellikle Head Hunting Maiden atlıları rakip tanımaz. Kuşatma araçlarına sahiptirler. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilse dahi oyunda yönetilemez.

Yunan kültürü

Bugünkü Yunanistan ve Türkiye'de yer alan Yunanlar çok önemli kolonilere sahip olarak oyuna başlamaktadırlar. Bir deniz devletleri birliği görünümünde olan Yunan Şehirleri güçlü donanmaları sayesinde ticaret ilişkilerini sıkı tutmaktadır. Hoplitler sayesinde ok ve mızraklı birliklere karşı nispeten korunmalı bir durumda bulunan Yunan ordusu atlı birliklere karşı başarılı saldırılar yapabilmektedir. Ayrıca cretean archers adındaki iyi eğitimli kısa mesafe okçularına sahiplerdir. Armoured Hoplites, hoplitlerden daha dayanıklı birliklerdir ve ordunun belkemiğini oluştururlar. Sparta Hoplitleri ise sıkışmadıkları ya da pusuya düşmedikleri sürece pes etmeden savaşan azimli savaşçılardır. Falanks modundan çıkarıldıktan sonra herhangi bir birliğe kılıçlarını çekerek büyük bir hızla saldırırlar ve birliğin içinde yarık açarlar. Sparta Hoplitleri oyundaki en iyi savunma birliklerinden biridirler. Ancak bu başarıyı atlı birliklerde gösteremezler. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilirse kilit açılır ve oyuncu bu ülkeyle de oynayabilme imkânı kazanır.

Bugünkü Romanya, Bulgaristan ve Türkiye'de yer alan Traklar da tıpkı Yunanlar gibi güçlü donanmaya sahiptir. Yarı çıplak güçlü piyadelere sahiplerdir. Falanks birlikleri de vardır. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilse dahi oyunda yönetilemez.

Bugünkü Yunanistan'da yer alan Makedonlar Büyük İskender'in güçlü ordularına sahiptir. Makedon Falanksları ordunun bel kemiğidir. Uzun mızrakları ve yakından dövüşe dayanıklı zırhları olmasına karşın okçulara karşı dezavantajları vardır. Royal Pikemen birimi oyundaki en iyi falanks birimidir. İskitlerle beraber oyundaki en iyi atlı birliklere sahiptirler. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilse dahi oyunda yönetilemez.

Bugünkü Irak ve Kuveyt'in hakimiyetindeki Mezopotamya'da yer alan Selevkoslar verimli topraklardan dolayı tarımda gelişmişlerdir. Ayrıca Akdeniz'e kıyısı olması nedeniyle deniz ticaretinden de gelir elde etmektedirler. Makedonlar ile benzer ordu yapısına sahip olan Selevkos ordusu aynı zamanda Pers kültürünü de içerisinde barındırır. Makedon Falanksları, hoplit, tırpanlı atlı arabalar, fil birlikleri, cataphract ve lejyoneri de içerisinde bulunduran Selevkos ordusu oyundaki en alternatifli birliklere sahip ordudur. Ama genelde bu orduları onları ayakta tutamaz. Oyun içerisinde 100-150 sene içerisinde yıkılmış olurlar. Ayrıca 4 devletle hep savaş halindedir. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilirse kilit açılır ve oyuncu bu ülkeyle de oynayabilme imkânı kazanır.

Pontuslular oyundaki Yunan kültürünü temsil eden son ülkedir. Doğu Karadeniz taraflarında oyuna başlarlar. Fars etkisi görülse de orduları genelde Yunan birimleri ağırlıklıdır. Falanksları, ciritçi süvarileri, zırhlı atlıları ve savaş arabaları mevcuttur. Güçlü birimleri bulunan Pontus'u iyi idare edenler çok kısa zamanda Anadolu'ya hakim olabilirler. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilse dahi oyunda yönetilemez.

Kartaca kültürü

Bugünkü Tunus'ta yer alan Kartacalılar İspanya, Sicilya ve Sardunya'da da kolonilere sahip olarak oyuna başlamaktadırlar. Ticaret gelirleri oldukça yüksektir. Yetkin piyadeleri, güçlü atlıları ve filleri, nispeten zayıf okçu birlikleri ile çeşitlilik gösteren Kartaca ordusunun en önemli gücü fillerdir. Sacred Band piyadeleri, Roma lejyonlarıyla başa çıkabilen oyundaki ender birimlerdendir. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilirse kilit açılır ve oyuncu bu ülkeyle de oynayabilme imkânı kazanır.

Bugünkü Cezayir'de yer alan Numidyalılar küçük bir Batı Afrika krallığıdır. Topraklarının çoğu çöllerle kaplı olduğundan tarım yok denecek kadar azdır. Ciritçi süvarileriyle dikkat çeken bir orduya sahip olan Numidya hafif mızraklı piyadeleri de ordusunda bol miktarda bulundurur. Oyunun ileri zamanlarında deve sürücülerine de sahip olurlar. Düzgün piyadesi bulunmayan bu devletin lejyon birimine sahip olması oyunun ilginçliklerindendir. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilse dahi oyunda yönetilemez.

Mısır kültürü

Bugünkü Mısır'da yer alan Mısırlılar bulundukları iklim gereği hafif zırhlı askerlere sahip olarak oyuna başlamaktadırlar. Yunan ordusu benzeri piyade birliklerine sahip olan Mısır ordusu sıradan okçu birlikleri ve chariotlara sahiptir. Diplomatik anlaşmalara genellikle sadık kalmaz ve ihanet ederler. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilirse kilit açılır ve oyuncu bu ülkeyle de oynayabilme imkânı kazanır.

Pers kültürü

Partlar, Ahameniş İmpratorluğunu yıkan İskender İmparatorluğu yıkıldıktan sonra İran'a hakim olan Fars kökenli bir krallıktır. Oyuna Irak ve Hazar Denizi taraflarında başlarlar. Ordusu piyade açısından oldukça kısırdır. Fakat atlılar konusunda oyundaki en güçlü devletlerdendir. Ağır zırhlı atlıyı tarihte ilk bulan ve kullanan devlet Partlardır. Katafrakt olarak sadece atları kullanmazlar, develi katafraktlarıda vardır. Zırhlı olmasa da ordularında fil bulundururlar. Atlı okçularıyla vur kaç saldırları için idealdirler. Roma hanelerinden biriyle ülke fethedilerse kilit açılır ve oyuncu bu ülkeyle oynayabilme imkânı kazanır.

Antik Ermeniler bugünkü Azerbaycan, Gürcistan tarafında oyuna başlarlar. Farsi bir topluluk olan Ermenilerin ordusu çeşitli piyadelere, ağır zırhlı katafraktlara, atlı okçulara hatta lejyoner birimine kadar çeşitlilik gösterir. Orta güçte bir orduları vardır. Dikkatli kullanılırlarsa oldukça tehlikelidirler. Pontus'un en büyük düşmanlarıdır. Roma hanelerinden biriyle bu ülke fethedilse dahi oyunda yönetilemez.

Asiler

Asilerr oyunun özel bir parçalarıdırlar ve üç grupta toplanırlar. Bu iç grup Haydut ve Korsanlar, Kaçaklar ve Özgür Köleler, Özgür Krallıklar ve İsyancı Şehirler şeklindedir. Amaçları toprak fethetmek değil, orduların yolları üzerinde pusu kurarak ganimet elde etmektir.

  • Haydut ve Korsanlars

Bu asiler birçok metot kullanarak para çalmanın yollarını ararlar. Yol keser, ticarete ket vurur, ordulara pusu kurar, deniz ticaretini baltalayıp limanların ticaret yapmasını engellerler. Tedbir alınmadığı takdirde büyür ve tehdit oluşturmaya başlar.

  • Kaçaklar ve Özgür Kölelert

Bu asiler genellikle işgal edilen topraklarda varlık gösterirler. Özgür Köleler organize olamamış özgürlük isteyen insanlardan oluşur. Kaçaklar ise daha düzenli ve güçlü ordulara sahip olup tehlike arz ederler. Özellikle bir general etrafında birlik olduklarında şehirlerde isyan çıkarıp işgalci ülkeyi şehirden kovabilirler.

  • Özgür Krallıklar ve İsyancı Şehirleru

Bu asiler özgürdürler. Fakat bir ülke gibi organize olmuş şekilde değil şehir devleti halinde yaşarlar. Güçlü ordular kurduklarında asi şehirleri işgal etmek oyunculara zor anlar yaşatabilir.

Tarihî savaşlar

Rome: Total War oyunculara tarihî savaşları yaşama ve yeniden senaryo yazma imkânı tanır. Oyuncu genellikle rakibe oranla sayıca az olan ordunun kontrolü eline alır. Oyunda mevcut olan tarihî savaşlar şunlardır:

Genişletme paketleri

Barbarian Invasion

Ana madde: Rome: Total War: Barbarian Invasion

Barbar Invasion, Avrupa ve Ortadoğu'daki barbar milletleri kontrol altına alma veya yönetme amacını güden bir genişletme paketidir. Ayrıca bu yeni paket oyuna din gibi önemli bir detayı da eklemektedir. Sefer MS 363 ve MS 476 yılları arasında gerçekleşir.

Alexander

Ana madde: Rome: Total War: Alexander

Alexander, oyuncuyu Büyük İskender'in yerine koyarak bilinen dünyanın yeniden fethedilmesini amaçlar. Sefer MÖ 336 ve MÖ 323 yılları arasında gerçekleşir. Oyuna büyük mali sıkıntılarla başlanıyor. Oyunun amacı 100 tur içinde haritanın her yerini ele geçirmektir. Oyunun Mac sürümü Feral Interactive tarafından 5 Şubat 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

Atlantis

Başlığın diğer anlamları için Atlantis (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.Atlantik Okyanusu'nun ortasındaki AtlantisAthanasius Kircher'in haritası."İmparatorluğun Yıkımı", Cole Thomas,1836

Atlantis (Grekçe: Ἀτλαντὶς νῆσος, "Atlas'ın adası"), Platon'un Timeos ve Critias diyaloglarında ulusların kibirlerini alegorik bir şekilde anlatmak için kullandığı kurmaca bir ada.[1]

Platon'un hikâyesinde Atlantis, "Herkül Sütunları'nın ötesinde" yer alan, Batı Avrupa ve Afrika'nın birçok kısmını fetheden ve Solon'un zamanından 9000 yıl önce (yaklaşık MÖ 9500) Atina'yı fethetmeye çalışan, ancak başarılı olamayıp bir gecede okyanusa batan bir uygarlıktır.

