Cennetten Kovulmak

cennettenkovulmak.jpg

Cennetten kovulan kadınlar…

Cennetten Kovulmak, kısa filmleriyle tanınan Ferit Karahan’ın ilk uzun metrajlı filmi. 50. Antalya Altın Portakal’da en iyi film ödülünü Kusursuzlar’la paylaşan Cennetten Kovulmak, savaşın dışında bir savaş etkisi sunmaya çalışıyor. Aslında ben Kürt yönetmenlerden biraz daha ‘güler yüzlü’ filmler beklediğimi tekrarlayıp duruyorum, onlarla da konuşuyorum  ama onlar henüz böyle bir anlatıma hazır olmadıklarını söyleyip duruyorlar. Aslında sözlü geleneğe dayalı çok keyifli hikayelerin çıkacağına eminim ama şimdilik suskunluk, isyan, barış ve savaşın etkisinde kalmış insan öyküleri üzerinden ifade buluyor Kürt yönetmenler.Cennetten Kovulmak’ın bu anlamda duygu olarak değilse bile anlatım olarak farklı olduğunu söyleyebiliriz. Yani ölüm anına değil, sonrasına ve etkilerine odaklanıyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen ama aslında iç içe geçmeye, paralellik kurmaya müsait iki öyküsü var filmin. İstanbul ayağında inşaatta elektrik mühendisi olarak çalışan Emine var, Muş’ta ise İstanbul’u merak eden, görmek isteyen küçük Ayşe…

Emine’nin Kürt kökenli işçilerle çalıştığı ortamda daha çok kadın olarak kendisini korumaya alması, onun dışında vasat bir hayatının olması, bir şeyler olacak ve hayatı değişecek kıvamında ilerliyor. Zira çok geçmeden doğuda asker olan kardeşinin ölüm haberi geliyor. Ondan sonraki süreç ve Emine’nin değişimi biraz üstünkörü duruyor. İnşaatta ölen işçiyi memleketine götürmek, belki de abisinin öldüğü toprakların izini sürmek istiyor Emine ama o değişim, o sahiplenme hali nedense çok fazla ortaya çıkmadığı için inandırıcı durmuyor. Belki bir parça öfke, bir parça yükseliş ve sonrasında işçinin ölümüyle gelişen algı daha gerçekçi durabilirdi. Ya da kızın bilmediği toprakların izini sürmesine izin verilebilirdi. Ama inşaat işçileri ve orada çalışmaya başlayan kadın mühendis fikri daha önce çok konu edilmediği için orijinal duruyor.

Diğer yandan yedi yaşındaki minik Ayşe’nin yaşadığı göz problemine bir de İstanbul’da okuyan ama memlekete geldiğinde korucular tarafından öldürülen ağabey acısı ekleniyor. Onun İstanbul yolculuğu fikri, yaşadığı toprakların kattığı acıyı geride bırakıyor olması daha anlamlı duruyor hikaye içinde. İki kadının tersine yolculuğu onları birbirine bağlamaya hevesli bir sinema dili yaratıyor ama yönetmen kendi eliyle kurduğu ‘anlama’ halini filmin sonunda yine yok ederek umutsuz bir noktaya taşıyor.

Sanki iki tarafın birbirine geçmesine engel oluyor. Bir anlamda da erkeklerin savaşında kadınların her daim ve çok kolay hedef olduğunun vurgusunu yapmaya çalışıyor. Savaşın acılarını ‘kadın ve çocuk’ gerçeği üzerinden kuruyor.

Sonuçta şu an ‘barış’ süreci olduğu politik taleplerin daha ‘insani’ ortamlarda değerlendirildiği günler. Film 2000’lerin başında geçtiği için çatışmalar devam ediyor ve film bu çatışmaların eksenine odaklanmadan sonrasına bakmaya çalışıyor. Ve film nerede olursa olsun acılar üzerinden bir beraberlik kurma derdinde. Film vicdanı tutma derdinde ama demagoji noktasına çekmekten uzak bir anlatımla yapıyor, acıların yolu metanete çıkıyor. Cennetten Kovulmak çok şey söylemeye çalışsa da etki noktasında bir zayıflığı var, kurmak istediği birliktelik ruhunu karakterlerinin üzerinden geçiremiyor. Ama izlenip kadınların sessiz kalan acılarına eşlik edilebilinir.

