ארכיון חודשי: אוקטובר 2017

Offer Nissim ft Maya – İn Your Eyes

Ever since that day
that you looked into my eyes
I knew I wanted to be yours forever

Every day and night
you're all I think about
I know that we belong together

And here we are in each others arms
and I'm praying that we never have to go

Your eyes bright blue as the sky
deeper than the sea
warm as the sun
and peaceful as a light breeze

Your eyes capture me in an instant
and leave me hypnotized
and I get lost every time
in your eyes

Ever since that day
that you looked into my eyes
I knew I wanted to be yours forever

Every day and night
you're all I think about
I know that we belong together

And here we are in each others arms
and I'm praying that we never have to go

Your eyes are like the waves of sky
deep within the sea
warm as the sun
and peaceful as a light breeze

Your eyes capture me in an instant
and leave me hypnotized
and I get lost every time
in your eyes

Every day and night
you're all I think about
I know that we belong together

And since I found you I don’t know what I'd do
if you and I weren’t together no, no, no, no, no, no
you give me life
in a way that I will never be able to describe

Your eyes bright blue as the sky
deeper than the sea
warm as the sun
and peaceful as a light breeze

Your eyes capture me in an instant
and leave me hypnotized
and I get lost every time
in your eyes

 

Kasaba

278722_2.jpg

Sinopsis ve Notlar 

Film, tipik bir Anadolu kasabasında yaşayan ve üç kuşağı bünyesinde barındıran bir ailenin hayatını çocukların gözünden anlatmayı hedefliyor.

Birinci bölüm, ailenin 11 yaşındaki kızının okuduğu, onun toplumsallaşma sıkıntılarıyla ve çevresindeki hayatın birtakım sosyolojik özellikleriyle tanışmasını sağlayan bir ilkokul sınıfında geçer.Mevsim kıştır…

İkinci bölüm, okuldan çıkan kızın, kendisinden dört yaş küçük erkek kardeşini de yanına alarak, tabiatın ve hayvanlar dünyasının gizemleriyle yüzyüze gelmelerine neden olan bir yolculukla, kasabanın dışındaki ve ailelerinin kendilerini beklemekte olduğu mısır tarlasına kadar olan yolculuklarını anlatıyor.Mevsim bahar…

Üçüncü bölümde, o  ana kadar birbirlerinin, tabiatın ve hayvanlar dünyasının gizemleriyle yüzyüze kalmış olan iki kardeş, büyükler dünyasının karanlığına ve karmaşasına tanık olmak durumunda kalırlar… İki kardeş akşam karanlığına doğru tarlaya vardıklarında, ateş yanmış, mısırlar korların üzerine yerleştirilmiş, sohbet başlamıştır.Ateşin etrafında çocukların dede ve ninesi , anne ve babası ve kuzen Saffet vardır.

Dede, Birinci Dünya Savaşı anılarını, İngilizlere nasıl tutsak düşüp Hindistan'a kadar gittiğini anlatır.Açlık,sefalet,savaş yıllarını anlatır.

Baba, analitik düşünmeye, bilime, rasyonelliğe inanan ve bu nedenle manevi dünyası dedeye oranla daha az gelişmiş biridir, zorluklar içinde geçen eğitim hayatının bir bölümünü Amerika'da yapmıştır, o bölgenin okumuş olan tek kişisidir.Büyük İskender hayranıdır.

Kuzen Saffet ise, askerden döneli yıllar geçmesine rağmen bir türlü bir baltaya sap olamamıştır.Hayatı boş ve anlamsız olarak algılar.Bu haliyle bir bakıma şeytani bir gerçekliği vardır.Kasaba onun için hapishanenin ta kendisidir.Nihilizmi temsil eder.

Anne ve nine ise çalışkan, sağduyulu, tipik Anadolu kadınının özelliklerine sahip kadınlardır.İçkinliği temsil ederler.

İlerleyen gece içersinde çocuklar uyku ile uyanıklık arası bir bakışla ateşin etrafına oturmuş ve her biri başka şeyi temsil eden büyükler dünyasının çatışan, çelişen, zaman zaman sertleşen, bazen şefkate dönüşen ve yumuşayan gizemli dünyasına tanıklık ederler.

Dördüncü bölüm evde geçer.Vicdansız, acımasız, yani doğanın kendisi olarak yaşamaya başlayan çocukların ruhunda, diğer insanların yani kültürün etkisiyle şefkat,merhamet,acıma,bağışlama gibi temel insani dürtülerin uyanmaya başlamasını hissettirmeye çalışan, rüyalarla içiçe örülmüş sakin bir bölüm.

Çekimler 1 Mart 1996'da sınıf sahneleriyle başladı.Çekimler daha çok yönetmenin çekimden bir gün önce gece yarısı aldığı notlara bakılarak yapılıyordu.Bu notlar senaryoya göre daha detaylıydı.

Çekim ekibi yönetmen ile asistanı Sadık İncesu'dan ibaretti.Zaman zaman Ankara'dan seti ziyarete gelen yönetmenin arkadaşı Muzaffer Özdemir ve filmin çekildiği Yenice'de yaşamakta olan Mehmet Emin Toprak ile Koza filminde oyunculukta yapmış olan kardeşi Turgut Toprak kamera arkasında yardımcı oluyorlardı.Ama filmin çoğunda kamera arkası temel olarak iki kişiden oluşmaktaydı.

Karakterler

Saffet   –  Mehmet Emin Toprak

Asiye   –  Havva Sağlam

Ali        –  Cihat Bütün

Nine     –  Fatma Ceylan

Dede    –  Mehmet Emin Ceylan

Baba    –  Sercihan Alioğlu

Anne   –  Semra Yılmaz

Öğretmen – Latif Altınbaş

Köyün delisi – Mahmut Özdemir

Senaryo

Okul Bahçesi                                     Dış/Gün

Öğrenciler sıraya dizilmiş 'And' okuyup okula girerler.

Sınıf İçi

Haberler okunur.Yakın plan haber okuyan bir öğrenci. "Bazı semtlere 24 saat su verilmeyecek."

Bir başkası, "Çarşamba günü Fener ve Beşiktaş kupa için karşı karşıya gelecek."

"Demirel bügün cumhurbaşkanı ile görüşecek."

"Dün yine kahvehane tarandı."

"Terör yine can aldı."

Saffet ve koyunlar

Bir bahar günü.Koyunlar yamaca yayılmışlar, otlanıyorlar.Çıngırak sesleri geliyor.Saffet karşı yamaçta bir ağaç dibine uzanmış, ağzında bir ot, koyunları seyrediyor.Gömleğinin üst cebindeki tükenmez kalem cepte bir leke yapmış.

 Ali ve Asiye çınarın yanında

Birkaç yaşlı adam caminin önünde bulunan iri bir çınar ağacının altında uyukluyorlar.Elleri değneğe yaslanmış.Taş gibi hareketsizler.Hareketsiz ve dingin bir dünya.Her şey sonsuz bir sessizliğe bürünmüş gibi.Çocuklar ihtiyarların önünden geçerlerken kendilerine seslenildiğini zannederler.Ha ? gibi bir nidayla o tarafa doğru dönerler.Bir ihtiyar uyanıktır sadece.Çocuklara doğru bakar.Birbirlerine doğru bakarlar bir süre.İhtiyar bütün gücünü toplayıp bir şey söylemek ister.Uğraşır.Ağzı kıpırdar.Ama çabası bir soluğa dönüşür.Belki söyleyecek bir şey bulamaz.Belki üşenir.Ama sonunda bir şey duymaya çalışıyormuş gibi başka bir yöne bakarak dalgınlaşır.Gözü açık uyuyormuş gibi hareketsizleşir.Ali yerden bır taş alıp o yöne doğru fırlatır.İkiside koşmaya başlarlar,ihtiyar arkalarından bakar ,keyifle güler.Sonra yeniden birden ciddileşir.Yeniden dalgınlaşır.

Ali ve Asiye, Issız Cuma

Çocuklar Issız Cuma denen mezarlıktalar.Bir bülbül onlar yürürken öter, durduklarında susar.Asiye dalından erik koparıp yiyor.

ALİ: Mezarlıkta erik yenir mi?

ASİYE: Sen yeme.Mezarın üstüne basma.

Bir kaplumbağa başını içeri çekerek pusar.Asiye kaplumbağayı alıp önüne koyar.Üzerine çıkar.Kardeşi gelir.

ALİ: Kabuğu kırılmaz mı ?

ASİYE: Kırılmaz…Birde ters çevirirsen doğrulamaz bunlar.O şekilde ölür kalırlar.

ALİ: Bende bineyim mi ? Başını hiç çıkartmıcak mı bu ?

ASİYE: Hareketsiz uzun süre beklemen lazım.

Mısır Tarlası      Dede,Nine,Baba,Anne,Saffet,Atiye,Ali

DEDE: Esasen karnımızı iyi doyurabilirsek İngilizleri silip süpürecez amma…

ANNE: Nerde kaldınız? Yine oyuna daldınız , değil mi ?

ASİYE: Issız Cuma'nın ordan geçerken bir avcıya rasladık, babamı tanıyor.

DEDE: Çakır'dan uzunların Hüseyin'dir bu, hep buralarda avlanır.

ANNE: Ben size oyalanmadan dosdoğru gelin demedim mi?Neredeyse hava kararıcak bak.Hem ne diye mısırın içinden geliyosunuz.Öte yandan dolaşsanıza.Vurulcaksınız bigün..

ASİYE: Mısırları ezmeden geçiyoruz biz ya.

BABA: Çocukların üstüne varma..Buraların bayırları da, insanları da güvenilir.Bir şey olmaz.

DEDE: Terzi yapmış mı benim pantolonu.

ASİYE: Yapmış..

DEDE: Ha!

ASİYE: Elli liraymış

DEDE: Hadi elli lira versin de o bana, pantalon onun olsun. Paçalarını kıvırdı.Birde belini gevşeldiverdi…Bre anasını bre… Artık hiç bir şey yaptırılır değil yav…

NİNE:Ver elli lira,ver…Çocuk alsın gelsin işte yarın.

DEDE: Ya anasını ya… Anassını sattığımın..Bizim evi – tek katlıydı o zaman – yirmi liraya aldımdı da, pahalı aldın dedilerdi…Eskiden köye çelimsiz bir berber gelirdi.Kar da olsa kış da olsa haftada bir gelirdi.Kimi bir avuç buğday, kimi üç beş domates verirdi.O ne verilirse verilsin Allah razı olsun der alırdı.Bir kere bile şikayet ettiğini görmedim.Şimdi ne ? Oturmuş dükkana.Ayağına gideceksin…İki şık şık… Ver elli lira… Valla billa bişey yaptırılır gibi değil artık…Paçalarını kıvırdı, bir de belini gevşeldiverdi.

NİNE: Alın kuzucuklarım… Alın bakalım.

ALİ: Daha sütlüsü yok mu ?

NİNE: Hepsi sütlü kuzum

DEDE: Evet ne diyorduk!..

ANNE: Bu sene kirazlar ne çabuk geçti.Havalar sıcak ama rüzgarında hiç sağı solu belli olmuyor.

BABA: İngilizler…diyordun. Peki Hindistan'a geldiğiniz nasıl anladınız?

DEDE: Ha orası çok enteresan bak

ASİYE:Dede baştan anlatsana!Biz kaçırdık…