Platon'un eserlerinde kayda değer bir öneme sahip olmamasına rağmen Atlantis'in edebiyat alanında önemli etkileri oldu. Atlantis'in alegorik yanı, Francis Bacon'ın Yeni Atlantis ve Thomas More'un Ütopya gibi eserlerinde de işlendi. Öte yandan, 19. yüzyılın amatör bilginleri Platon'un tarih anlatma üslubunu yanlış yorumlayarak bilimsel temeli olmayan pek çok spekülasyona neden oldular. Bu konudaki en ünlü eser, Ignatius L. Donnelly'nin Atlantis: The Antediluvian World kitabıdır. Bu spekülasyonlar sonucunda Atlantis, tarihöncesinde yaşamış ve ileri teknolojiye sahip sözde kayıp uygarlıkların ortak adı haline geldi ve çok sayıda kurmaca esere, çizgi romana ve filme ilham verdi.

Platon'un diyaloglarında gömülü bir hikâye halinde olan Atlantis, genellikle Platon tarafından kendi politik teorilerini anlatmak için yaratılmış bir efsane olarak görülür. Birçok akademisyen için Atlantis hikâyesinin amacı belirgin olmasına rağmen, Platon'un hikâyesinin ne kadarının eski hikâyelerden derlendiği bir tartışma konusudur. Bazı akademisyenler Platon'un hikâyeyi Thera yanardağ patlaması veya Truva Savaşı'ndaki bazı öğelerle oluşturduğunu savunurken, bazıları ise MÖ 373'te gerçekleşen Helike'nin yıkımı veya MÖ 415-413 yılları arasında gerçekleşen Atina'nın başarısız Sicilya işgali gibi olaylardan esinlendiğini savunurlar.

MÖ 421 yılında Sokrates'in evindeki bir felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kritias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikâye eder. Hikâyeyi dede Dropides'e nakleden ünlü Yunan şair Solon'dur. Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve keşişe göre Atlantis'e ilişkin olaylar MÖ 9000 yılında gerçekleşmiştir.

Plutarkhos'a göre [2] Sais şehrinde Solon'la konuşan rahibin adı Sonchis idi. İskenderiyeli Clemens'e göre bu aynı zamanda Pythagoras'a ders veren Mısırlı rahibin adıdır. Platon'un hem Kritias, hem de Solon'la akrabalığı vardı. Ayrıca, kendisi de Mısır'ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu. Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konudaki bilgileri topladığı fikrindeler. Platon(eflatun)'a göre bu kıta çok zengindi ve soylu insanlar tarafından yönetiliyordu. Bir felaket sonucu okyanusun sularına gömülmüştü.

Kur'an'da "Ad kavmi" diye de geçer,[3] Ad-land; Kuzey dillerinde Ad Ülkesi demektir. Kimi araştırmacılara göre, İbranice’deki, ilk insanı belirten ve adama sözcüğünden gelen "Adem", Sanskrit dilinde “ilk, başlama” anlamına gelen ve Aryenler’in ilk konuşan insan türüne verdikleri ad olan "Ad-i", Frigler’in "Attis", Kafkasyalılar’ın "Adige", Polinezyada’daki "atea", Truva öyküsündeki "Ate", Aztek mitolosindeki "Atzlan" (ada) ve Türkçedeki "ad", "ada", "ata" (pek çok dilde baba anlamına gelir) sözcükleri ile "Ad" kavminin adı arasında etimolojik bir bağlantı olabileceği düşünülmektedir.

James Churchward Atlantis'in efsanevi Mu uygarlığının bir kolonisi olduğunu belirtmiştir.[4] İngiliz ordusunda görevli subay olarak Tibet'te bulunmuş, daha sonra dünyayı gezmiş ve araştırmalar yapmıştır. James Churchward 1883'te, Batı Tibet'te bir manastırda bu belgelerin en önemlilerini gün yüzüne çıkartmıştır. Tibet'te görevli olarak bulunan Churchward, eski dinlerin kökenleri hakkındaki araştırmaları doğrultusunda Tibet'teki manastırları dolaşırken, yolu Batı Tibet'te bir manastıra düşmüş ve bu manastırınBüyük Rahipler Kardeşliğinin önde gelen üyelerinden olan baş rahibi Rishi, Churchward'a, 15 bin yıl önce yazılmış[kaynak belirtilmeli] Naacal Tabletlerini göstermiştir.

III. Ramses

III. Ramses'in yazdırdığı yazılarda, Atlantislilerin büyük su dairesi üzerindeki kara parçasından ve adalardan, dünyanın ucundan, dokuzuncu kuşaktan geldikleri anlatılıyor.[kaynak belirtilmeli] 9. Kuşak da Antik Mısır, Yunan ve Roma'da kullanılan coğrafi bölümlere göre 52. ila 57. Kuzey enlemleri arasında kalan bölgedir.

Ünlü tarihçi Renan ise, şaşırtıcı bir şekilde Mısır sanatının gençlik dönemi olmadığı iddiasında bulunarak Mısır uygarlığı ile ilgili şüphelerini şöyle dile getiriyordu:[kaynak belirtilmeli]Mısır, sanki bu ülke gençlik dönemini hiç yaşamamış gibi, daha başlangıçta olgun, yaşlı ve mitolojik ve kahramanlık çağlarından tamamen yoksun gibi görünmektedir. Mısır uygarlığının bebeklik çağı ve sanatının da kadim dönemi yoktur. Mısır uygarlığı daha o zaman olgundu.

Herodot da 'Euterpe' adlı eserinde, Mısır rahiplerinin yazılı tarihinin kendi zamanından 12.000 yıl öncesine kadar gittiğini belirtiyor. Yani Atlantis'in batışına kadar.[kaynak belirtilmeli]

5400 yıl önce Mısır'daki Siyen (Aswan) kentinin, tam olarak Yengeç Dönencesi'nin altına rastladığı dönemde inşa edilmiş olan Siyen Duvarları, tam güneşin gündönümü anında, öğle vakti, güneş komple bir disk halinde bu duvarların üzerinden yansırken görülürdü. Günümüzde, Avrupa'nın bütün bilim adamları bir araya gelseler bunun bir benzerini yapamazlar diyor tarihçi Keneally Tanrının Kitabı adlı eserinde.[kaynak belirtilmeli]

Atlantis'in konumu

Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeus’da ifade ettiği yaklaşık 50 fiziksel işaretten yola çıkarak, çalışmalarını Kıbrıs yayı ve Levantine havzası olarak tarif edilen Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırdı. Bölge ile ilgili olarak Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin (NOAA) hazırlamış olduğu haritalardan ve veritabanlarından faydalanan Sarmast, bu bilgilerin yeterli olmadığını görünce dünyaca ünlü Jeofizikçi Dr. John K. Hall ile işbirliğine gitti. Dr. Hall, Sarmast’a 1980'li yıllarda bir Rus petrol gemisi tarafından Doğu Akdeniz’de deniz tabanından toplanan dijital verileri iletti. NOAA ve Dr. Hall dan gelen verileri birleştiren Sarmast, bölgenin 3 boyutlu ve bathymetric (derinlik ölçü birimi) haritalarını çıkarttı. Sarmast’a göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıs’tı.[kaynak belirtilmeli] Sarmast Discovery Of Atlantis isimli ünlü eserinde Atlantis’in bu bölgede olmasını güçlendiren bulguları ve nedenlerini açıkladı.

Atlantik Okyanusu

Atlas Okyanusu birçok volkanik hareketlerin sık sık yer aldığı bir yerdir. 1957'de yanardağlar eşliğinde yeni bir ada Azorların yakınlarında ortaya çıktı.

Paul ve Pauline Vayntsveyga Zalittski adlı Kanadalı bir çiftin öncülüğünde yapılan deniz dibi araştırmalarında, Bermuda Şeytan Üçgeni olarak adlandırılan bölgede batık bir şehir bulundu. Araştırmacılar, Küba kıyılarından 700 metre uzaklıkta ve 180 metre derinlikte, yolları, tünelleri, piramitleri ve başka yapıları olan büyük bir şehir keşfettiler. Elde edilen görüntülerde, batık şehirde sıradan piramitlerin yanı sıra camdan yapılmış piramitlerin, Sfenks şeklinde heykel, birçok monolitik yapılar ve bina duvarlarına oyulmuş yazıtların bulunduğu görüldü.[5][6]

Yerkabuğu ve depremler

526 yılında Antakya'da 250.000 kişi, 1042 yılında Tebrizİran'da 40.000 kişi, 1556'da Çin'de 830.000 kişi, 1908'de Messina, Sicilya'da 200.000 kişi, 1923 Tokyo civarlarında 200.000 kişi ve 1976'da Çin'de 700.000 kişi şiddetli depremlerle hayatlarını kaybettiler. Sellere gelince Çin'de 1887'de Huang Ho nehrin taşıması en az iki milyon insanın ölümüne yol açtı. Aynı nehrin 1931'de taşması 4 milyon insanın ölümüne yol açtı.[kaynak belirtilmeli]

Okyanusları ve kıtaları çepeçevre saran yerkabuğu birçok tektonik plakalardan oluşmaktadır. Yerküre'nin çekirdeğindeki patlamalar bu tabakaların yer değiştirmesine, büyük depremlere ve yanardağ patlamalarına neden olur. Yerküre'nin katı dış katmanını oluşturan yerkabuğunun kalınlığının Yerküre'nin çapına oranı çok düşüktür. Yerkabuğu 6 ile 70 km.lik bir katmandır ve yüzeyden derine inildikçe, her bir kilometrede sıcaklık 30 derece artar. Çekirdeğin üstündeki manto tabakası sıcaklık nedeniyle yumuşak ve eriyik magma halindedir. Çekirdekten gelen patlamalar ve basınç manto tabakası tarafından kısmen yutulur. Eriyik haldeki manto tabakasındaki esneklik, nispeten ince olan yerkabuğunu etkileyip karaların alçalıp yükselmesine neden olarak, bu şekilde dağların ve ovaların oluşmalarını sağlar.[7][8][9][10][11] Bu değişimlerin oluşması için milyonlarca yıllık bir süreç gereklidir. Ancak Dünya'nın çekirdeğindeki faaliyetin arttığı ve bunun da yerkabuğunu daha fazla etkilediği aktif bir dönemin olabileceği gözönüne alındığında, bunun kısa bir süreçte yerkabuğunda büyük bir etkiye neden olduğu ve atmosferde de büyük bir değişikliğe yolaçtığı düşünülebilir. Denizlerin karalara olan oranıyla uyumlu olarak, yanardağ patlamalarının % 80'i okyanuslarda gerçekleşmektedir.[12] Kıtaları ve okyanusları çevreleyerek Yerküre'yi saran Okyanus Ortası Sırtı iki farklı tektonik plakayı birbirinden ayırır. Bunların faaliyetleri kıtaların yer değiştirmelerine neden olurlar. Tufan'a ilişkin oluşumun anlatıldığı Başlangıç 7. bölümde geçen sözlere göre, bu olayda okyanusların kaynaklarında meydana gelen bir yarılma ve patlayarak oluşan bir fışkırma olayı meydana gelmiştir. Ayrıca, bu olayların sonucunda karalarda yükseltilerin değişerek dağların yükseldiği, ovaların da alçaldığı kayıtlıdır.[13]

Başlangıç 7:11,12Nuh'un yaşamının altı yüzüncü yılında, ikinci ayda, ayın on yedinci gününde, işte o gün derin suların tüm kaynakları yarıldı [patladı-fışkırdı]' ve göklerin bentleri açıldı. Şiddetli yağmur kırk gün kırk gece devam etti.[14]
Başlangıç 7:17-20Tufan yeryüzünde kırk gün devam etti. Sular sürekli yükseldi ve gemiyi kaldırmaya başladı. Artık gemi yerden çok yüksekte, suların üzerinde yüzüyordu. Sular yeryüzünü kapladı ve çoğaldıkça çoğaldı; gemi ise suların üstünde yüzüyordu. Sular yeryüzünü öylesine kapladı ki, gökler altındaki tüm yüksek dağları örttü; dağları on beş arşın kadar aştı, dağlar sular altında kaldı.

Dağların üst kısımlarında deniz canlılarına ilişkin bulunan fosiller, yüksek dağların bir zamanlar denizle kaplı olduklarını gösteren kanıtları sunarlar. Burada ortaya çıkan sorun, yüksek dağları örtecek kadar suyun nereden gelmiş olacağıyla ilgilidir. Bu suların bir kısmı kutuplarda buzullar olarak depolanmıştır; ancak bu buzullar tamamen eriyecek olsalar bile, içerdiği su miktarı karaların yüksek kısımlarını örtmeye yetmeyecektir. Yakın zamanlarda yapılan bir keşif, okyanusların tabanının daha da altında bulunan büyük bir su kaynağının olduğunu açığa çıkarmıştır. Bu yer altındaki su kaynağı, yeryüzündeki okyanuslardan üç kat daha fazla büyüklükteki bir suyu içinde barındırmaktadır. Bu suların yerin tam 700 km altında bulunan "Ringwoodite" olarak adlandırılan mavi taşların içinde bulundukları keşfedilmiştir. Bu keşif, "işte o gün derin suların tüm kaynakları yarıldı [patladı-fışkırdı] sözleriyle uyumludur. Bu durum, karaları tümüyle kaplamaya yetecek ölçüdeki su kaynağının, yer altındaki bu sular olabileceğini akla getirmektedir.[15]

Kültürlerdeki İzler

Día de los Muertos: Ölüler Günü Meksika'da 31 Ekim ile 1 ve 2 Kasım günlerinde ölüleri anmak üzere yapılan etkinliklere verilen bir addır.[16] Kitab-ı Mukaddes'e göre en eski takvim Eylül ayıyla başlar ve birinci ayın başlangıcı yaklaşık olarak Eylül ayının 14 ya da 15'dir. Buna göre "ikinci ayda, ayın on yedinci gününde" başladığı kayıtlı olan tufanın günümüzdeki tarihi, Kasım ayının 1. ya da 2. gününe denk gelmektedir.[17] Meksika'da ölüler için yapılan bu anmanın tarihinin tufanın başladığı tarihe rastlaması, bunun geçmişte insanların topluca ölmelerine yolaçan bu olayla ilgili olduğunu ve zamanla gerçek anlamının unutulduğunu ya da değişmiş olabileceğini akla getirir.[18]

Buzul Çağı

R. F. Walworth ve G. W. Sjostrom'e göre son buzul çağında su seviyesinin düşük olması Atlantis'in varlığı için yeterli bir sebeptir. Bu iki araştırmacının geniş bir araştırmaya dayanan tezlerine göre, periyodik olarak peşpeşe gelen volkanik patlamalar dünyanın geçmişinde uzun buzul çağları yaratmıştır. Bazı jeolojik izlere göre buzlar bütün kıtaları kaplamıştır, su seviyeleri inip yükselmiştir. Hâlen güncelliğini koruyan ve Donelly tarafından ortaya atılan bir teze göre, Atlantis'in batmasıyla, daha önce onun yüksek dağları tarafından engellenen sıcak Gulf Stream akıntısı Kuzey Avrupa'ya ulaşarak buzların erimesine yol açmıştı. Hâlen yolunda devam eden bu sıcak akıntı Avrupa'nın ısısını bulunduğu enleme rağmen ılımlı tutmaktadır. Oysa, aynı enlemde bulunan Rusya'daki şehirler çok daha soğuk iklimlere sahiptir.

Kuzey Sibirya'da buzlar altında on binlerce donmuş mamut cesetleri vardır. Geçen yüzyıl sonlarında bu mamutlardan en az 20.000 kadar çok iyi durumda fildişi çıkartılarak piyasaya sürüldüğü kaydedildi. Bu mamutların toplu bir felakete uğradıkları ortadadır. Ani bir donmadan ölen bu mamutlardan bazılarının midelerinde hâlen yemekte oldukları otlar bulunduğu görülmüştür.[19] Karbon 14 testleri onların yaklaşık 12,000 yıl önce öldüklerini gösteriyor.[20] Aşırı soğukların olduğu Sibirya mamutlar gibi sıcakkanlı hayvanların yaşayabileceği uygun bir yer değildir. Bu durum Sibirya gibi şimdi çok soğuk olan bölgelerin bir zamanlar ılıman bir iklime sahip olduğuna işaret etmektedir. Bununla ilgili başka kanıtlar da bulunmuştur. Bütün bunlar ani bir iklim değişikliğinin olduğunu göstermektedir. Profesör Frank C. Hibben'e göre son buz çağının sonuna gelen bu devrede, sadece Kuzey Amerika'da 40 milyon hayvan ölmüştü. Amerika'da Niagara çağlayanlarının 12.500 yıl önce meydana geldiği hesaplanmıştır. Cordilleras Dağları yaklaşık 10,000 yıl önce meydana geldiler. Karbon 14 testlerine göre, şu anda Bermuda civarlarında deniz altında olan geniş bir bölgede 11,000 yıl önce sedir ormanları vardı. Bu bölgede yapılan araştırmalarda, Küba yakınlarında denizin 180 metre altında binlerce yıllık antik batık bir şehir bulundu. 1986 yılında Japonya'da (Okinawa) Yonaguni Jima adası yakınında, denizin 25 metre altında Yonaguni buluntuları olarak adlandırılan antik batık bir yapı bulunmuştur.[21] Aynı şekilde İngiltere’ye yakın Kuzey Deniziİrlanda ve Grönland yakınlarında, deniz diplerinde binlerce yıl önce denizin dibini boylamış ormanlar görülür. Olayların çoğu Atlantis'in batış tarihine uymaktadır.

Radyokarbon tarihleme yöntemi ve Atlantis'in batış tarihi

Bu tarihin hesaplanmasında kullanılan Radyokarbon tarihleme yönteminin bir kesinlik içermediği gözönünde tutulmalıdır. Bu hesaplamanın yapılmasında temel etken, karbon 14 ile karbon 12'nin birbirine oranının hesaplanmasıdır. Radyoaktif olmayan karbon 12, uzaydan gelen radyasyonun -kozmik ışımanın- etkisiyle, radyoaktif bir özellik kazanarak karbon 14'e dönüşür.

Karbon 14'ün yarılanma ömrü 5730 yıldır. Karbon 12 ise radyoaktif özelliğe sahip olmadığından aynı kalır. Bütün canlıların yapılarında karbon 14 ve karbon 12 birlikte bulunurlar. Ancak bir canlı organizma öldüğünde, bunların birbirlerine olan başlangıçtaki oranı giderek değişmeye başlar. Çünkü canlı bir organizma öldüğünde karbon 12 ve karbon 14 alımı sona erer ve önceden kendisinde var olan karbon 14 radyoaktif bozunmaya uğrar ve zamanla azalır. Ölen canlı organizmadaki karbon 12'de ise bir değişim olmayacağından, karbon 14'ün karbon 12'ye olan oranı giderek azalmaya başlar. Bu oransal değişimler bir tür saat görevi görürler ve bir canlının ne zaman öldüğü saptanabilir.[22]

Bununla birlikte, Atlantis ve tufan gibi bir olayın etkisiyle atmosferde oluşabilecek bir değişiklik, bu yöntemle yapılacak hesaplamaların doğruluğuna etki eder. Çünkü bu tarihleme yöntemi için, atmosferdeki karbon 14 yoğunluğunun eski zamanlardan günümüze değişmediği varsayılır. Temel varsayımı doğrulamak üzere ağaç halkaları sayımı (dendrokronoloji) yöntemiyle gerçek halka yaşları belirlenen yüzlerce örneğin radyokarbon yaşları da bulunarak karşılaştırılmaları yapılmıştır. Bu karşılaştırmalar temel varsayımın doğru olmadığını, yeryüzündeki karbon 14 yoğunluğunun eski yıllarda önemli miktarlarda değiştiğini, bazı zamanlarda arttığını bazı zamanlarda ise azaldığını göstermiştir. Karbon 14 oranının, karbon 12'ye oranının karşılaştırılmasına dayanan bu yöntem atmosferin hep aynı kalması koşuluyla doğru olabilecektir. Atlantis'in batışı öncesinde atmosferde kalın bir su buharı tabakasının var olduğu kabul edildiğinde, bu durumun güneşten gelen kozmik ışınları şimdikinden daha fazla engelleyeceği ortadadır. Daha az miktardaki kozmik ışın, daha az miktarda karbon 14 oluşturacaktır. Buna göre karbon 14'ün karbon 12'ye göre geçmişte var olduğu düşünülen orantısının yanlış olabileceği ortaya çıkar. Sonuçta Atlantis'in günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce battığına ilişkin hesaplama kesin bir olgu değildir. Bu tarihin 12.000 yıl kadar geriye gitmesi karbon 14 ile yapılan hesaplamanın tam doğru olmamasından dolayıdır. Hesaplamalardaki yanlışlık gözönünde tutulduğunda, Atlantis'in batışıyla ilgili tarihin çok daha yakın bir zaman olması gerektiği anlaşılabilir. Atlantis konusuyla bağlantısı olabileceği düşünülen Nuh tufanının tarihi MÖ 2370 olarak verilir.

Kutsal kitaplarda Atlantis

1947 yılında, Ölü Deniz'e yakın Kumran mağarasında bulunan rulo yazıtlar, İbrani kutsal edebiyatının en eski örneklerini oluştururlar. Bulunan bir yazıta göre Nuh farklı bir fiziğe sahipti. Öyle ki, babası Lamek onun kendi oğlu olduğunu karısı Bartenoş'un yemin ve ısrarlarına rağmen inanmamıştı. Nuh'un "Bakıcılar, Kutsal Olanlar veya devler" in soyundan gelmediğini ancak meleklerden her şeyi öğrenen" büyükbabası Enok (İdris)'a danıştıktan sonra inanmıştı.

Kitab-ı Mukaddes'te (Eski Ahit ve Yeni Ahit / İncil) Enok kitabından yer yer söz edilir. Asırlardır saklanan ve kutsal metinler külliyatından çıkarılan bu kitabın iki farklı nüshası vardır, biri yakın zamanlarda bir Rus manastırında bulunarak Slavonik dilde muhafaza edilmiştir. Adı Enok'un (İdris) Sırlar Kitabıdır. Bu kitapta Enok'un Tanrı tarafından göğe kaldırıldıktan sonra cennet ve cehennem katlarında gördüklerini ve sonradan 360 kitap yazdığını anlatmaktadır. İkinci ve çok daha uzun kitap ise Enok’un Kitabıdır. Burada Nefilimlerin devler olduklarını ve tufandan önceki çöküş devrinde onların insanoğlunun yiyeceklerini tükettiklerini ve bunlar da yetmediğinde insanları yediklerini yazıyor. Bu kitapta, bu çeşit atıflar, dini çevreleri rahatsız etmişti (San Augustine Tanrının Şehri) ve bu kitabın Eski Ahit külliyatından çıkarılmasına, 1772 yılında James Bruce tarafından bir Habeş manastırında bulunana dek, yüzyıllardır ortadan kayıp olmasına sebep vermişti.

Gerçekte ise, Kitab-ı Mukaddes'te Hanok'un (Enok (İngilizce: Enoch): Türkçe Kitab-ı Mukaddes'te Hanok) yazdığı bir kitaptan değil, Hanok'un kendisinden sözedilir.[23] Kitab-ı Mukaddes'teki bilgilere göre, Hanok MÖ 3404 ile 3039 yılları arasında yaşamış bir kişidir. Hanok, MÖ 2970 yılında doğan Nuh'un dedesinin babasıdır ve Nuh'un doğumundan önce yaşayıp ölmüş bir kişi olarak Nuh'u görmemiştir. Hanok Nuh'tan onlarca yıl önce yaşamış bir kişi olup kitap yazmış bir kişi değildir.[24] Aynı şekilde, Nuh'un ne başka bir atası, ne kendisi, ne de Musa'ya kadar soyundan bir başkası bir kitap yazmıştır. Ayrıca zaten bu kişilerin yaşadıkları dönemde günümüzdeki anlamda bir kitap yazılması da söz konusu değildir. İlk defa papirüs kullananlar Mısırlılardır. Bunların devri de daha yakın bir dönemdir. Bu kişiler bütün yaşadıkları olayları ve bilgileri sonraki nesillere sözlü olarak aktarmış kişilerdir. İbrahim, İshak, Yakub ve Yusuf ta buna dahildir. Kumran mağaralarında bulunan Kitab-ı Mukaddes tomarlarının karbon testleri, bunların yaşının Mö. 100-200 yılları arasında olduğunu söylemektedir. Eğer Hanok'un Sırlar Kitabı'nın bunlarla ilişkili olduğu söylenmek isteniyorsa, bu devir hiçbir şekilde Hanok'un yaşadığı devre uymaz. Çünkü Hanok'un ölüm tarihi bile MÖ 3039 yılıdır.

Yaklaşık olarak MÖ 1500'lü yıllarda Kitab-ı Mukaddes'i ilk olarak kaleme alıp yazan kişi, İbrahim'in soyundan gelen Musa'dır. Kitab-ı Mukaddes'teki soy hattına göre Musa, sözlü bir şekilde aktarılan bilgileri ilham altında kaleme almış ilk kişi olmaktadır. Musa'nın yazdıkları tufanı ve öncesini de kapsar. Hanok ile ilişkilendirilen Nefilim denen devler konusu da bu yazılanlar arasındadır ve ilk kitabının 6. bölümünde yer alır.[25] Musa Hanok'tan sözeder; ancak Hanok'un yaşadığı zamanın, Nefilim denen devlerin ortaya çıkmasından yüzyıllar öncesi olduğunu gösterir. Buna göre, gerçekte Hanok Nefilim denen devleri hiç görmeden yaşayıp ölmüş bir kişidir. Musa Nefilim denen devlerin, tufan öncesinde yeryüzüne insan şeklinde maddeleşerek gelen meleklerin insan kızlarıyla evliliklerinden ortaya çıkan bir melez soy olduğunu söyler.[26] Bunların tufan geldiğinde Nuh ve ailesi dışındaki bütün insanlarla birlikte boğularak yok olduklarını anlatır

Sümerler

GÖKTE TANRILARIN SAVAŞI

Sümerliler evreni gök-atmosfer-yer üçlüsünün birliğinde aradılar. Onlar “Dünyanın ve insanların yaratılışı” ile diğer mitlerinde dünyanın oluşumunu bile tasavvur etmişlerdi. Dünyanın oluşumuna kadar insanların, hayvanların, bitkilerin olmaması, ucu bucağı görünmeyen Okyanusu – Nammu’yu dünyanın başlangıcı olarak tarif etmişlerdir. Nammu Sümer mitolojisinde Su Tanrısı olarak bilinir. Nammu sırayla Gök ve Yeri hayata getirmiştir. Sümerler sırasıyla onları An ve Ki olarak adlandırmışlar. An ve Ki’nin nikahından Enlil (atmosfer, rüzgar, hava) meydana gelmiş ve onlar birbirinden ebedi ayrılmıştır. Bunun yanı sıra, An ve Kinin beraber hayatından Anunnakiler (An + Ki = Evren) meydana gelmiş, Gök ve Yerin bağlantısı kurulmuştur. An ve Ki’nin birbirinden ayrıldığı anı Evrenin şekillenmesinin başlangıcı olarak kabul etmişlerdir.

Demek ki, onların kozmolojisinde başlangıç ve sona inanç vardı. Sümerliler Evrenin oluşumunu “gökte tanrıların savaşı” ile ilişkilendirdiler. Yerküre Güneş sisteminde taze yörüngeler sistemine dahil olurken onun kendine mahsus yılı, ayı, günü ve gecesi olmuştur.

Sümerlilerin Güneş Sistemi Güneş, Ay ve on gezegenden ibarettir. Sümerlilerin “Enki ve dünya düzeni” mitinde gösterilen, Sümerlerin bilim tanrısı Enki “göğün yerden ayrıldığı” anı kış zamanının başlangıcı olarak kabul etmiştir. Bazı kil tabletlerde belirtildiği gibi, zamanın başlangıcı şu ana kadar mevcut olmayan olayların listelenmesi yoluyla tarif ediliyordu. Her şeyden önce tanrılardan hiçbiri yoktu, hiçbir şey adlandırılmamış ve kaderleri belirlenmemişti. Gök Yerden ayrıldığı andan itibaren her şey başlamıştı.

Sümerlerin “dünyanın yaratılışı” ile ilgili mitinde Güneş sisteminin oluşumu açıklandı. İlk kez Güneş (Utu) ve onun uydusu Merkür (Kişar) arasında öncelikle eski Nibiru (Nammu) gezegeni ile, sonra ise 3 çift gezegenle birleşmiştir: Güneş ve Nibiru arasında Venüs (Enanna) ve Mars (Nergal), Nibiru arkasında Jüpiter (Enlil) ve Satürn (Ninlil), Güneş’ten daha uzakta Uran (An) ve Neptün (Enki) teşekkül bulmuştur. Son iki gezegen sırasıyla 1781 yılında ve 1846 yılında yeni dönem astronomlar tarafından keşfedilmiştir. Ancak Sümerliler birkaç bin yıl önce onların ilk tasvirini tanrılar sisteminde verdiler. Bu sistemde tanrılar hem birbirini çekiyor, hem de itiyorlardı. Sonraları zıtlıkların birliği ve mücadelesi gibi bilime dahil edilmiş felsefi yasanın içeriğini ilk kez onlar yazmışlardı. Örneğin, Enlil ve Ninlil oranı Jüpiter ve Satürn, Enlil ve Enki – Jüpiter ve Neptün, ayrıca dağıtmak ve kurmak yaklaşımı olarak tarif edilmiştir. Bu demektir ki, zıtlıklar birbirini reddettikleri kadar da birbirini gerektirir. Eğer bu olmasaydı, Sümerlilerin Güneş sistemi hakkında konuşmak mümkün olmazdı. Çünkü her sistem, aynı zamanda, Güneş sistemi de onu oluşturan unsurların karşılıklı ilişki ve etkisinden ibarettir. Kararlı olmayan sistemin merkezinde duran Nammudan 11 uydu oluşmuştur.

Sümerlilerin günlük hayatında ve ilminde on ve on iki rakamı (Güneş sisteminin on iki parçası) önemli rol oynamıştır. O da tesadüf değildir, onların matematiğinin temelinde onluk ve altmışlık sayı sistemi bulunmuştur. Onlar takvim gününü, Güneşin çıkmasından batmasına kadar olan süreyi on iki saatten iki çifte bölmüşlerdir.

Altmış sayısının on ikiye tam bölünmesi Altmış sayısına dayalı sayı sisteminin avantajı olmuştur. Bunun yanı sıra, bu sistemde çarpma işlemi şöyle yapılıyordu: Öncelikle altı on ile çarpılıyordu: (6×10 = 60), daha sonra elde edilen sayıyı yeniden on ile çarpıyorlardı: (60x 10 = 600). Bugün geometri ve astronomide üç yüz altmış sayısı dairenin içindeki açıları temsil eder: bundan sonra yeniden üç yüz altmış sayısını on ile çarparak (360×10 = 3600) 3600 adedini, yani sar adedini bulmuş oluyorlardı. Demek ki, sar veya üç bin altı yüz yıllık dönem Nibirunun Güneş etrafında tur süresi, Nibiru için ise bir yıldır. Sümerliler, Nibiru’da zekalı canlıların mevcut olduğunu düşünüyorlardı ve mevcut dünya zamanından binlerce yıl önce yaşamışlardı. Sümer dilinde onlar anunnakiler – “gökten yere gelenler” olarak adlandırılıyordu.

Sümerlerin kadim metinlerinde anunnakilerin Nibiru’dan dünyaya gelmesi, dünya zamanı ile değil, kendi gezegenlerinin devir süresi ile ölçülmüştür. Demek ki, sar tanrı zamanıdır. Sümerliler anunnakilerin (an (gök) + ki (yer) = evren) dünyadaki ilk Yerleşimlerini “Hükümdar listelerinde” tarif etmişlerdir. Bu listede anunnakiler dünya’ya üç bin altı yüz dünya yılı içinde “Büyük Tufan” a kadar gelmişlerdir. Bu ise Nibiru gezegeninin Güneş sistemi etrafında yüz yirmi kez dönmesi demektir; (120×3600 = 432 000)

Çizgi Filmler

Since our launch 7 weeks ago, we’ve had so many people from across Europe wanting to try @della_vite… so today we’re SO excited to announce that we are taking orders from most of the EU!!! See the shipping section on the site for details 🍾 can’t wait for you all to try it

Will be wearing all 🐆 until further notice… (Kicks are @puma Future Rider Wild Cats)

dear mind please stop thinking so much at nıght ı need to sleep …