cennetten-kovulmak.jpg
Cennetten Kovulmak Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film ödülünü Kusursuzlar’la
paylaştığından beri en merak ettiğim filmdi.
Filmin hikayesi bir inşaattan elektrik mühendisi olarak çalışmaya başlayan orta sınıf bir  Türk ailesine mensup Emine’nin etrafında şekillenmeye başlıyor.Yönetmen daha ilk dakikadan , Emine’nin Kürt işçilere karşı ötekileştiren tutumunu gözümüze sokmayla işe
koyuluyor.Şimdi kalkıp hayır efendim o kadın filmin iddaa ettiğinin aksine tüm Kürtleri kucaklayan eşitlikçi bir birey diye saçmalamayacağım.Ama tam da burdan yola çıkarak Kürtleri inşaat işçilerini böylesine hor gören bir kadının,üstelikte yaşadığı büyük şehirde
hiç tacize uğramamış gibi, inşaata kısa etekle gitmesi filmin ilk önyargılı mesajını veriyor.
Kabul edelim büyükşehirde yaşayan her kadın az çok tacize uğramıştır ve nerede, nasıl giyileceğini bilir.Kürt olsun Türk olsun fark etmez, elli tane işçiyle muhattap olucak hiç bir kadın inşaata etekle gitmez!
Derken Emine’nin ev hayatını izlemeye başlıyoruz.Annenin kızıyla yaptığı, geçen gün bilmem kime rastladık, o vaktiyle bana aşıktı, baban çok kıskandı temalı,hiç bir yere bağlanmayan manasız sohbeti bir kenara bırakıyorum, ev hayatında edindiğimiz en önemli bilgi genç kadının Doğu’da askerliğini yapan abisinin olması.Bunun ardından Muş’a uzanıp
kıt kanaat geçinen bir Kürt ailesinin evine konuk oluyoruz.Evin küçük kızı gözleriyle ilgili ciddi sağlık problemi yaşayan, buna rağmen hayran olduğu büyükşehir yaşamını televizyonda kaçırmadan izleyip, taklit eden dünya tatlısı Ayşe.Ayşe’nin gittiği okulun öğretmeni tabi ki öğrencileri her dakika Kürtçe konuşmayın diye azarlayan, hepsine tepeden bakan Türk öğretmen(Etnik kökenleri tek tek yazıyor oluşum irite edici olabilir ancak aynen filmde de her şey gözümüze sokuluyor.)Bir çok Kürt arkadaşlarımdan dinlediğim Türkçe’yi okulda dayak yiyerek öğrenme olayına rağmen filmin geçtiği tarih 2001 olunca bu öğretmen karakteri fazlasıyla karikatürize.
Ayşe ve lanet olası öğretmeniyle tanıştıktan sonra İstanbul’a geri dönüyoruz.Zaten bütün film ir Muş’a bir İstanbul’a gidip gelerek,iki kanal arasında zap yapıp iki ayrı film izliyormuşsunuz hissiyle sürüyor.İstanbul’a döndüğümüzde şok edici bir ‘süpriz’ bekliyor.Emine’nin askerdeki abisi çıkan çatışmada şehit düşmüştür.Eve gelen askerlerin haberi veriş şekillerinden, evladının ölüm haberini alan bir annenin vasat oyunculuğunu izliyoruz.Bu kaybın acısıyla Emine inşaatta ki işçilere düşman oluyor.
Ailenin gözbebeği olan Ayşe’nin sağlık sorunu iyice ilerlemiştir ama nedense kimse Ayşe’yi doktora götürmez.Ta ki Ayşe’nin İstanbul’da okuyan amcası memlekete ziyarete gelene kadar.Amca ailenin okumuş çocuğu olmanın hakkını verir ve Ayşe’yi alıp doktora götürür.
Hastalığa teşhis konur.Amca ilaçları almak için Ayşe’nin yanından ayrılır ayrılmaz da 90’lardan fırlayıp gelen bir beyaz Toros’tan açılan ateş sonucu hayatını kaybeder.Tam da aynı esnada küçük inşaat işçisi inşaattan düşüp ölür.Muştaki aile öldürülen evlatlarının yasını tutarken, inşaat sahibide başı derde girmesin diye kaçak işçi çalıştırmanın üstünü örtmeye çalışır.Fakat Emine vicdanına söz dinletemez ve Kürşat’ın cansız bedenini ailesine ulaştırmak için yollara düşer.Muş’taki aileninde bir kısmı artık başka çare olmadığına kanaat getirip dağa çıkarken,bir kısmı İstanbul’a göç eder.İşte aslında bütün hikaye cenazeyi ailesine ulaştırmak için hiç bilmediği bir diyara doğru yola çıkan Emine ile hayallerinin İstanbul’una doğru yola koyulan Ayşe’nin araçları yan yana geçerken bir anlık göz göze gelişleri üzerine kurulu.
cennetten-kovulmak2.jpg

Görüntü Yönetmeni – Cemil Kızıldağ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: